Peygamberin Kendi Kavmini Allah Yoluna Daveti Ve Gördüğü Cefâlar

Cerir, Abdü-‘l Melik b. Umeyr- Musa b. Talha- isnadıyla Ebû Hü-reyre (r.a.)nin şöyle dediğini anlatır: “Akrabaların olan Aşiretini uyar!” (Şuâra 214) ayeti indiğinde Nebi (s.a.v.) Kureyş kabilesini da’vet etti. Onların küçük büyük hepsi gel­diler. Nebi (s.a.v.) onlara:

«Ey Ka’b b.Lüey oğulları! Kendinizi ateşten kurtarın. Ey Abdil Menâf oğulları! Kendinizi ateşten kurtarın. Ey Hâşim oğulları! Ken­dinizi ateşten kurtarın. Ey Abdül-Muttalib oğullan! Kendinizi ateşten koruyun. Ey Fâtima kendini ateşten koru Çünkü ben sizin için Allah katında yapabilecek bir şeye mâlik değilim. Ancak sizinle bir akraba­lık varki ben onu akrabalık bağı ile bağlayacağım.»[47]

Hadisi Müslim, Kuteybe ve Züheyr b. Harb aracılığıyla Cerîr’den rivayet etmiştir. Bu ikisi Cerir’in bu hadisinde Zührî- Said b. Müsey-yeb, Ebû Seleme, Ebû Hüreyre (r.a.)’tan rivayette ittifak etmişlerdir.

Süleyman et-Teymi, Ebû Osman aracılığıyla Kabisa b. el-Muhâ-rikjle Züheyr b. Amr’m şöyle dediğini anlatır “Akraban olan kavmini uyar” ayeti indirildiğinde Rasülullah (s.a.v.) Mekke dağındaki kayalıkların birinin üzerine çıkıp şöyle nida etti

«Ey Abdil-Menâf oğulları! Ben bir uyarıcıyım. Sizin ile ben tıpkı düşmanı görüpte ailesini korumaya giderken düşmanın kendini geçe­rek (oraya baskın yapacağından) korkupta birden bire “Yâ sabâhâh, Sabah  baskını  vâr” diye uzaktan  oraya  bağıran  kimsenin  hali  gibiyiz.» Hadisi Müslim nakletti.[48]

Yunus b. Bükeyr, İbni İshak’tan şöyle dediğini anlatır. Bana isi-mini gizlememi isteyen birisi Abdullah b. Haris b. Nevfel’i İbni Ab-bas aracılığıyla Ali (r.a.) tan şöyle dediğini işittiğini haber verdir:

‘Akrabaların olan kavmini uyar!” ayeti indiğinde Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu

“İşe Kavmimden başlarsam istemediğim şeylerin başıma gelece­ğini anladım. Bunun Üzerine Cebrail gelip: Yâ Muhammed! Eğer sen Rabbiyin sana emrittiğini yerine getirmezsen Rabbin sana azâb eder.” dedi. Ali (r.a.) devamla şöyle anlattı.:

“Bunun üzerine Rasülullah beni çağırdı ve, Yâ Ali! Şüphesiz Al­lah (c.c) bana akrabam olan kavmimi uyarmamı emretti. Anladımki ben bu tebliğe kavmimden başlayacak olsam onlardan arzu etmedi­ğim şeyleri göreceğim. Böylece sustum. Sonra bana Cebrail gelip “Eğer emrolunduğunu yapmazsan Rabbin sana azâb eder” dedi. Yâ Ali! Bize bir koyun budunu bir sa’ mikdarda yemek hazırla. Büyük bir Çanakta da yoğurt yaptır. Sonrada Abdü’l Muttalib oğullarını toplayıver.” dedi. Dediğini yaptım. Onlar toplantıya katıldılar. O gün Muttalib oğullan kırk kişiden ya bir eksik ya bir fazla idiler. Arala­rında (s.a.v.)in amcaları Ebû Talib, Hamza, Abbas ve Ebû Leheb de varlardı.  Ben  yemek  tepsisini  önlerine  koydum.  Rasülullah  (s.a.v.) ondan bir dilkeç[49] alıp eti dişleriyle parçalayıp et parçalarını tepsinin etrafına  dağıttı  ve:  “Bismillah diyerek  yemeğe başlayın” buyurdu. Oradakiler iyice doyuncaya kadar yediler. Parmak izlerinden başka bir şey göremeyinceye kadar yediler. Vallahi onların her biri yek di­ğeri kadar yemişti. Sonra Rasûfullah (s.a.v.); “Onları sula yâ Ali!” buyurunca, bende o büyük kabı getirdim. Onlarda doyuncaya kadar içtiler. Allah’a yemin olsun her biri diğeri kadar içti. Nebi (s.a.v.) on­larla konuşmak isteyince Ebû Lehep atılıp; “Ne cesaret yahu, dostu­muz size sihir yapmış” dedi. Bunun üzerine onlar dağılıp gittiler ve Nebi (s.a.v.) onlarla konuşamadı. Ertesi gün Nebi (s.a.v.) bana: “Yâ Ali! dün yaptıklarını aynen bize bir daha yap” buyurdu. Bende dedi­ğini yaptım ve onları topladım. Rasülullah dünkünün aynısını yaptı. Doyuncaya kadar yiyip .kanıncaya kadar kaptan içtiler. Sonra Kasü-lullah (s.a.v.):

“Ey Abdül muttalib oğullan! Ben size hem dünyanın hem ahiretin işlerini getir­dim.” buyurdu.[50]

Ahmed b. Abdi’l Cebbar el-Utâridi derki: Bana ulaştığına göre İbni İshak bu haberi Abdü’l Ğaffâr b. el-Kasım Ebî Meryem’den o da Minhal b. Amr aracılığıyla Abdullah b. El Haristen duymuş.[51]

Yûnus, İbni İshak’tan şöyle nakleder: Peygamber (s.a.v.)’in pey­gamberliği gizleyişinden onu açıklamakla emrolunması arasında üç yıl vardı.[52]

Ameş de Amr b. Mürra- Saîd b. Cübeyr- isnadıyla İbni Abbas’ın (r.a.) şöyle dediğini haber verir: “Yakın akraban olan aşiretini uyar” ayeti gelince Rasûullulah (s.a.v.) yürüyüp Safa tepeciğine çıktı ve oradan “Yâ sabâhâh, Sabah baskını var” diye bağırdı. “Bu bağıran kim dediler?” Bir kısmıda “Muhammed” deyince, Onun yanına gelip toplandılar. Nebi (s.a.v.) onlara:

“Ne dersiniz ben size şu dağın eteğine bir gurup süvari çıkıyor diye haber versem, siz beni doğru bulurmusunuz?” buyurdu. “Biz se­nin yalan üzerinde denendiğini hiç görmedik” dediler. Efendimiz (s.a.v.) de:

 – “Ben sizi önümde gördü­ğüm şiddetli bir azabtan uyarıyorum” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Leheb:

-Yazıklar olsun sana! Bizi bunun içinmi topladın deyip kalkıp gitti de “Ebû Leheb’in eli kurusun! Ger­çekten de kurumuştur.” suresi indi ki A’meş de bu şekilde “Ve tebbe” değilde, “Ve kad tebbe” olarak okumuştur. Buradaki “Ve kad tebbe” hariç diğer kısım ittifakla yapılan bir rivayettir. Bu ise A’meşin tale­belerinden birinin rivayetidir. Haber Müsiimin Sahihindedir.[53]

İbni Umeyye, Velid b. Kesîr- İbni Tedres- isnadıyla Esma bn. Ebî Bekr (r.a.)’nın şöyle dediğini haber verir.

“Tebbet  yedâ Ebî Lehebin” ayeti  inince şaşı gözlü,  Harb kızı Ümmü Cemil bir gürültü patırtı ile eline taş alıp geldi. Şöyle diyor­du.:

Direttik Müzemmeme (horlanana),[54] Buğzettik, inancına isyan ettik emrine.

Nebi (s.a.v.) o zaman Mescid-i Haram daydı. Ebû Bekir; “Ya Ra-sûlallah bu karı geliyor. Seni göreceğinden korkuyorum” demişti. Ne­bi (s.a.v.) de Kurandan bir yer okuyup ona sarıldı o zaman:

“Sen Kur’an okuduğunda senin ile âhirete inanmayanların arasını (gizleyip) örten bir perde koyarız.” (İsra 45) ayetini okumuş tu. Kadın gelip Ebû Bekirin yanma durup Peygamberi görememişti. Ebû Bekire: “Haber aldığıma göre arkadaşın beni yermiş” deyince Ebû Bekir (r.a.)’ta “Şu Beytullahın Rabbi için hayır! O seni asla yermedi.” deyince kadın “Kureyş kabilesi bilirki ben onların seyyidi-nin kızıyım” diyerek dönüp gitti.[55]

Bu haberin bir benzerini Said b. Kesir- Babası yolu ile Esma (r.a.)’dan Ali b. Müşhir de rivayet etmiştir.[56]

A’rec aracılığıyla Ebuz-Zinâd Ebû Hureyre’den (r.a.) Rasûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Şu Kureyş’in haline bir bakın Allah onların kötü sözlerinden beni nasıl koruyor. Onlar Müzemmem diye birine sövüp yine Mü-zemmem’e  la’net ediyorlar.  Halbuki  ben  müzemrnem değil  Muhammedim.[57]

İbni îshak anlatıyor: İslam artık Mekke’de yayılmıştı. Sonra Allah (c.c)  peygamberine emrederek:  “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve müşriklerden yüz çe­vir” (Hıcr ayet 89) ve “Deki şüphesiz ben açıkça bir uyarıcıyım…..( Hıcr 89)” buyurmuştur. O zaman Rasülullah (s.a.v.) ve ashabı namaz kılacaklarında Mekkedeki dağ koyakları­na giderek namazlarını kılıp kendi kavminden saklamış olurlardı. Bir gün Sa’d b. Ebî Vakkas bir gurup arkadaşıyla beraber böyle bir koy­akta namaz kılıyorlarken üstlerine müşriklerden bir gurup çıka gel­miş bunların yaptıklarından hoşlanmayıp ayıplamışlar ve onlarla dö­vüşmeye kalkmışlardı. Bunun üzerine Sa’d (r.a.) bir deve çene kemiği ile müşriklerden birine vurup suratını parçalamıştı. İşte İslam’da akan ilk kan bu olmuştur. Nihayet Rasüîullah (s.a.v.); İsiamı ilan edip işini aleniyete dökünce – bana ulaşan habere göre kavmi kendisini ne ter-ketmiş nede ayıplamış idi. Nihayet Rasülullah (s.a.v.) onların ilahla­rını kınayınca bu çok zorlarına gidip hoşlanmadılar ve (s.a.v.)’in aley­hinde ve düşmanlığında birleştiler. Durum bu hale gelince amcası Ebû Talib Peygambere acıdı onu korumasına alıp önüne gerildi. Kureyşli-ler, Muhammed’in (s.a.v.) kendilerinin hoşlanmadığı şeyleri terketme-me kararında olduğunu ve Amcasınında onu himaye ettiğini görünce Ebû Talibe gelip durumu konuştular. (Bunlar kureyşin ileri gelenleri olup Utbe, Şeybe, Ebû Süfyan, Ebu’l Buhterî, Esved b. Muttalib, Ebû Cehil, Velid b. Muğire, Nebih b. Münebbih ve Âs b. Vâil’den teşekkül ediyordu.[58] Dedilerki:

“Yâ Muhammed! Onu İlahlarımız ve dinimiz hakkında konuşmak­tan menerdersin yada onunla aramızı serbest bırakırsın” Ebû Talib ise onlara çok yumuşak bir üslûpla konuşup onları güzel şekilde redetti. Geri dönüp gittiler.[59]

Bundan sonra adamlar iyice uzaklaşıp kinlendiler. Kureyşliler Peygamber (s.a.v.) aleyhine lafı çoğaltıp birbirlerini onun aleyhine kışkırtıp bir kere daha Ebû Talibe geldiler ve “Aramızda senin bir şerefin tanınmış bir aile nesebin var. Biz senden kardeşiyin oğluna engel olmanı istediksede sen ona mâni olmadın. Artık biz Vallahi onun ilahlarımıza kötü söyleyip akıllılarımızı serseri saymasına sa­bredecek değiliz. Şimdi sen ya onu men edersin yada bu konuda çar­pışmak için onu da seni de karşımıza alır iki guruptan biri yok olana kadar vuruşuruz.” diyerek durumu arzedip gittiler. Ebû Talibe kavmi­nin bu ayrılığı ve kendilerine İlan ettikleri bu düşmanlık pek ağır geldi. Hiç bir kimseye Rasülullah’ı onlara teslim etmek ve onu yardımsız bırakmak hoş gelmedi.[60]

Yunus b. BUkeyr de Mûsâ b. Talha – Talha b. Yahya b. Ubeydul-lah aracılığıyla Akîyl b. Ebî Tâlib in şöyle haber verdiğini anlatıyor: Kureyş Ebû Talibe gelip: “Şu kardeşiyin oğlu bize meclislerimizde ve Mescidimizde eziyet ediyor. Ona engel ol” dediler. O da “Yâ Akıyl! Git de Muhammedi bana getir” dedi. Bende gidip onu Hıf veya Kibs denen küçük bir evden çıkardım. Nebi (s.a.v.) yanlarına gelince Ebû Tâlib: Şu amca çocukların iddia ederlerki, sen onlara meclislerinde ve mescitlerinde eziyet ediyormuşsun. Onlara eziyetten vazgeç” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) gözlerini Semada dolaştırdı ve:

“Şu güneşi görüyormusunuz?” diye sordu. “Evet” dediler. Rasûlullah (s.a.v.) de

“Ama benimde, sizin ondan bir kıvılcım yakmanız hususunda, sizin yaka­nızı bırakmaya gücüm yetmez.” buyurdu. Ebû Talib de: “Vallahi kar­deşim oğlu bize şimdiye kadar hiç yalan söylemedi. Haydi dönüp gi­din” dedi. Buh^rî hadisi tarihinde Ebû Kûreyb yoluyla Yunustan nakletti.[61]

İbni tshak anlatıyor. Bana Ya’kub b. Utbe “b. Muğire anlattı ki: “Kureyş Ebû Talibe diyeceğini deyip gittiğinde Rasülulİah (s.a.v.)’e haber göndermiş ve ona “Kardeşim oğlu! Kavmin bana geldi ve şöyle söyledi. Benim ve nefsim hakkında daha ileri gitme, gücümün yete-meyeceği yükü bana yükleme” dedi. Raşüluîlah (s.a.v.) Amcasına gö­züken ne ise bu konuda gözüktüğünü sanmış ve kendisini yalnız bı­rakıp onlara teslim edeceğini tahmin etmiş ve bunun için

“Ey Amcam! Bu tebliğ- işini bırakmam için güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler dahi Allah dinini ortaya koyuncaya, yada o ko­nuda kendimi helak edinceye kadar bu işi asla terk etmeyeceğim” buyurmuştu. Sonra Allah Rasûlünün gözlerinden yaşlar boşandı, ar­dından gitmek için kalktı. Kapıya doğru yönelince Ebû Talib kendis­ine seslenip “Gel kardeşim oğlu” dedi. Kendine doğru yönelince “Git de istediğini söyle! Vallahi seni asla onlara bırakmayacağım” dedi.[62]

İbni İshak Yunusun kendinden yaptığı rivayete göre derki:

-Sonra Ebû Tâlib bu konuda şu şiiri söyledi

1- Vallahi ben toprakta gömülüp yatmadıkça hiçbiriside sana ulaşamayacaklar.

2- Sen işine bak. Sana bir zillet yok. Sendeki müjdelerden ver bununla gözler aydınlansın.

3- Beni Da’vet ettin, sandınki sana nasihat edeceğim. Doğru de­din. Ben eskiden beri emîn biriyim.

4- Bir teklifte bulundun. Kesin anladımki O din, yaratıkların din­lerinden en hayırlı olanıdır.

5- Kınanma yada sövülme sakıncası olmasaydı. Bunu kabule be­nim son derece müsamahalı davrandığımı görecektin.[63]

Haris b. Ubeyd anlatıyor: Bize el-Cerîri, Abdullah b. Şakik ara­cılığıyla Hz. Aişe nin şöyle dediğini anlattı “Allah seni insanlardan koruyacaktır” (Maide 67) ayeti ininceye ka­dar, Râsûlu Ekrem {s.a.v.) muhafızları tarafından muhafaza edilirdi. Ayet gelince başını çadır gibi tuttuğu kubbesinden dışarı çıkararak:

 “Ey İnsanlar! Artık gidin. Allah (c.c) beni koruması altına almış bulunmaktadır.” dedi.[64]

Muhammed b. Münkedir aracılığıyla Muhammed b. Amr b. Alka-me Rabiâ b. Abbâd ed~ Düeli’den şöyle nakleder:

– Zü’l Mecaz panayırında Rasülullah (s.a.v.)’i görmüştüm. İnsan­ları konakladıkları yerde ziyaret edip onları Allah yoluna çağırıyor idi.

Arkasında, şaşı, yanak yumruları parlayan bir herif onu takib edip:

-Sizi dininizden, babalarınızın dininden yanıltmasın, diyordu. Bu kim? diye sorduğunda “Ebû Leheb” dediler.[65]

Abdürrahman b. Ebiz Zinâd da babası yolu ile cahiliye dönemin­de yaşayan Dî’l Oğullarından Rabİ’a b. Abbâd (ki sonra müslüman olmuştur.) tan naklederki, O: “Rasülullah (s.a.v.)i Zü’l mecaz ^panay­ırında insanların arasında: “Ey insanlar! Lâ İlahe illallah deyin kurtulun!” diyerek dolaşırken Ebû Lehebi de Efendimizin arkasında… derken görmüş. Rabîa “Ben O za-man ailemin su tulumunu taşıyordum.” der.[66]

Şu’be’nin nakline göre Esas b. Süleym, Kinâne’den bir adamdan şöyle duyduğunu anlatır.:

– Zül-Mecâz panayırında Rasülullah (s.a.v.)’i gördüm “Lâ İlahe İllallah deyin, kurtulun” diyordu. Arkasında birde bir adam varki Üzerine toprak saçıyordu. O herif Ebû Cehildi ve “Şu herif sizi dini­nizden caydırmasın. Bu herif başka değil sadece sizi Lât ve Uzaya tapmanızı terkettirmek istiyor” diyordu. Bu rivayetin isnadı kavî’dir.[67]

Mu’temir b, Süleyman, babası Nûaym b. Ebî Hind – Ebû Hâzim aracılığıyla  Ebû  Hureyre  (r.a.)’ın  şöyle dediğini  anlatır. Ebû Cehil oradakilere “Muhammed aramzdayken yüzünü (namazda secde ede­rek) toza bulandınyormu?” diye sordu. “Evet” dediler. Bunun üzerine Ebû Cehil: Lât ve Uzzâ’ya yemin ederimki Onu böyle namaz kılar­ken görürsem omuzuna basıp yüzünü tam toza batıracağım, dedi ve RasUlullah (s.a.v.) namaz kılıyorken boynuna çökmek için yanına geldi.  Birde  ne  görsünler Ebû  Cehil  ansızın  geri  kaçarak elleriylede

kendini koruyarak onların yanma gelmezmi. Kendisine “Sana ne oldu ?” denilince “Benimle onun arasında ateşten bir hendek vardı” dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) bu hususta “Eğer bana yaklaşmış olsaydı Melekler onu param parça edeceklerdi” buyurdu. Rivayeti Müslim yaptı.[68]

İkrime İbni Abbas’tan şöyle nakleder: Ebû Cehil “Eğer Muham-med’i Ka’benin yanında namaz kılarken görürsem boynuna çökeceğim dedi.” Durum Peygambere ulaşınca “öyle yapmış olsa Melekler onu ale­nen yakalardı.” buyurdu. Hadisi Buhârî nakletti.[69]

İbni İshak şöyle anlatır: Sonra Kureyşliler Ebû Talibe gelip “Yâ Ebû Tâlib! İşte şu Umara b. Velîd Kureyş’in en güçlü en yakışıklı de­likanlısı, onu al, aklı ve yardımı senin olsun. Onu evlat edin senin olsun. Şu seninde ecdadıyında dinine aykırı giden Kardeşiyin oğlunu bize teslim ette onu öldürelim. Böylece bu “Bir adama karşı bir adam verilen” bir iş olmuş olur” dediler. Ebû Tâlib de onlara:

“Vallahi, benimle ne kötü pazarlık yapıyorsunuz! Bana çocuğu­nuzu vereceksiniz, ben onu besleyeceğim. Kendi çocuğumuda size vereceğim’ki onu öldüreceksiniz ha! İşte Vallahi bu dediğiniz asla olamaz” dedi. Bunun üzerine Mut’ım b. Adiy b. Nevfel b. Abdi Me-nâf:

-“Yâ Ebû Tâlib! Vallahi kavmin sana insaf ettiler bu hoşlanma­dığın şeyden kurtulman için gayret ediyorlar. Görüyorum ki sen on­ların teklifinden hiç bir şey kabul etmiyorsun.” dedi Ebû Tâlib de:

“Vallahi onbar bana insaf etmediler. Ama sen benim aleyhime yalnız bırakılmam ve kavmin bana karşı birleşimini sağladın. Ne uygun görüyorsan Öyle yap” dedi. İş böylece şiddetlendi, harb iyice kızıştı. Böylece toplulukta bozuşarak dağıldı. Bunun üzerine Ebû Tâlib şu şiiri söyledi

1- Dikkat! Amr’a Velid ve Mut’ime deki “Keşke sizden bana gele­cek nasibim genç.

2- Kısa boylu, çok böğüren sidiğinin damlaları bacaklarını ıslatan bir deve olsaydı daha iyiydi.

3- Anne baba bir kardeşlerimiz olan bu iki sülaleyi görüyorumki kendilerine bu iş sorulunca “Bu iş bizden başkasını ilgilendirir.” diyorlar,

4- Özellikle Abdi Şems ve Nevfeli kasdediyorum. Bu ikisi şeytana taş atar gibi bizi taşladılar.[70]

Yunus b. Bükeyr İbni İshak’tan naklediyor;, Bana kırk küsur yıl önceden Mısır’da bir şeyh İkrime aracılığıyla İbni Abbas’tan nakletti­ği, Nebi (s.a.v.) ile müşrikler arasında geçen uzun bir kıssada şöyle geçiyor.

Peygamber (s.a.v.) onların yanından kalkıp gidince Ebû Cehil, “Ey Kureyş topluluğu! Bu Muhammed bizim dinimizi ayıplamak ve ecdadımıza söğmek akıllılarımıza akılsızlık damgası vurmak ve ilah­larımıza sövmek hususunda görüşünde ısrarla direnmektedir. Ben Al­lah’a söz veriyorumki yarın büyük bir taşla Ka’bede oturacak ve o secde edince bu taşla kafasını yaracağım. (O anda beni ister onlara teslim edin ister beni koruyun). Ondan sonra Abdi Menâf oğulları durumu nasıl görüyorlarsa öyle yapsınlar” dedi. (Onlarda “Vallahi se­ni asla teslim etmeyiz” dediler) Sabah olunca Ebû Cehil anlattığı şekilde bir taş alıp oturdu. Nebi (s.a.v.) (Kuşluk vakti adeti üzere) geldi. Hacevi’l Esved ile Yemâni rükünleri arasında kalkıp namaza

başladı. Rasûlullah o zaman Mekke de olup kıbleye Şam tarafına -Kudlise dönerdi, (tşte bu iki rüknün arasında namaz kılınca Kâ’be Şam ile kendi arasına gelmiş oluyordu.) Kureyşliler Ka’be’ye gelip oradaki yerlerini alıp Ebû Cehlin ne yapacağını gözlemeye başladılar. Rasûlullah (s.a.v.) secdeye gidince Ebû Cehil taşı alıp Efendimize doğru yürüdü. Ona yaklaştığında rengi değişmiş korkudan ürpererek geri döndü. Eli taşın üzerinde sanki donup kalmıştı taşı elinden attı. Kureyş ileri gelenleri yanına gelip: “Ey Ebûl Hakem! sana ne oldu?” dediler. Ebû Cehilde:

-Dün size söylediğimi yerine getirmek için kalktım ona yaklaştı­ğım zaman onun önünde azgın bir deve göründü. Vallahi onun gibi başı, boynu dişleri azametli bir deveyi hiç görmemiştim. Beni yiye yazdı, dedi.

İbni İshak burada derki: Rasûlullah (s.a.v.)

dlîü “O Cebrail (a.s.) idi. Ebû il Cehil bana biraz daha yaklaşmış olsaydı onu yakalayacaktı” buyur­duğu anlatıldı.[71]

El Muhârabî ve diğerleri, Dâvûd b. Ebî Hind – İkrime aracılığıyla İbni Abbâs (r.a.)’ın şöyle dediğini anlatıyor.

-Nebi (s.a.v.) namaz kılıyorken Ebû Cehil kendisine uğramış ve “Yâ Muhammed! Ben sana namaz kılmayı yasaklamadım mı? Sende bilirsinki bu Ka’be’de benden daha fazla meclise sahib olan hiç kimse yoktur.” dedi. Nebi (s.a.v.)’de onu azarladı. Cebrail de:

   “O meclislerini çağırsın. Bizde Zebanilerimizi çağırırız” Alak 17 ayetini söyledi. Vallahi eğer o meclisini da’vet etseydi elbette onu azâb zebanileri yakalayacaktı.[72]

[47] Müslim 204 (İman 348) Buhari Edebü’l Miifred 48, Buhâri Tarih-i Sağır 1/15, Tahavî Ş. Meâniü’I Âsâr 3/285-4/387, Nesâi 6/248, Müsned 2/519, Ebû Avane 1/93, Beyhakî Delâil 2/177, Buhari Tarih-i Kebir 13/48-11/15, Buharî de Ebû Hüreyre’den (r.a.) Vasâyâ 55/1 l’de ve bu ayetin tefsirinde bu hadisi “Ey Kureyş oğullan” şekli ile başlayarak nakleder.

[48] Müslim İman 353(207); Tahavî 4/387, Taberânî Kebîr 18/374 Beyhakî De­lâil 2/178 Ebû Avâne 1/93, Müsned 5/348, 60.

[49] Dilkeç etin uzunlamasına kesilen şekline denirki tam arabçadaki ö-i»-JI kelimesinin karşılığıdır. Toros Tiirkçesinin bu canlı kelimesi dilimize bir katkı ümidiyle buraya aldım. Bilmiyorum belki Anadolunun diğer yerlerin-dede kullanılıyordun

[50] İbni İshak Es-Siyer Vel- Meğazi 145; Taberî Tarih 1/542, Burası İbnİ İshâkta son bölümde Efendimizin ‘Vallahi Arablardan benim size getirdi­ğimden daha üstün birşey getiren olmadı. Ben size dünyanızın…” Şeklin­dedir. Taberi ise aynı hadiseyi İbni Humeyd, Seleme, İbni İshak Abdü’l Gaffar b. Kasım, Minhal b. Amr (r.a.) isnadıyla verir. Ama bu rivayetin so­nu daha uzun oiup İbni İshakm siyerinde bu yoktur. Beyhakî Delâil 2/179-180’de aynen, İbni İshak rivayetini verir. İbnü’l Cevzi de el- Ve-fâl/184 olayı nakleder. İbni Sa’d aynı hadiseyi daha kısa olarak Ali b. Muhammed, Yezîd b. Iyaz, Nâfi, Salim , Ali (r.a.) isnadıyla verir. Beyhakî Sünen 9/7; Taberî Tefsir 19/75, Taberâni Sagîr 2/320, Ebû Nûaym Delâil 152

[51] Bu Üst dipnotta açıkladığım gibi Taberinİn isnadıdır.

[52] îbni İshak Es Siyer vel Meğazi 144, (Hamidullah baskısı 126) İbni Hişam (Muşta el- Babi neşri) 1/262) Beyhakî Delâil 2/180 Taberi 1/543.

[53] Müslim İman 208, Buhari “ve tebbe olarak” tefsir 65/111, Müsned 1/307, Taberi Tarih 1/542, Beyhakî Delâil 2/182, Süheylî Ravdu’l Unf 2/109, Ta­beri Tefsir 30/218, Tirmizî 3363, Ebû Avâne 1/92.

[54] O günün müşrikleri Efendimize Muhammed kelimesinin zıt anjamına ge­len Müzemmem (kötülenen horlanan) derlerdi. Bundan bir sonra kısımda Zehebi Buhariden bu hadiseyi verecektir.

[55] İbni Hişam (M. El- Babi Tab’ı 1/356} 2/104 te bunu isnadsız olarak İbni Ishaktan nakleder. Müellifin isnadı ile Beyhakî Delâil 2/195 tekidir.

[56] Bey Delâil 2/196.

[57] Buharî Menâkib 61/17,Nesâi Talak 26, İbni Hibban 2104, Beyhakî Sünen 8/252, Beyhakî Delaîl 1/152, Müsned 2/244-340-369, Ancak Buharide diye başlar. Ebû Nuaym Delâil 1/61.

[58] İsimler kitabda yoksada İbni İshak ve İbni Hişam’dan Uave ettim 2/3.

[59] İbni  İshak Siyre  (Hamidullah  neşri)  sayfa  128  İbni Hişam  2/3-4 Taberî Tarih l/54a

[60] İbni Hişam 2/4.5 (M. Halebi baskısı 1/265-266); Taberî 1/543

[61] Tarih-i Kebîr 7/51, İbni İshak Sire 154, Hâkim 3/577, Taberânî Kebîr 17/192, Beyhakî DelâÜ 2/187, Ebû Ya’la Müsned 12/6804. Bu sahih bir is-naddır. İbni ^Hacer de Metalib’de 4/92,(ao 4278) de hadisi Ebû Ya’la’ya izafe ile “Sahihtir” der.

[62] İbni Hişâm 2/5; Beyhakî Delâil 2/187, (M. El-Halebi 1/266) İbni Hişam ve Beyhakî de “Bende kendine doğru geldim” yerine “Rasûlullah ona doğru geldi” şeklindedir.

[63] İbni İshak Es-Siyer 355, Beyhakî Deİâil 2/188, Sebîli’l Hüdâ 1/437.

[64] Beyhakî Delâil 2/184, Beyhakî Sünen 9/8, Hakim 2/313, Taberi Tefsir 6/199, İbni Sa’d 1/1/113, Müsned 4/397-404, 5/232, Nesâi 8/34, Tirmizî 3046 Ebû Nuaym Hüye 6/206.

[65] Beyhakî   Delâil   2/185,   Müsned   3/492-493,   -4/341-5/371   Taberâni   Kebir 5/61-8/376, Darakutnî 3/45, İbni Hibban 1682, Ukaylî 1/106, Beyhakî Sü­nen 1/76, İmam Ahmed Müsnedinde bu Rabia b. Abbâd’ın bu haberlerinin ekserisini almıştır ki bir kısmının ricali hep sika olup haber sahihtir.

[66] Üst dipnot.

[67] İki Önceki dipnot.

[68] Müslim   2797,  Müsned   2/270,  Taberi  Tefsir 30/65,  Beyhakî Delâil   2/189, İGni Hibbân – El İhsan 8/189.

[69] Buharî Tefsir 65 Alak Sûresi  4;  Müsned  î/248-268, 2/270; Müslim 2797, Tirmizî 3348, Beyhakî Delâil 2/192, Taberî Tefsir 30/165

[70] İbni Hişâm 2/5, Ravdul Unf 2/10, Taberî Şiiri vermeden 1/545, İbni Sa’d 1/202 Uyünü’l Eser 1/100, Nihâyetü’l İreb 16/200.

[71] İbni Hişânı 1/297-299; İbni İshak es-Siyer 199; Beyhakî Delâil 2/190-191, Ancak isnadda meçhul biri varki kim olduğu belli değil. İkrime yoluyla İbni Abbas’tan nakil yapan talebelerinde böyle bir habere rastlanmış de­ğildir.

[72] İbni Ebî Şeybe 14/298, Taberî Tefsir 30/141 Beyhakî Delâil 2/192, Müs-ned 1/256-229, Hakim 2/488, Tirmizî Tefsir 96. sure. Zehebî hadisi Buhâ-rî’ye göre sahih sayar.  Kur’an’ın îcazı.[72]

       İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/216-228

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: