Peygamberliğin Başlaması

Zührî, Urve yolu ile Hz. Âişe validemizin şöyle dediğini nakle­diyor.

-Vahiy (çeşitlerinden) Peygambere ilk gelmeye başlayan $ey “Sâ­dık rü’ya” idi. Sonra Peygambere yalnızlık sevdirildi. Artık Hira ma­ğarasına gelip orada (geceleyin sayısı belli bir şekilde) İbâdet ediyor­du. Bu ibadetini yapacak zaman için yanına azık alıyordu. Sonra (bunlar tamamlanınca) Hz. Hatice’nin yanına dönüp tekrar aynı şekilde aziklanıyordu ki nihayet o Hira Mağarasında iken Hak kendi­ne gelmişti.

Melek kendine gelip “oku” demişti. İşte peygamber (s.a.v.) bunu anlatarak derki; “ben okuma bilmiyorum” dedim. Bunun üzerine me­lek beni yakalayıp öyle bir sıktıki takatim tükendi. Sonra beni bıra­kıverdi ve “Oku” dedi. “Ben okuma bilmem” dedim. İkinci kere beni tutup tekrar Öyle sıktığı canıma tak etti. Sonra salıverdi. “Oku” dedi. “Ben okuma bilmem” dedim. Beni tutup üçüncü kere öyle^ sıktıki ca­nıma tak etti sonra beni bırakıp   “Seni yaratan rabbinin adıyla oku!” ayetinden başlayıpta “İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak suresi 1-5) ayetine kadar okudu.

Hz. Aişe devamla derki: Bunun üzerine Peygamber yüreği çarpa­rak geri döndü. Doğruca Hz. Hatice’nin yanına girdi ve ona; “beni örtün” dedi. Onun Üzerini bürüdülerde nihayet korkusu geçince:

“Yâ Hatice! Bana ne oluyor?” diyerek olanları anlattı ve “Nefsim için korkaladım” dedi. Hz. Hatice ona:

“Öyle değil! Vallahi Allah seni asla rüsvay etmez. Çünkü sen akrabaları gözetir, sözü doğru söyler, (zayıfların üzerinden) yükü kaldırır, malı olmayana mal kazanıverirsin. Misafiri ağırlar, Hak ola­rak gelen musibete uğramışlara yardım edersin” dedi.

Sonra Hatice onu amcası oğlu Varaka b. Nevfel b. Emsed b. Abdil Uzzâ’ya götürdü. Varaka Cahiliye döneminde Hiristyanlaşmış, arab hattını yazabilen biri idi. Arabca olarak İncil’den Alîahın diledi­ği kadar yazmıştı. Artık gözleri kör olmuş yaşlı birisiydi. Hz. Hatice ona:

-Amca oğlundan (olanları) bir dinle! dedi. Bunun üzerine Varaka:

-Kardeşim oğlu! ne gördün! deyince gördüklerini ona haber verdi. Varaka da:

“İşte bu gördüğün Musa’ya da gönderilen Nâmûs (da denen Ceb­rail) idi, Ah keşke kavmin seni yurdundan çıkarırken genç bir yiğit olaydım, keşke sağ olaydım,” dedi. Rasulullah (s.a.v.) de “Onlar beni çıkaracakmı” diye hayretle sordu. Varaka:

-Evet! Senin getirdiğin gibi bir şeyle gelipte eziyet olunmayan hiç kimse olmamıştır. Senin geliş günün bana erişirse sana olanca gücümle yardım ederim dedi.: Sonra fazla geçmeden Varaka vefat etti.[82]

 Tirmizî Ebû Mûsâ el-Ensârî, Yûnus b. Bükeyr, Osman b. Abdür-rahman, Zührî, Urve aracılığı ile Hz. Aişe’den şöyle rivayet ediyor:

-Nebi (s.a.v.)’e Varaka hakkında soru sorulmuş, Hz. Hatice Efen­dimize “Yâ Rasulullah! O seni tasdik ediyordu, O senin peygamber olarak ortaya çıkışından önce öldü (durumu ne olacak)” demişti. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

üUs “Onu rüyamda üzerinde beyaz elbiseyle gördüm. Eğer o Cehennem ehlinden olmuş olsaydı üzerinde mutlaka bundan başka bir elbise olurdu.[83]

Urve’nin mürsel olarak yaptığı bir rivayttede, Rasulullah (s.a.v.) “Varaka için bir yada iki bahçe (cennette) gördüm,” buyurmuştur.[84]

“K     Zühri, Urve aracılılğıyla Hz. Aişe (r.a.)’dan şöyle anlatığmı nak­leder:

Vahiy bir müddet kesildi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) çok üzüldü. Kaç defa kendini atmak üzere dağların başına gitti. Kendini atmak üzere dağın zirvsine çıktığında kendisine Cebrail görünerek: “Yâ Muhammedi Sen gerçekten Allahın Rasûlüsün” der böylece gö­nül sıkıntısı sakinleşir ve gözleri aydın olarak geri dönerdi. Vahiyin gelmesi uzun süre kesilince yine yollara düşüp dağın zirvesine varın­ca Cebrail görünüp ona aynı sözleri tekrarlıyordu, Bunu İmam Ah-med Müsnedinde Buharı de sahihinde anlatır.[85]

K   Hişam b. Hassan, İkrime yoluyla İbni Abbas (r.a.)’ın şöyle dediği anlatır:

-Rasulullah kırk yaşlarında peygamber olarak gönderildi. Mekke’ de on üç sene kendine vahiy gelerek eğleşti. Sonra hicretle emroldu. On yıl muhacir olarak kaldı. Altmış Üç yaşındayken Öldü. Haberi Buhâri anlatmıştır.[86]

Yayha b.  Said  el Ensari’nin rivayetine göre Said b.  Müseyyeb “Rasûlullah’a kırk Üç yaşındayken Kur’an indirildi. On yıl Mekke’de, on yılda Medine’de kaldı” demektir.[87]

  Muhammed b. Ebî Adiy- Dâvûd b. Ebî Hind aracılığıyla Şa’bî’nin şöyle söylediğini nakleder:

“Efendimize peygamberlik kırk yaşlarında geldi. Üç yıl peygam­berliğini ona İsrafil getirirdi. Ona birkaç kelimeyle bazı şeyleri öğre­tirdi. Henüz Kur’an inmemişti. Üç yıl böylece geçince onun peygam­berlik işine Cebraîl vekalete başladı. Kur’an onun diline yirmi yıl in­di. Altmış Uç yaşında vefat etti.[88]

Bize Ebû’l Meali el~Ebrukûhî, AbdÜ’I Kavi b. el-Cebbâb – Abdul­lah b. Rifâa – Ali b. Hasen el Hulaî – Ebû Muhammed b. En Nahhâs-Abdullah b. el-Vered- Abdürrahim b. Abdullah el-Berkıyy- Abdülme-lik b. Hişâm- Ziyad b. Abdullah el-Bekkâİ- isnadıyla jbni İshak’ın şöyle dediğini rivayet eder.

Peygamberliğin gelme zamanı yaklaşıpta henüz Efendimiz (s.a.v.) peygamber olarak gönderilmeden önce Yahudi âlimleri, Hıristiyan pa-pazlarıyla arab kâhinleri Muhammed (s.a.v.)’in (beklenilen) Peygam­berliği hususunda konuşup bahsederlerdi. Kitab ehli Efendimizin sıfa­tına geleceği devrin niteliğine dair kendi din kitaplarında buldukları şeylerle ve kendi payğamberlerinin Efendimiz hakkında anlattığı şey­lerle ondan bahsederlerdi. Arab Kâhinlerine ise Şeytanlar (gökteki meleklerin birbirine verdikleri haberlerden) kulak hırsızlığı yoluyla edindikleri bilgileri ve bu sıradak bunları dinleme imkânının alınıp  (yıldız süyülmesi ile) ateşe tutuldukları bilgileri getirirlerdi. İşte bu sırada bunları dinleme imkanının alınıp (yıldız süyülmesi ile) ateş yağmuruna tutulmaya başlayıp gökten bilgi calamaz oldular. Bu ko­nuda Allah (c.c.) (Cin suresi ayet 9’da):

“Ve biz gökyüzünü dinlemeye mahsus olan yerlerinde oturur (Gayb haberlerini dinleme hırsırhğı yapar) idik. Artık şimdi kim (Bu haberleri) dinlemek istese ve (göğe çıksa) kendini gözetleyen bir alev buluyor (dediler).” buyuruyor.

Cinniler Nebi (s.av.)’den Kuranı dinledikleri vakit bunun daha önce dinlemekten alakonuldukları şey olduğunu anlamışlardı. Tâki Vahiy gökten gelmiş olan bir takım haberlerle karışarak bu husususta bir müşkil ortaya çıkmasın. Cinler iman edip Efendimizi doğruladir ve birer korkutucu olma vazifesini icra için kendi topluluklarına döndüler.[89]

Yakub b. Utbe’den nakledildiğine göre: “Yıldız atılması ile korku­tulan ilk arab kavminin Sakifîler olduğu ve açabın en dâhisi olan Amr b. Ümeyye’ye gelip “ne olduğunu gördünmü!” dediklerinde “Evet! Bir gözetleyin bakalım. Eğer bu atılan yıldızlar, kendileri ile yağmu­run yağıp yağmayacağı belli olan insanlara yol gösteren gökteki meşhur (Süreyya, Şafak, kutup v.b.) Yıldızlar ise vallahi bu dünyanın dürülüp ahalisinin yok olması demektir. Eğer diğer yıldızlarsa ve hâ-lafatıîdıktan sonra sönmeyip) yerinde duruyorsa işte bu, Allah’ın bu halka kendi ile yapmayı arzu ettiği bir şey demektir” diye cevap ver­diği kendisine ulaşmış.[90]

Derim ki: Ya’kub’un bu hadisini Husayn’da Şa’bî’den rivayet eder. Ancak orada şöyle der: “Bunun üzerine Abdi Yaleyl b. Amr es-Saka-fi’ye geldiler. O vakit o, kör olmuştu”.[91]

Senedi çok zayıf bir sürü hadiste geçtiğine göre, bir çok kâhine bazı cinler secfli ve recezli içinde “Efendimizin peygamberliği ve bu konuda Cinlerin dinledikleri” hadisesini haber vermişlerdir.

(Zehebî’den) İbni İshak’a ulaşan bir senedde İbni İshak derki: Ba­na Asım b. Ömer b. Katâde kendi kavminden bir takım adamların şöyle dediğini anlattı:

Allah’ın rahmet ve hidayeti yanıbaşında bizi İslama da’vet eden şeylerden biride şu idi. “Bizler putperest olup kendileri kitab ehli olan yahudilerden bazı şeyler duyardık. Aramızdaki şer ve anarşi sü­rüp gidiyordu. Biz kendi lehimize onlardan bir şey elde ettikmi. Şim­di gönderilecek olan peygamberin gelmesi yaklaştı. Onunla birlikte sizi Âd ve İrem halkının öldürüldüğü gibi Öldüreceğiz derlerdi.” Bu sözü onlardan çok kere duymuştuk. Allah, Peygamberini gönderdiğin­de onun da’vetine derhal icabet edip onun yahudilerin bizi kendi ile tehdit ettikleri zat olduğunu anlamıştık. Derhal yanına koştuk ve iman ettik Yahudilerse onu inkâr ettiler. İşte bu hususta: Allanın (Bakara 89):

“Nihayet Allah katından kendi yanlanndakini tasdik edici bir ki­tap geldiğinde- daha önce kâfir olanlara karşı (Allahtan) zafer isteyip dururlarken – kendi tanıdıkları kendilerine gelince onu inkâr ediverdiler. Allanın La’neti yalancılara olsun” ayeti celilesi indirildi.[92]

(İbni İshak devamla derki) Bana Salih b. İbrahim b. Abdirrahman b. Avf, Muhmmed b. Lebîd isnadıyla Seleme b. Seiâme’nin şöyle de­diğini anlattı:

Bizim Yahudî bir komşumuz vardı. Birgün o Abdi’l Eşhel oğulla­rına kadar geldi. Onların yaşça en küçüğü idim. Kıyamet, hesab amel terazisi, Cennet ve Cehennemden anlattı. Bunu ölüm sonrası dirilişe inanmayan putperest bir topluma anlatmıştı. Ona: “Ey falan! Yazı­klar olsun sen bu anlattıklarıyın olacağına insanların tekrar dirileceğine mi inanıyorsun!” dediler. “Evet” dedi. “Öyleyse delilin ne!” dedi­ler. “Bu topraklarda gönderilmiş olacak olan bir peygamberdir.” diye­rek Mekke ve Yemen tarafına işaret etti. “Onu ne zaman göreceğiz?” dediler. Bana baktı. Ben küçüktüm.: “Eğer bu çocuk (ölmeyipte yaş ayarak) ömrünü tüketirse ona erişecektir ” dedi. Vallahi pek fazla bir zaman geçmeden, daha o yahudi aramızda sağ iken Allah (c.c.) Mu-hammed’ini peygamber olarak gönderdi. Biz ona iman ettik. O ise İnad ve kıskançlıktan inkâr etti. “Yazık sana ey, Falan! Bize onun hakkında şu sözleri anlatan sen devimiydin?”‘ dedik te, “Tabi, ama bunun O olmaması gerekirdi” dedi.[93]

“)£ İbni İshak anlatıyor: Bana Âsim b. Ömer, Benî Kureyzalı bir ih­tiyardan şöyle dediğini nakletti. Bana “Sen Salebe b. Sa’ye, Esîd b. Sa’ye, Esed b. Ubeydin ki bunlar cahiliye dönemlerindede sonra is­lam olduklarında da, Benî Kureyzâ’nın kardeşi olan Hedl oğulların­dan bir gurup idiler- nasıl İslam’a girdiklerini biliyormusun” dedi. “Hayır, Vallahi!” dedim. Şöyle anlattı: “Şam yahudilerinden İbni Hey-yibân adlı birisi İslam’ın gelişinden birkaç yıl önce bize gelmişti. Aramızda konakladı. Vallahi beş vaktini kılan ondan daha faziletli birini görmedim. Ülkemizde yağmur kıtlığı olduğu zaman bize sadaka vermemizi emreder ve yağmur duası yapardı. Vallahi yerimizden ay­rılmadan yağmurumuz yağardı. Bunu nîce kereler tekrarladı. Sonra ölüm döşeğine düştü. Ölmek üzere olduğunu anlayınca şöyle dedi:

– Ey Yahudî topluluğu! Beni mayalı ekmek ve şarabı (yada gölgeli ağaçlan) olan diyardan bu çıplak araziye neyin çıkardığını sanıyor­sunuz?

-Sen daha iyi bilirsin, dediler. O da:

– “Ben, gelme zamanı çok yaklaşmış olan, bir peygamberin çıkış ını umarak geldim. Bu ülke, onun göçüp konacağı yerdir. Ümid ediyordum ki, o peygamber gelirde bende ona tabi olurum. Onun za­manı size iyice yaklaştı. Ey Yahudî topluluğu. Ona uymakta kimseyi öne geçirmeyin. Çünkü O kendine muhalefet edenlerden kan akıtan, kadın  ve  çocukları  esir alan  bir peygamber olarak gönderilecektir.

Sakın bu, sizi ona gitmekten alakoymasın” dedi.:

Nihayet Muhammed (s.a.v.)e Peygamberlik gelipte Hayberi muha­sara ettiğinde henüz küçük yaşta bulunan bu çocuklar:

– “Ey Kureyza oğullan! Vallahi bu size İbni Heyyiban’m haberini bildirdiği peygamberdir.” dediler, onlarda “O değil” dediler. Bunun üzerine bu gençler gelerek İslama girdiler. Kanlarını mallarını ve ahalîlerini korumuş oldular.[94]

Aynı isnadla İbni İshak şöyle anlatıyor:

– Hatice (r.a.) amcası oğlu Varaka’ya (O semavî kitapları okuyup hıristiyanİaşmış biriydi.) Meysere’nin kendisine bahsettiği Rahibin sözü ile iki meleğin onu gölgelediklerini anlattı. O da:

– “Yâ Hatice! Eğer bu dediklerin gerçekse, Muhammed bu Ümme­tin peygamberi olacaktır,” dedi. O, bu ümmetin geliş zamanı gözlen­meye başlanan bir peygamberi olduğunu biliyordu. Varaka bu işin pek yavaş geldiğini görürde “Daha ne zaman!?” diye söylenirdi. Şu şiiri o bu sadedde söylemiştir:

Ben uzayıp giden bir endişe ve Haticenin üst üste yaptığı tavsife sebebiyle hatıralarıma dalmış duruyorken, birden bire göz yaşları bo salmaya başladı.

-Ey Hatice! Mekkeler[95] Vadisinde senin  anlattığın sözlerden Onun  geleceğini  gören  ümidimle,  benim  beklemem  gerçekten  çok uzadı gitti.

-Senin Ruhbanlardan biri olan Kass’ın sözlerinden verdiğin haber ile- ki sözünden geri dönmesini arzulamam.

-Muhammed (s.a.v.) yakında bir kavme lider olacak, kendine ga­lebe etmek isteyenlere hasım olacak.

-Ülkelerde Nurun aydınlığı görünecek. O nur İle halkın ızdırabi sakinleşecek.

-Onunla savaşanlar hüsrana, onunla sulh yapanlar ise hasmına gâlib gelecek…

-Ah ne olaydı, O sizde göründüğü zamanı görevdim, Ona katılan ilk insan ben olurdum.

-Eğer onlar sağ kalır, bende sağ kalırsam kâfirlerin feryat ve fi­gan etmesine yolaçan bir takım işler olacaktır….[96]

Süleyman b. Muâz ed-Dabbî, Simâk aracılılğıyla Câbir b. Semûra (r.a.) tan Efendimiz (s.a.v)in şöyle buyurduğunu anlatır:

Peygamber olarak ilk gönderildiğim gecelerde Mekke’de bana selam veren bir taş var­dı ki şimdi onun nerede olduğunu artık bilmiyorum”. Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.[97]

Yahya b. Ebî Kesir alatıyor: Bize Ebû Seleme şöyle diyerek an­lattı:

-Cabir (r.a.)’a “Kur’an’ın ilk önce neresi” «Yâ Ey-yühe’l Müddessir», suresi mi yoksa «îkra’ bismi Rabbike», sûresi mi önce indirildi?” diye sordumda, şöyle cevap ver­di:

-Size Peygamber (s.a.v.)’in bana anlattığı şeyi anlatayım mı?

Efendimiz buyurduki: “Hıra mağarasında bir ay kadar itikafta bulunup itikafımı tamamlayınca, inip vadiye girdim. Birde orada nida olundum. Önüme, arkama, sağıma, soluma bakındımsada hiç bir şey göremedim. Sonra gök yüzüne baktım. Birde ne göreyim O (Hiradaki melek) gökyüzünde bir taht üzerinde değilmi! Beni çok şiddetli bir ürperti sardı. Hatice’ye geldim. Ona söyledimde benim üzerimi örttü. Sonra üzerime su döktüler. Allah (c.c.) da orada:

“Ey bürünmüş olan Peygamber! Kalkta korkut!” sûresini inzal buyurdu.[98]

Zührî  de  Ebû   Seleme   yoluyla   Câbir  (r.a.)’tan   şöyle  nakleder. “Vahyin kesildiği devreyi Rasûlullah’tan şöyle anlatırken duydum. :

Ben yürüyorken birdenbire gökten bir ses işittim. Başımı kaldır­dım ki, bana Hıra’dan gelen melek, yer ile gök arasındaki bir kürside oturuyor. Onun korkusundan ayağa zor kalktım. Hemen geri döndüm. “beni örtün beni bürüyün” dedim. Bunun üzerine “Yâ eyyühel müd­dessir” sûresi tâ “verrucze fehcur” ayetine kadar indi. “Rucz putlar­dır.”

Bu müttefekun aleyh bir hadistir. [99]İşte bu hadis-i Şerif “Yâ eyyühe’l müddessir” sûresinin birinci vahyin kesilişinden sonra ilk ge­len sûre; birinci vahyinde “İkra’bismi rabbike” oîduğu hususundaki kesin bir nass’tir. Böylece birinci vahiy Peygamberliği bildirmek ikinci vahiy de Risaleti haber vermek için olmuş olmaktadır.[100]

[82] Buharı 1/3; Enbiya 60/21; Tefsir 65/93; Tâ’bir 91/1; Müslim İman 160; Tirmizî 3636; Hakim 3/183; Müsned 3/377-6/233; Beyhakî 7/51, 9/6; Ebû Avâne 1/111; Beyhakî Delâil 1/69; Taberî Tarih 2/305-306; Tarih-i Isfahan 2/311; İbnİ Sa’d 1/194; L. Cevzî Sifatüs-Safve 1/78; İbni Hİşam 1/234; Abdurrezzak 9719.

[83] Tirmizî 2390; Abdurrezzak Musannef 9719; İmam Ahmed Müsned 6/65; Tirmizî, Hdisinin isnadıyla garibtir.   Ravt Osman b. Abdirrahman hadis alimlerine göre kavi değildir, der. Ama Tirmizî’nin bu sözü hadisin sadece kendi rivayeti için geçerlidir. Zira Abdurrezzak bu hadisi, Ma’mer yoluyla Zührî’den nakleder. Üstelik İmam Ahmed’in rivayetide İbni Lühey’a yolu ile olup bunların hiç birinde bu Osman mevcut değildir.

[84] İbni Kesîr El-Bidaye 3/9; Heysemî Zevaid 9/416. Ancak aynı haberi hakim Urve yoluyla müsned bir şekilde Hz. Aişe’den nakleder. 2/609; Bezzar ay­nı haberi hem müsned hemde mürsel olarak verir.

[85] Buharî 91/1; Müsned 6/233; uzun vahiy hadisinin son bölümü. İbnİ Sa’d 1/196’da bunun bir benzerini İbni Abbas’tan nakleder.

[86] Buharî Menakıbü’l Ensar 63/28; taberî Tarih 1/528; Beyhakî Delâil 2/131; İbni Ebî Şeybe 15735, 14/291 NO.18400; Abdurrezzak 6784; Tarİh-i Halife 53-54; Müsned 1/249.

[87] İbni Ebî Şeybe 14/290, Hadis No. 18379; İbni Sa’d 1/190; Beyhakî Deiâİl 2/132; Ravdü’I Unf 1/161; Tabi bu haber bir Tabiîn haberi olup ashabın değildir. Taberî 1/522; Abdürrezzak Musannef 67/82.

[88] Abdürrezzak 67S5; İbni Sa’d 1/191; İbni Sa’d bu israfil işini Vakîdiye sor­duğunu onunda “Ülkemizdeki ilim adamları İsrafilin Nevi (aa.v)’e geldiğini bilmiyorlar. Alimlerin ve Siyercilerin “Ona vahyin gelişinden ölümüne ka­dar Cebrail’den başka gelen melek olmamıştır.” dediğinide nakleder. Ab­dürrezzak da İsrafil yerine Mikâil diye geçerki istinsah hatası olsa gerek. Zira aynı ravi aynı rivayettir. Ben bu konuyu Zadü’l Meâd Tercememin 1/113 sahifesindeki dipnotta belirttim.

[89] İbni İshak Siyer 111; İbni Hişam 1/204-205; Uyûnü’l Eser 1/54. 

[90] İbni İshak 113; İbni Hişam 1/206.    

[91] Uyunü’l Eser 1/55

[92] İbni Hişam 1/211.

[93] İbni Hişam 1/212.

[94] İbni Hişam 1246; Nihayetü’I İreb 16/144; Ravdu’l Unf 1/246; Taberî 2/558; Uyunü’l Eser 1/58; İbni îshak.

[95] Burada Mekke yerine “İki Mekkeler” tabirinin kullanılması eski bir arab deyimi haline gelen edebi bir husustur. Bununla Mekke ve civarı kasdedi-lir.

[96] İbni Hişam Siyre 1/217-218; İbni Hişam bunu İbni İshak’tan rivayet eder-sede bu şiiri îbni İshak’ın “Siyresinde” bulamadım.

[97] Hadisi Ebû Davud’un Sünen’inde bulamadım. Herhalde ddoğrusuda Ebû Dâvûd’da olmadığıdır. Zira Zehebî’nİn söylediği Ebû Dâvûd, Ebû Dâvûd-u Tayâlisidir. Kitabın arabça tahkikini yapan muhterem Ömer Abdüsselâm Tedmurî de “Bu hasen garib bir hadistir.” tabirini Ebû Davud’a izafe et­miş tirki, o da yanlıştır. Zira bu söz Tirmizî’nin sözü olup hadiside Ebû Dâvûd-u Tayalisî ‘den nakleder. Hadis için bak: İbni Ebî Şeybe 11/464; Ebû Dâvûd-u Tayalisî 245; Daramı 1/12; Müslim 2277; Tirmizî 3703 (Öbür baskı 3624); Kadı Ebû Ya’la 13/7469; Müsned 5/105; Taberânî 2/273; Beyhakî Delâil 2/153; Ebû Nuaym Delâil 141; Beğavî SUnne 3709

[98] Buharî Tefsir Müddesir Suresi Müslim 161; Müsned 3/306-392; Beyhakî DelâU 1/410, 2/155; Ebû Avâne Müsned 1/114.

[99] Tirmizî 3325; Müsned 3/325-377: Beyhakî Sünen-i Kübrâ 7/504; Beyhakî Delâil 1/69-2/156; Taberi Tefsir 29/90; Ebû Nuaym Tarih-i İsfahan 2/311; Taberî Tarih 2/305; Abdurrezzak 5/324.

[100] İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/183-193

Reklamlar

Bir Yanıt to “Peygamberliğin Başlaması”

  1. sanane Says:

    bu site yararsız salak lar dangalaklar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: