Konunun Taliki

Zehebî rivayet olarak İbni Şihab hadisini mürsel diye söylerken Atâ ve Amr’m “Beyne resim gördük” dediklerinin sabit olduğunu ama böyle bir sözün şimdiye kadar başka hiç kimseden duyulmadığını izahla olayı red­detmiş oluyor. Gönlüm bu kısa izaha razı değildir. Hadiseyi ve hadisi izah şarttır.

-Bir kere İbni Şihâb-ı Zührî ashab değildirki Mekke fethini görmüş gibi anlatabilsin. Ashabdan bu şekilde bir nakil söz konusu değildir. Tabiinden birinin ilmi ne olursa olsun ashabın bildirmediği bir haberi üstelik din ruhuna zıt bir haberi nakli sahih olamaz Burada 180 nolu talikta geçen hadisi gerçi Huveytıb h Abdi’l Uzzâ nakleder. O AshabdanJır. Ama bence (kimsede bu izahı görmediğim için diyorum) bu Huveytıb (r.a.)m haberide mürseldir. Çünkü Buharî’nin ve Vakidi’nin bildirdiğine göre O, Mekke fe­thedildikten sonra müslüman oldu. Efendimiz Mekke’ye girince son derece korkup ailesini bırakıp Avfın bahçesine sığındığını, sonrada Ebû Zer’İn araya girmesiyle can emniyeti aldığını İbni Sa’d tabakatında anlatır.

Yine îbni Hacer ve Zehebî’nin (Tecridinde 1496 nolu terceme) bildir­diğine göre  önce  MüeİIefe-i kulubden  olup  daha sonra iyi bir Müslüman Ma’mer   b.  Râşid,   Abdullah  b.  Osman   b.   Haysem   den   Ebû’t olmuştur. Yahya b. Mâin onun Efendimizden naklettiği hiç hadis olmadığı­nı bildirir. Demek ki Huveytıb (ra.)ın Efendimizin Meryem ve İsa ile ilgili verdiği hadisin hadisesi olduğu zaman henüz müslüman değildir. Haber bu noktasıyla kesiktir. Hadisi Huveytıbdan nakleden Necîh Ebû M a “şer es-Sindî Meşhur meğâzi yazarlarından isede, bir çok iyi bilgilerinin yanında zayıfları nakleden biri idi. İbni Maîn, İbni Ebî Şeybe. İbni Medînî, Nesâî, Darakutnî bu zatı zayıf sayarken Buharı T. Kebir’inde 8/114 (no: 2397) onu “Münkerü’l Hadis” deyip İbni Mehdî’ninde onun “Maruf ve Münker” rivayetleri olduğunu söylediğini anlatır. İbni Adiy onu hem zayıf sayar hemde hadisleri yazılabilir der. Bu zat hicrî yetmişlerde ölmüştür. Oğlu Muhammed “Tİrnıizî’nin şeyhi olup. hadiste biraz gevşektir” denilir. Ha­disin bundan sonraki râvisi Müslim b. Halid ez Zencî’yi; Buharı; Yahya ve pek çok kıntikçi zayıf ve münker sayar. Zehebî onun naklettiği bir çok hadisi sayıp “İşte bu hadisleri rivayet etmek kişinin (ilmi) kudretini alıp onu zayıf saydırır.” der. Hadis her hali İle zayıftır. Zehebî’nin Atâ’dan ve Amr’dan “sabit”tir İfadesiyle verdiği habere gelince onda tenakuz var. Çünkü İbni Cüreyc olayı önce Atâ’dan dinleyip itiraz yollu soru soruyor ve “Ne yani Allah Rasülü onu ilk fetih zamanı sildirmişken kendi devrin­de bu resimler nasıl Ka’bede hala durabilir demiş oluyor. Orada Atâ bu resimin kapı girişinin yanındaki direkte olduğunu söylerken İbni Direye’ nin ikinci rivayetinde yıllar sonra bunu Atâ’ya tekrar sorunca “Ortadaki direkte” demiş oluyor ki bu bir tenakuzdur, ve haberin sıhhatine gölge düşürür. Hem Atâ’nın buradaki rivayetine Zehebî’nin almadığı şu ifadede Ezrakî’de vardır. “Bilmiyorum ama ben bu resimlerin ikisini üzerlerinde silinme izi hala mevcuz iken görmüştüm. (Ezrakî 1/168)” İşte bu ifade kanatimce şu ihtimale yer verir: Tabi haber sabih ise…………

-Atâ bizzat bu resimleri değil resimlerin kazındığı direkleri görmüş olsa gerektir. İfadeden hu anlaşılır. Yada kazınmış olsada hâlâ anlaşılabilir bir şekilde izi kalmış olabilir. Yoksa bu konuda gelen o kadar sahih haber bunun tam zıddınadir. Mesela Buharî Enbiya’da 60/8 İbni Ebî Şeybe Mu-sannef’inde (14/487-488-489’da) Abdürrezak Musannef’inde (no:19485) Beyhakî S. Kübrasında (5/158) ve Delâilinde (5/72) İmam Ahmed Müs-ned’inde (1/334-365,) İbni Hibban Sahih’inde (7/541) (El-İhsân) ve Hakim Müstedrek’inde Cabir, İbni Abbas ve Abdullah b. Mesûd (r.a.)lardan şöyle naklederler: (İfade Buharî’nin İbnİ Abbas rivayetidir:) Rasulullah Mekke (fethinde) Beytullah’a geldiği zaman oraya girmekten sakınmıştı. Çünkü orada   ilahlar  vardı.   Emrettide   onlar  oradan  çıkarılıp  temizlendi.  İbrahim Tufeylin şöyle dediğini haber verir: Beytullah yapılıyorken insanlar taş çekiyordu, Peygamber (s.a.v.)de onlarla beraberdi: -Elbisesini soyup omuzuna aldı. Bunun üzerine “Avret yerini açma” diye nida edildi: Oda taşı yere bırakıp elbisesini giydi. Bunu İmam Ahmed Müsnedinde nakleder.[28]

Abdurrahman b. Abdillah ed Deştekî, Amr b. Ebî Kays, Simâk, İkrime- İbni Abbas (r.a.) isnadıyla Hz. Abbas’ın şöyle dediğini anla­tır:

-Ben ve kardeşimin oğlu (Muhammed s.a.v.) omuzumuzda taş çe­kiyorduk. İzarlanmizda taşın altında idi. İnsanlar etrafımızda çoğa­lınca izarlarımızı belimizden aşağı tutardık. O önümde yürüyorken birden bire yüzü koyun yere sürçüldü. Taşımı atarak ona doğru koş tum gökyüzüne bakıyordu. Ona, “Sana ne oldu” deyince:

Çıplak olarak yürümekten men edildim,” dedi. Ben bu olayı, deli derler korkusuyla insanlara söylemedim. Bu hadisenin   bir  benzerini  Kays  b.  El-Râbi de Simâk’tan  rivayet ediyor. [29]

Hammad b. Seleme. Dâvûd b. Ebî Hind -Simak b. Harb. Halid b. Ur’ura yolu ile Hz. Ali’nin: «Kureyş Hacerü’l Esved’i yerine koyma ve İsmail (a.s.)iarın resimleride ellerinde fal okları atarlarken resmedilmiş olarak oradan çıkartıldı. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.\t): Allah onları kahretsin İbrahim ve İsmail asla fal oku taksimi yapmadılar” buyurdu.

Hem bıı hadiste olduğu gibi Efendimiz resim ve put olan yerlere girmek­ten sakındığı nıiitevatir bir husustur. Hangi şey oraya giripte İsa ve Me­ryem’in resmini bıraktırmayı gerektirir. Öyle olsa İbrahim (a.s.)ın resminin kalması daha uygun olmazmiydı. İbni Hacerin ifede ettiği gibi içindeki asılı resimler çıkarılmış boyalı resimler silinmiştir Hem İbni Hişam da aynı hadiseyi anlatır. Efendimizin bu İfadesini belirtir ama “ellerini Me­ryem ile İsa’nın resmi üzerine kapattı” diye bir ifade yer almaz. Bu hırı-stiyanlann uydurduğu bir şey olsa gerek.

hususunda çekişip kapıdan ilk giren kimsenin onu koyması hususunda anlaştıklarında, kapıdan ilk giren Nebi (s.a.v.) olmuş ve Kureyşlilerde “Emin geldi” demişlerdi,» dediğini rivayet ediyor.[30]

Süleyman b. Hamza, Muhammed b. Abdi’l Vahit -Muhammed b. Ahmed- Fatıma b. Abdillah- İbni Büreyde – Taberanî- İshak b. İbra­him Abdürrezzak Ma’mer- İbni Huseym- aracılığıyla Ebû-t-Tufeyl’in şöyle söylediğini haber verir.

-Cahiliye döneminde Kâ’be duvar taşları aralarına çamur konul­madan sadece kuru taşlarla örülmüştü. Üzerinden sıçranacak kadar bir yüksekliği vardı.[31] Çatısızdı. Ancak üzerine örtüsü örtülüp örtü­nün uçları yere sarkıtılırdı. Haceru’l Esved Kâ’be duvarının dışına konmuştu. Halkanın şekli gibi iki rüknü var idi. Rum diyarından gel­mekte (Habeşe gitmekte) olan bir gemi Cidde yakınlarında karaya vurup parçalanmıştı. Kureyş onun tahtalarını almaya gittiklerinde geminin yanında bitde Rum bir adam buldular. Tahtaları aldılar. Gemi Habeşistan’a doğru gidiyordu.[32] Gemideki bu rum. marangozdu. Kureyş tahtalarla beraber onuda getirdiler. Kureyş “Şu gemideki bu­lunan tahtlarla Rabbimizin Beyti’ni yapalım” kararı verdiler. Orayı yıkmaya azmettiklerinde birden duvarın üzerinde karnı beyaz sırtı siyah direk gibi bir yılan peydah oldu. Beyti yıkmak için yada bir taş almak için biri yaklaşınca bu yılan ağzını açarak ona doğru saldıfiyordu. Kureyş,  Makam-ı  İbrâhimde toplanarak yüksek sesle:  “Ey Rabbimiz! Gözetilmedik. Bİz ise senin Beytini şereflendirip, süslen­mesini arzu ediyoruz. Eğer buna razı isen ne â’lâ. Yoksa sana ne iyi görünüyorsa onu yap!” diye dûâ ettiler. Birden gök yüzünde bir hışır­tı işittiler. Ne görsünler, karnı ve ayakları beyaz sırtı siyah akbaba­dan daha iri bir kuş gelip pençelerini yılanın kafasına sapladı ve onu sürükleyerek götürdü. Yılanın  kuyruğu şundan da bundan da daha büyüktü -ve yere doğru sarkıyordu. Kuş onu Ecyâd’a doğru alıp gitit. Kureyşliler de Ka’beyi  yıkıp onu tekrar vadinin taşlarıyla yapmaya başladılar. Kureyş taşları omuzlarında taşıyorlardı. Nihayet   Ka’beyi göğe doğru yirmi Zira yükselttiler. İşte o zaman peygamber (s.a.v.) üzerinde benekli kumaştan bir elbise ile Ka’be’ye Ecyâd dan taş çe­kerken elbise kendine dar geldide onu omuzuna attı. Elbise küçükçe olduğundan   aşağıya  kadar  inemediği  için  avret  yeri  açıldı.  Bunun üzerine:

-Yâ Muhmmed! Avret yerini ört! diye bir ses geldi. Artık bundan sonra bir daha çıplak görünmedi. Ka’benin bu yapılışı ile kendine Vahiy geliş arasında beş yıl vardı.

Bu sahih bir hadistir. Bunun bir benzerimde Dâvûd el-Attâri, İbni Huseym’den nakletmiştir.[33]

Aynı haberi, Muhammed b. Kesir el Massîsî de Abdullah b. Vâ-kid, Abdullah b. Osman b. Huseym. Nafi b. Sercis aracılığıyla, “Ebû’t Tufeyl’e sordum ki” diyerek hadiseyi anlatır.

Abdüssamed b. Nu’man da Sabit b. Yezîd, Hilâl b. Habbâb, Mü­cahit isnadı ile Mücahid’in Efendisinin Mücahide Cahiliye döneminde Ka’be inşaatinda bulunanlardan birinin şöyle dediğini haber verir:

-Benim elimle yontup Allaha değilde kendine ibadet ettiğim bir taşım var idi. Kendimin bile içmeye kıyamadığım halis koyu koyun sütünü getirir ve bu taşın üzerine dökerdim. Köpekte gelir yalar, ar­dından bir ayağını kaldırıp üzerine işerdi. Biz Ka’beyi yapmaya de­vam edip Hacer’in konacağı yere geldik. Haceri bizden gören olmamışîı. Birde arayınca ne görelim bizim taşların arasında insan başı gibi (apayrı belli) sanki (parlaklığından) kendisinde insan yüzü görü­necek gibi, durmuyormu. Bunun Üzerine Kureyşten oymağın biri “Onu yerine biz koyacağız” deyince bir diğer oymakta “hayır! Biz koyacağız” dedi. Sonra birbirlerine aranıza bir hakem koyun dediler. Bunun üzerine “Kapı gediğinden ilk görünen adam olsun” kararını verdiler. O esnada Nebi (s.a.v.) göründü. Onlarda “İşte size Emin gel­di’1 deyip ona, durumu söylediler. O da taşı bir kumaşa koyup sonra Kureyş oymaklarını çağırdı. Onlarda onunla birlikte kumaşın etrafın­dan tutup kaldırdılar, O da taşı yerine koydu. Hadiseyi anlatan Mü-cahid’in Efedisinin adı, Sâib b. Abdillah idi.[34]

İsrail, Ebû Yahya el-Kattât Mücâhit isnadlyla Abdullah b. Amr’ın (r.a.) şöyle dediğini haber verir:

Beytullah Ka’be yapılmadan iki bin yıl evvel vardı “ve yeryüzü uzatıldığı zaman” (İnkişaf suresi ayet 3) ayetindeki yer­yüzü Beytin altından uzatılıp yayıldı.

Bunun bir benzerini de Mansur, Mücahit’ten nakleder. [35]

[28] Musned 3/310-333 5/455 Beyhakî Delâilinde bunu Cabirden verir 2/54.

[29] Buharî   Hac,   /Bed’il    Halk,/.   Müslim   340-341    İmam   Ahmed   Müsned 3/295-380 Ezrakî 1/170 Beyhakî Delâil 1/159*2/33

[30] Hakim Müstedrek  1/458. Beyhakî Delâil 2/56

[31] Musannefte (9106)” Oğlakların allayacağı kadar” şeklindedir.

[32] Bu calibi dikkat bir haberdir. O zaman Süveyş açıknu idi ki Rum diyarı denen Bızanstan gemi gelip Habeşistan’a gidiyor olsun. Hz. Ömer devrin­de Nil nehrinin bir kanalla Kızildenize birleştirildiği bilinir. İddialara göre Kızıl denizden açılması istenen kanala Ömer (r.a.) “Henüz donanmamız yok. Buradan gelecek Rum donanması birden Medine’ye gelir” diye İti­raz etmiş ve onun işaretiyle bu kanal Nil ile Kızıl deniz arasına açılmış Ben görmedim ama Mısırlı bir dostum hala bu kanalın durduğunu içinin taş toprak dolu olduğunu söyledi. Bu ayrı, ama Efendimizin geçtiğinde Hebeşe giden Bizans gemisinin Kızıl denizden geçmesi son derece ent­eresandır. Hadiseyi araştırmaya şimdilik vaktim yok. Ama tarih araştırma­cılarımızın dikkatine arz ede/İm.

[33] Bu uzun silsile, bizzat Zehebî’nin kendi silsilesidir. Abdürrezzak Musannef 9106 Müsned 5/455 İbni Sa’d Tabakat 1/157 El Ezraki 1/157.

[34] Müsned 3/425.

[35] Bu haberde şüphe var. Çünkü bizzat Taberî ve diğerleri bu ayetin tefsi­rinde Hasen-i Basri, Verkâ, İbni Ebi Necih isnadıyla yine Mücâhidin «Bu genişletilme kıyamet günü olacaktır» dediğini naklederler. Bak Taberî Cüz 30/114 înşikak ayet 3.

      İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/140-145

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: