Ebû Zer (R.A.)’In İslam’a Girişi

Süleyman b. Muğire anlatıyor. Bize Humeyd b. Hilal, Abdullah b. Es-Sâmit aracılığıyla Ebû Zer (r.a.)’ın şöyle dediğini anlattı.:

-Kavmimiz Gıfar’dan bir gurupla yola çıkmıştı. Onlar Haram ayla­rın (hürmetini) ihlal ediyorlardı. Ben, Kardeşim Üneys ve annemizle birlikte çıkmıştık. Nihayet gide gide gayet zengin ve oturaklı biri olan dayımızın yanında konakladık. Bize ikramda bulununca onun kavmi bizi kıskanıp: “Sen kavmiyin yanından ayrıldığında Üneys onlara aykı­rı davranıyor.” dediler. Bunun üzerine dayımız yanımıza gelip, kavmi­nin bizim aleyhimize yaptığı dedikoduları alenen yüzümüze vurdu. Bu­nun üzerine bende ona:

-Sen yapmış olduğun iyiliği kötüledin. Artık bundan sonra bir daha seninle bir araya gelmeyeceğiz, dedim. Develerimizi getirip üzerine bindik. Dayımız elbisesini üstüne bürüyüp ağlamaya başladı. Biz yola koyulup Mekke civarına geldik. Kardeşim Üneys bizim develerin diğer-erinden daha iyi olduğu aksi çıkarsa bir mislini vereceği üzere bahse tutuştu. Bahse girdiği adamla beraber hüküm vermesi için Kâhine gel­diler. Oda Üneys’i tercih etti. Oda bizim develerle beraber bir mislini alıp bize getirdi.

Ebû Zer “Ey kardeşim oğlu! Ben Rasülullah (s.a.v.) ile buluşmadan önce üç yıl namaz kıldım.” deyince ben:

-Kime kıldın?, dedim “Beni Allah nereye dönderirse oraya dö­nüyordum. Yatsı olunca namaz kılıyordum. Nihayet gecenin sonu olun­ca güneş doğupta benim üstümde yükselince kendimi sanki çabut muş um gibi uykuya atıyordum.” dedi. Üneys:

-Benim Mekke’de bir ihtiyacım var. Bana yardım et de onu sana getireyim deyip Mekke’ye gitti. Ama bir hayli gecikip sonra gelince ben, “Seni ne alakoydu?” diye sordum, o da “Mekke’de kendisini Alla-

hm (senin dinin üzere) gönderdiğini iddia eden bir adama rastladım” dedi. “İnsanlar onun hakkında ne diyor” dedim. Ümeys te:

-Şair, sihirbaz ve kâhin diyorlar dedi. Ümeys şâirlerden idi. Dediki: “Ben kâhinlerin sözlerini dinledim. Bu zatın sözleri onların sözlerin­den değildir. Ben onun sözlerini şiir kalıplarına koyup tarttım. Benden sonra hiç kimsenin dili onun sözlerinin şiir olduğunu söyleyemiyecek. Vallahi doğru olan odur. Öbürleri yalancıdırlar, dedi. Bunun üzerine bende ona:

-Ben gidipte duruma bir bakıp gelene kadar yerime geçermisin? dedim. “Evet, ama Mekke halkından sakın. Çünkü onlar ona karşı bu-ğuz ve düşmanlık ilan etmiş haldeler” dedi. Mekke’ye gelip ora halkının en zayıfına bakındım, ve “Şu kendisine Sabîî (dininden) diye ad takdi-ğınız adam nerede?” diye sorunca Sabîî bana işaret etti. Bunun üzerine vadide bulunan herkes eline geçen şeyle üzerime saldırdı. Baygın ola­rak yere yıkılmışım. Ayılıp ayağa kalktığımda sanki kurban kanlarıyla kızıla boyanmış put gibi idim. Zemzeme gelip suyunu içtim, üzerimde­ki kanlan yıkadım. Ka’be ile siyah örtüsü arasına girdim. Ey Kardeşim oğlu! Ben böylece yanımda zemzem suyu dışında hiç bir yiyecek olma­dan otuz gün otuz gece orada kalıp şişmanladım, hatta karnımın yağlan kıvrılıp katlandı, ciğerlerim de hiç açlık hissi duymadım. Ayın etrafı aydınlattığı bir gecede Allah Mekkelilerin kulak deliklerini tıka­mıştı. BeytuIİah’ı iki kadından başka tavaf eden yoktu. Yanıma geldiler. Onlara İsef ve Naile diye çağırırlardı. Tavaf yaparken yanıma gelmiş lerdi. Ben: “Biriniz diğerinizle evlenin” dedim. Sözlerini geri çevirme­den -Hadisin bir lafzında- “söylediklerini tekrarlamadan” yanıma gel­diler. Ben onlara (İsef ve Naile putuna la’net olarak) “Odun gibi şeyini alın ama ben kinaye yapmıyorum” dedim. Kadınlar velvele kopararak gittiler. “Ah şurada bizden birileri olsa diyorlardı.” Onlara Rasülullah (s.a.v.) ile Ebû Bekir rastladı. Onlar dağdan aşağı iniyorlardı. Kadınlara “size ne oldu?” diye sordular. Kadınlar da:

-Şu sabii Ka’be ile örtüsü arasında saklı dediler. Onlar:

-Peki size ne söyledi? diye sorunca, bize ağız dolusu (küfür) söz­leri etti, dediler.

Rasülullah (s.a.v.) ile arkadaşı gelip Haceri selamlayıp sonra tavaf ettiler. Namazını da kılınca Onu ilk islam selamıyla selamlayan ben ol­dum. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.) “ve aleykesselâm ve rahmetul-lâh” deyip “Sen kimlerdensin?” buyurdu. “Gıfâr kabilesinden” dedim. Elini uzatıp alnına koydu. Kendi kendime, “galiba benim gıfardan ol­mam hoşuna gitmedi” deyip elini tutmak için uzandığımda arkadaşı bana engel oldu. O, Onu benden daha iyi tanıyordu. Sonra Rasülullah başını kaldırıp: “Sen ne zamandan beri buradasın?” buyurdu. Ben “Otuz gece Otuz gündüzdür buradayım” dedim. Rasülullah (s.a.v.):

-Sana kim yemek yedirdi? buyurdu. Bende “Zemzem suyu dışında benim yiyeceğim olmadı” dedim. Bunun üzerine (s.a.v.)

“O mübarek bir sudur. O yemek gibi doyuran, hastalara şifa olan bir sudur” buyurdu.

Ebû Bekir (r.a.): “Yâ Rasûlallah! İzin verde onu bu gece ben doyu­rayım” dedi. O da kabul edince bende onlarla birlikte kalkıp gittim. Vardığımızda Ebû Bekir bir kapı açarak Taif kuru Üzümünden avuçla-yarak bize verdi. Ka’be’ye sığınalıdan beri benim yediğim ilk yemek bu oldu. Orada bir müddet eğleştikten sonra Hz. Rasülullah (s.a.v.)’ın ya­nma geldim. Efendimiz (s.a.v.) bana:

-Ben Yesrib Şehri olarak tahmin ettiğim nurmaiıkh bir toprağa hic­retle görevlendirildim. Sen kavmine benim adıma tebliğ yapabilirmi-sin? Belki Allah onlara senin elinle fayda verir, ve onlar sebebiyle seni sevaba sokar, buyurdu. Bunun Üzerine ben kalkıp kardeşim Üneys’e geldim. Bana “Yahu sen ne yaptın?” diye sordu. Bende

-Ne yapacağım. Ben müslUman olup onu tasdik ettim, dedim. Son­ra anamıza geldik. O da: “Bende sizin dininize girme arzusundayım” diyerek müslUman oldu. Sonra develerimize binip kavmimiz Gıfâr’a geldik. Daha peygamber (s.a.v.) Medine’ye gelmeden kavmimin yarısı müslüman oldu. Onlara Hufaf b. îmâ b. Rahda imamlık ediyordu. O va­kit onların lideri o idi. Kavmimin geri kalanı ise Rasülullah (s.a.v.) Me-

dine’ye gelince iman ederiz diyorlardı. Nihayet Efendimiz (s.a.v.) Medi­ne’ye geldi, onlarda mUslüman oldular fiu esnada Eşlem kabilesi gelip:

-Yâ Rasûlallah! Şunlar bizim kardeşlerimizdir. Onların İslama gir­diği şeyle bizde girmek istiyoruz, deyip hepsi müslüman oldu. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.): Jâi-

“Gıfar’a Allah mağfiret etsin- Eşlem kabilesinide selamette kılsın” buyurdu. Bu haberi Müslim Sahihinde Hüdbe aracılığıyla Süleyman b. el-Muğire’den nakletti.[83]

Yine Buhârî ve Müslim’in rivayet ettikleri Müsennâ b. Said hadi­sinde Ebû Cemra ed-Dubai’dennaklettiğine göre İbni Abbas (r.a.) Ebû Zer (r.a.)’ın müslüman oluşunu (Ebû Zer’in ağzından) kendilerine şöyle anlatıyor: Kardeşimi Mekke’ye gönderdim, geri gelince “Ben hayır em­reden birini gördüm” dedi. Bu beni tatmin etmedi. Hemen Mekke’ye geldim. Onu arıyordum ama Nebi (s.a.v.)’i hiç tanımıyordum. Zemzem içiyordum. Ali (r.a.) bana rastladı ve “Sanki buranın yabancısı gibisin” dedi. “Evet” dedim. “Haydi eve gidelim” dedi. Onunla birlikte gittim ve hiç bir şey sormadım. Sabah olunca Mescidi Harâm’a geldim. Yine bana Ali rastladıda “senin dönme vaktin halâ gelmedimi?” dedi. “Hayır” de­dim. “Bir işin var öyleyse anlat” dedi. Sırrımı gizlersen anlatırım deyip sonrada “bana bir peygamberin zuhur ettiği haberi ulaştı” dedim. Ali de “sen doğru yol tutmuşsun haydi peşime düş” dedi. Beraberce Nebi (s.a.v.)’e geldik. Efendimize:

-Bana İslamı takdim et, dedim. O da bana İslam’ı arzetti. Bende müslüman oldum. Peygamber bana “Müslümanlığını gizle ve kavmiyin yanına dön buyurdu.” Bende “Vallahi Müslümanlığımı onların ortasın­da açıkça ilan edeceğim” dedim.

-Böylece Ebû Zer kalkıp Mescid-i Harama geldi ve: “Ey Kureyş to­pluluğu! Ben Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Muhammedin Onun kulu ve Peygamberi olduğunada şahitlik ederim” dedim. Kureyşliler de “Haydi şu Sabîî’yi bir pataklayalım deyip” hücum ettiler. Ebû Zer devamla derki: ölümüne dövüldüm. O anda Abbas bana yetişip vücudu ile Üzerime kapandı ve “Yazıklar olasıcalar! Siz Gıfâr oğulla­rından birinimi öldüreceksiniz? Ticaret yaptığınız yolunuzun geçtiği yer Gıfar kabilesi değilmi (niye intikamı düşünmüyorsunuz)?dedi de, beni öyle salıverdiler. Ben ertesi gün yine aynısını tekrarladımda yine Abbas imdadıma yetişti.[84]

Müellif Zehebî hadiseyi kısaltarak naklediyor. Buharî ve Müslim  ise bunu tafsilatıyla anlatır: Hadise şöyledir:

Mekke’de Efendimiz’in zuhur edişi Ebû Zer’in kulağına gelince kar­deşi Enîs’e;

-Haydi şu (Mekke) vadisine doğru hayvanına bin ve yola çık ve gök­ten kendine vahiy geldiğini iddia eden şu adam hakkında bana bilgi topta, onun ne dediğine kulak ver; sonra bana geri gel, dedi. Kardeşi yola düşüp Mekke’ye gelmiş, Efendimiz’in konuştuklarını dinlemiş sonra Ebû Zer’in yanına geri dönmüş ve:

-Onu gü2el ahlakı emrederken ve asla şiir olmayan bir söz söylerken gördüm, dedi.

Ebû Zer de ona: „ Arzuma şifâ bulamadın” deyip azığını ve su tulumu­nu alıp Mekke’ye geldi. Ka’be’ye gidip Peygamberi arıyordu. Ama onu ta­nımıyordu. Onu sormak İstemedi. Böylece gece gelip çatmıştı. Hz. Ali onu görünce, bir garîb olduğunu anlamıştı. Onun peşine düştü ve evine götür­dü ama birbirlerine birşey sormadan sabah oldu. Sabahleyin Ebû Zer su tulumunu ve azık kabını yüklenip Mescİd’e gelmiş o gün akşama kadar öyle geçmiş ama Peygamber onu görmemiş (Müslim de Peygamberi gör­memiş). Böylece gece olunca yine yattığj yere geri dönmüş Yine Ali yanma gelip:

-Bu adam hala konağını bilme İmkanına kavuşmadı mı? diyerek onu kaldırdı ve beraberinde onu alıp götürdü. Birbirlerine bu kerede bir şey sormadılar. Üçüncü gün olunca Ali aynı şekilde gelip onu kaldırmış ve:

Nadr b. Muhammed el-Yemâni, İkrime b. Arnmar- Ebû Zümeyl Si-mâh b. Velid – Mâlik b. Mersed- Babası isnadıyla Ebû Zerin şöyle de­diğini anlattı. “Ben dördüncü müslümamm. Benden önce Uç kişi müslü-man oldu. Ben Nebi (s.a.v.)’e gidip Esselâmüüleyküm Yâ Rasülullah. EşhedU el-Lâ ilahe illallah, ve enne Muhammeden Abdühû ve Rasülü-hü,dedimde onun yüzündeki tebşiratı gördüm.[85]

[83] Müslim 2473 İbni Sa’d 4/219, Müsned 5/174, 2/20, 50, 60, 116, 126, 136, 153, 418, 469, 3/345, 4/48, 420; Buharı 2/23, 4/220y Beyhakî Sünen-i Kü-brâ 2/208; Dâramî 2/243; Hâkim 3/341, 4/82; tbni Ebî Şeybe 12/317, 14/399; Taberânî 3/4, 256, 11/332; Beyhakî Delâi! 2/212; Ebû Nuaym V86; Buharî Tarîh-i Kebîr 2/280; Tahavî 1/243; Tarİh-i Bağdad S/426; 6/197.

[84] Buhari Menâkıb hadis no 3861; Müslim  2474, Ebû Nuaym Delâil   1/84, İbni Sa’d 4/224.

[85] Buhari Menâkıb hadis no 3861; Müslim  2474, Ebû Nuaym Delâil   1/84, İbni Sa’d 4/224.

      İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/253-258

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: