El-Hums Hadisi[9]

İbni Vehb, Yûnus aracılığıyla Zührî’nin şöyle dediğini rivayet

ediyor:

-Efendimiz buluğ (yada olgunluk) çağına eriştiğinde bir kadın, Kabe’de ateş közü yapmıştı. Onun kıvılcımlarından biri sıçrayıp Ka’ be örtüsüne gelip yaktı. Kureyşliler’de onu yıktılar. Yeniden yaparlar­ken Rüknün yerine gelince hangi kabilenin onu yerine koyacağı hu­susunda çekiştiler sonunda “Gelin yanımıza ilk geleni hakem edelim” dediler Henüz çocuk olan Efendimiz üzerinde alaca renkli bir kuş akla yanlarına geldi: Onu hakem yaptılar. O da Rüknün bir elbise içine konmasını emretti. Sonra her kabile lideri bir ucundan tuttu. Efendimiz duvara çıktı. Rüknü kendine verdiler, O da yerine koydu. Artık yaşı arttıkça ona olan hoşnudluk çoğaldıda “Emin” diye çağırı­lır oldu. Bu vahiyden önce idi. Bir kurban kesecek olsalar illede gelip Ona yalvarırlar O da kesimde dua ederdi.[10]

Urve, Mücahit ve diğerlerinden, “Beytullah, peygamberlik gelme­den onbeş yıl önce tamiri yapılmıştı” diye rivayet olunur.[11]

Davûd b. Abdürrahman el-Attâr anlatıyor: Bize İbni Huseyn an­lattı ki, Ebû Tüfe yi’e, dayıcığım! Bana Kureyşlilerin Ka’beyi yeniden inşa etmeden önceki durumunu anlat, dedimde şöyle anlattı:

Ka’be önce sadece kuru iri kayalardan Örülmüştü, Çamur sıvalı olamadığından üzerinde çebiçler[12] dolaşırdı. (Daha sonra) Ka’be örtüsü duvarın üzerine Örtülüp uçları aşağı doğru sarkıtıldı. Daha sonra Bi­zans’tan bir gemi (Cidde’ye doğru) geldi. Şuaybe denen yere gelince (karaya vurup) parçalandı. Durumu işiten Kureyşliler, hemen oraya gelip geminin tahtalarını satın aldılar. Bâkûm denen rum bir maran­goz vardı. Mekke’ye geldiklerinde: “Rabbimizin evini yeniden yapsay­dık” diye konuşup bunun için toplantı yaptılar. Taşları Ciyad çevre­sinden taşıdılar. Allah Rasûlû taş taşiyorken belindeki kuşağı çözülü verdi. “Yâ Muhammed! Avret yerin açıldı” diye seslenildi. Allah bilir bu, şekilde ilk nida bu olmuş oldu. Onun avret yeri bundan sonra hiç bir zaman görülmedi.[13]

Ebü’l Ahvas’ta Simâk b. Harb’in şöyle dediğini anlatıyor.

– İbrahim (a.s.) Kâ’beyi inşâ etti..(hadiseyi anlatarak sözü şöyle tamamlar) Uzun zaman geçince Ka’be yıkıldı. El-Amâlika kavmi onu tekrar yaptılar. Yine uzun zaman sonra yıkıldı. Bu kerede Cürhüm kabilesi yaptı. Uzun süre geçipte yıkılınca bu kere Kureyşliler yaptı. Simak hadisinde Efendimizin Hacerü’I Esved’i yerine koyduğunu an­latır.[14]

Yunus, İbni İshak, Abdullah b. Ebî Bekr b. Hazm, Amra isnadiyla Hz. Aişe (r.a.)ın; “Biz Cürhüm’den bir adam ve kadın olan İsef ve Nâile’nin taşlaşıncaya kadar Ka’be’de zina ettiklerini işitirdik” dediği­ni anlatır.[15]

Musa b. Ukbe anlatıyor:

-Kureyşlileri Ka’be’yi tamir etmeye yönelten sebeb şu idi. Ka’be-nin yukarısından gelen seller Oraya ulaşmasını engellemek için yaptıkları bendin Üzerinden aşarak bendi harab etmişti. Halk sellerin Beyte gireceğinden korktu. Bu arada Melih denilen bir adam Ka’be-nin kokularını çalmıştı. Böylece Kureyşlîlerde bunu vesile ederek Kâ’be binasını yenilemek ve kapısını yükselterek diledikleri dışında kimsenin oraya girmemesini istediler. Bunun için gereken yatırım ve işçileri hazırladılar.[16]

Zekeriyya b. İshâk’ın nakline göre Amr b. Dinar, Cabir (r.a.)ı şöyle derken duymuş: “Rasûlû Ekrem (s.a.v.) Ka’beye Kureyşlilerle beraber taş çekerken üzerinde bir izan vardı.” Amcası Abbas ona: “Kardeşimin oğlu izarını çözüpte onu omuzuna taşın altına koysana dedi. O da öyle yaptıda birden bire yediği bir sille ile yere düştü. O günden sonra Muhammed bir daha çıplak görünmedi” Bu hadis ittifakla rivayet edilmiştir.[17] Buhârî ve Müslim bunu İbni Cüreyc’ten de rivayet etmişlerdir.

Müslim Ez-Zencî, îbni Ebî Necİh aracılığıyla babasının şöyle de­diğini anlatır:

-Kureyş ileri gelenleri oturup Ka’benin yapılışına dair konuştular. Daha önceleri Ka’be iri beyaz taşlarla kuru (sıvasız) duvar olarak örülüydü. Kapısı yerde idi. Çatısı da yoktu. Örtüyü duvarın üzerine sarkttıverirler ve örtü duvarın üst tarafından örtünün ortasından bağlanırdı. Ka’benin ortasında girişin sağında Cürhüm kabilesinin yaptığı nezirlerin, Ka’beye hediye edilen eşyaların toplandığı bir kuyu vardı. Orada bulunan şeyler çalındı. Allah (c.c.)de adı geçen yılanı oraya gönderdide ta Kureyş’in orayı yeniden yapacağı zamana kadar geçen beşyüz yıl Ka’beye bekçilik etti. Orada (İbrahim (a.s.)in kurban ettiği koça ait olduğu ileri sürülen)[18]  koçun iki boynuzu Be­ytin ortasında, zinet torbası ile beraber asılı idi…[19]

Nihayet Kureyşliler yıkım işinde İbrahim ve İsmail Peygamber­lerin Ka’be duvarını üzerinde yükselttikleri temele indiklerinde orada kocaman bir deve gibi otuz tane adamın yerinden kıpırdatamadığı bir taş gördüler. Bu kayalar birbirlerine bağlı olduğu için ondan birini hareket ettirdinmi etrafımda sallıyordu. Bunun üzerine Velid b. Mu-ğîre iki taş arasına Felenk (denilen uzun çelikten yapma) âletini soktu (kanırdı.) Böylece büyük bir parça yarıldı. Onu adamın biri al-dıysada elinden kayıp yerine geri döndü. Geri düşünce Öyle bir şimş ek (kıvılcım çakması) meydana geldi ki gözlerini kör edeyazdı. Bütün Mekke sarsıldıda işi bırakmaya mecbur kaldılar.[20]

Beytullah’ı yapmaya toplanan para yetmemişti. Bunun üzerine Beytin kaidelerini kısaltıp yetebildikleri yere kadar çevirip, kalan kısmımda Hıcr-ı İsmail’de bırakmaya karar verdiler. Böyle uygulayıp altı zira ve bir karış kısmını Hıcr tarafında yapmadan bıraktılar. Ka­pısını yükseltip (onun giriş eşiğini) taşla doldurarak selin ve isteme­dikleri insanların oraya girmesine engel olmaya çalıştılar. Ka’be’yi bir sıra taş bir sıra kereste koyarak yapıp Rüknü Hacer’in yerine gelince onu kimin koyacağı konusunda yarışmaya girdiler. (Ravi kıssayı an­latarak sözü şuraya getirir.)

Beytullah’ı, bir sıra taş, bir sıra kereste koyarak yükseltip damı­na kadar geldiler. Rum marangoz Bâkûm onlara: “Damını düzmü yoksa sıkıştırılmış topraktan meyillimi yapmak istersiniz” diye so­runca onlarda, “düz olsun” dediler. Beytin içine iki sıra halinde altı sütun diktiler. Dış yüksekliğini on sekiz zira (ölçüsünde) yaptılar. Daha önce ise bu dokuz zira idi. Beyt’in içinden dışarıya çıkmak için keresteden bir merdiven yaptılar. Çatısını ve duvarlarını iç ta­raftan sütunlardan itibaren süslediler. Oraya Peygamber, Melek ve ağaç resimleri yaptılar. İbrahim (a.s)’ı fal atan bir adam gibi yaptılar. İsa ve Annesinin resimlerini yaptılar. Ka’bedeki hazine yerine geçen kuyudaki süs eşyalarıyla koçboynuzlarını çıkarıp Ebû Talha el Abde-rî (Abdullah b. Abdü’l Uzza b. Osman b. Abdüddâr b, Kusay) ye bı­raktılar. Kuyudan Hübel’in putunu çıkarıp Makam-ı İbrahim’in yanına diktiler. İnşaatı tam bitirince hepsini yerine götürdüler. Sonrada Ka’ beyi, Yemen’de yapılma bir kadife kumaşla örttüler. [21]

– İbni Ebî Necîh’in babasından naklettiği hadise göre Huveytib b. Abdu’l Uzzâ ve diğerleri şöyle anlatıyorlar: Mekke fethi günü olunca Rasulullah, Beyte girdi. Bir elbise ıslatılmışını söyleyip bu resimlerin silinmesini emretti. Ellerini İsa (a.s.) ve Annesinin resimleri üzerine koyarak şöyle buyurdu. “Ellerimin altındakilerden başka hepsini silin![22] Bunu Ezrakî na­kleder.

İbni Cüreyc anlatıyor: Şamlı Süleyman b. Mûsâ, Ata b. Ebî Ri-bah’a sormuştu, bende işitiyordum.

-Beytullah’ta Meryem ile İsa’nın resimelerinin asılı olduğu zama­na yetiştinmi? Atâ’da “Evet Meryemin süslü, kucağında oğlu İsa otu­rur halde resminin asılı olduğu vakte yetiştim. O zaman Beytullah’ta altı tane sütun olarak dikilmiş direk vardı. İsa ile Meryemin resim­leri giriş kapısını takiben gelen direkte idi” Bende (İbni Cüreyc) Ataya: “Peki o resimler ne zaman yok oldu” dedimde, Ata:

“Abdullah b. Zübeyr’in (hilafeti) zamanındaki yangında” dedi. Bende: Yani Rasülullah’ın devrinde de silinmeden kaidımıydı? dedim. Bunun Üzerine o:

-Bilemiyorum. Ancak sanıyorum Onun zamanında da dursa gerek,  dedi.[23] Dâvud b.  Abdirrahman  İbni  Cüreyc’in   “Sonra   aradan hayli zaman geçince Atâ’ya tekrar gelip sordum da” İsa ile annesinin resimleri orta direkteydi, dedi.[24]

Ezrakî derki: Bize Dâvud (b. Abdürrahman) el Arar b. Dinar’dan k r der.)

şöyle dediğini  anlattı: Yıkılmadan  evvel  Ka’be’de îsa ve Annesinin resimlerine  rastladım.[25] (Ezrakî devamında dedesinden  şöyle  nakleder.)

-Dâvud b. Abdürrahman anlattı “Bana Ka’be hizmetçilerinden birisi Müseyfi b. Şeybeden Rasululllah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu haber verdi: Yâ  Şeybe! Ellerimin  altındakiler hariç bütün  resimleri sil. (Şeybe derki) Sonra Rasûlulİah ellerini îsa ve annesinin resimlerinin üzerinden kaldırdı.[26] El Ezrakî derki: Said b. Salim Yezid b. lyaz b. Ca’debe yoluyla İbni Şihab’ın şöyle dediğini haber verir:

Nebi (s.a.v.) Ka’benin (Beytin) içine girdi. Orada resimler vardı. İbrahim (a.s)ın resmini görünce «Allah canlarını alsın! Onu fal bakıcı bir şeyh yapmışlar» buyurdu. Sonra Meryemin resmini gördüde elini üzerine koyup. “Me-ryemin resmi hariç buradaki bütün resimleri silin” buyurdu. Sonra El- Ezrakî (Ahbanmn) burasında buna benzer bir hadiseyi ayrı bir isnad ile rivayet eder. Bu rivayet {İbni Şihabm sahabe olmaması se­bebiyle) mürseldir. Ama Atâ b. Ebi Ribah iie Amr b. Dînâr’m (yukar­da geçen sözleri) sabittir. Ancak bu anlatılan mesele bu güne kadar hiç duyduğumuz bir şey değildir.”[27]

[9] El-Hums: Dinde aşın giden anlamına gelir. Peygamberlik öncesi Kureyş Ka’beye bağlılıkta aşırı olunca bu adla anılır olmuştu. İbni Hişânı’ın 1/199da îbni İshaktan nakline göre Kureyş “biz İbrahim oğullarıyız, Harem halkıyız, Beytıılllnh’in velileri Mekke’nin sakinleriyiz. Arab da bizim gibi hakkı olan, bizini gibi mertebesi olan yoktur. En tanınanı biziz. Haremi ıılııladığımız gibi Hillİ ıılulanıayin. Öyle yaparsanız arablar hürmetinizi ha­fife alır.” dediler. Böylece Hill mıntikasındaki Arafatta vakfeye durmayı, oradan Müzdelife’ye İfâda etmeyi bıraktılar. Halbuki bunun Hac nıeşâiri olduğunu hililyorlar. İbrahim in dininden ve Hacdan olduğunu itiraf ediyor­lardı. Bunun için diğer araplarm bunları yapması gereğine inanırlardı. “Ama biz Harem halkıyız onun için harem mıntıkasını çıkıp hille gitme­miz hürmetsizlik olur. Diğer yerleri Harem gibi kutsi sayamayız.” dediler. Sonra doğanlarda bunu aynen uyguladılar. Ardından da bunlara bazı ilave­lerde yaptılar”

Yıllardır Mekke halkına şaşar dururdum. Hac vesilesiyle yirmi yirnıibeş yıldır tanıdığım nice ev sahibi Mekkeli. halâ hac etmediklerini söylemiş İerdi de inanmak bize çok zor gelmişti. Bu bilgiyi görünce “Acaba hâlâ câhitiye döneminden kalma bu adet geçerlimi'” diye düşündüm.

[10] Musannef’te Abdürrezzak olayı Ma’mer aracılığıyla verir h. no. 9104 Fet-hü’l  Bari 3/285  İbni Kesir 2/300.  Ezrakî Ahbar’u Mekke   1/99-100 (Öbür baskı 1/158) El-Marife Vettârih 3/252 İbni Kesir buradaki “baliğ olunca” igadesini garip bulup, “İbni İshakında kesin olarak belirttiği gibi Efendimizi o zaman yirmibeş yaşındaydı,” der Beyhakî Delâil 2/57 Sebilü’l Hüdâ ver Rüşd 2/232. 

[11] Bu Zühri’nin talebesi Musa b. Ukbenin meğazisinde de böyle geçer. Bak Delâil İn Nübüvve 2/60; Abdürrezzak da bunu Mücahitten 9103 no ile na­kleder.

[12] Toroslarda oğlağın erkeği “çebiç” olarak adlandırılır. Erkek oğlak diye tercemede olabilirdi. Gönlüm asıl Türkçe kelimenin kaybolmasına razı olmadı.

[13] El- Ezraki Tarihi Mekke 157-15S İbni Sa’d 1/145 İthafül Vera 1/144, Sû-bûlû’l Hûda 2/227 Abdürrezzak Musannefinde olayı daha geniş aynı ri­vayetle anlatır. 5/102 no:9106.

[14] Ahbaru Mekke 1/62  Şifâül Gırâm  1/152

[15] Ahbâru  Mekke   1/119;  Beyhakî Delâil  2/64; Mecmâuz  Zevâid 3/296; İhni Hişam  1/83; El-Kelebî el-Esnâm.

[16] Beyhakî Delâil 2/38, İbni Kesir Sire 1/275

[17] Buharı Salat 8/8 Müslim Hayz 1/340 Müsned 3/310-333-5/455.

[18] İlave kısım El-Ezrakî’nin Ahbânı Mekke’sindendir, s. 16

[19] Zehebî burada daha önce geçen “kadının birinin Ka”beyi yakma hadisesini. Ciddeye yakın yerde bir rum gemisinin batmasını, Kureyşin Tahtaları geti­rip para toplayıp Kaleyi tamire başlama olaylarını atlar. Çünki bunlar ayrı yollarla önceden geçmiştir.

[20] Bu bölümü Beyhakî Delâiîinin 2/61. sayfasında İbni Abbas (r.aj’tan nakle­der. Zehebî buradan da bir kısmını atlar.

[21] Ezrakî Ahbarü Mekke  1/164-167

[22] Ezrakî 1/165 Bu  ve  bundan   sonraki  dip  notun  {18  nolu)  ileriki  dipnotta gelecektir.

[23] Ezrakî  1/67 Ezraki bıırda direkleri şöyle resmeder.

Ezrakî’de bunun sonunda Süleyman’ında Atâ’ya “Yani O resimler silindikten sonra Beytte olacağına ne diyorsun?” diye itiraz yollu soruşunu onunda: “Tanı nasıldı bilemiyorum. Ancak ben bu resimlerden ikisine yetiştim sil­me izi üzerinde belliydi ” dediğini ilave eder. Burada merhum Zehebî’nin kalemi bir alt satırdaki isimle karışmış olsa gerek.

[24] Zira Ahbarû Mekke’de bu soruya “İbni Cüreyc dediki: Atâ’ya aradan hayli zaman.” diyerek olayı anlatır. Ve Davud yoktur. Davud hemen onun altın-ıda gelir ama Zehebî onu Davûd el Attâr diye yazmış doğrusu ise”Davud b. Abdirrahman d ir. Bak Ahbâru Mekke 1/168

[25] Aynı yer.

[26] Ezrakî  1/168 Buharı Tarih-i Kebîr S/70. TaberAnî Kebir 7/359 Beyhakî De-lâil 5/146.

[27] El- Ezrakî  1/169.

      İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/134-140

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: