Peygamberlik Mucizeleri

Yunus b. Bükeyr, İbni İshak’tan naklediyor: Bana Abdü’l Melik b. Abdillah b. Ebi Sufyan b. EI-Alâ b. Câriye es-Sakafi ilim ehli bir kimseden naklederki: Allah (c.c.) Rasülünün kerametini ve ona pe­ygamberlik vermeyi murad ettiğinde, geçerken uğradığı her taş ve ağaç Rasûlullah’a secede ederdi. Rasülüllah (s.a.v.) her yıl bir ay hu­susi ibadet etmek üzere Hıra mağarasına çıkıyordu.[12]

Simak b. Harb de Ca’bir b. Semura (r.a.)’tan Efendimiz (s.a.v.)’in:

“Ben henüz pey­gamber olarak gönderilmeden önce Mekke’de bana selam veren bir taş tanıyordum”[13] dediğini naklederkî bunu Müslim rivayet etmiştir.

Velîd b. Ebî Sevr ve diğer âlimler İsmail es-Suddî – Abbâd b. Ab­dullah isnadıyla Hz. Ali (r.a.)’tan şöyle anlatırlar:

-Rasülüllah (s.a.v.) ile Mekke de beraber idim. Rasûlullah Mek­ke’nin bir tarafına gitti. Ona rast gelen bütün ağaçlar ve dağlar “Es-selâmü aleyke Yâ Rasûlellah” diyorlardı.

Hadisi Tirmizî rivayet edip “bu garib bir hadistir” demiştir.[14]

Yusuf b. Yakup el-Kâdî anlatıyor. Bize Ebu’r Rebî, Ebû Muâviye, A’meş – Ebû SUfyan isnadıyla Enes b. Malik (r.a.) in şöyle dediğini haber verdi. Nebi (s.a.v.) Mekke’den çikıyorken Cebrail kendisine gel­di. Mekke halkı onu kana boyamışlardı. Cebrail “Sana ne oldu?” diye sordu. Nebi (s.a.v.) de “Şu insanlar beni kanla boyadılar, yapacaklarını yaptılar” dedi. Cebrail de: “Sana bir ayet göstermemi istermisin?” diye sorunca, Efendimiz (s.a.v.) “evet” buyurdu. O da “şu ağacı çağır” dedi. Efendimiz onu çağırınca ağaç toprağı yararak gelip Efendimizin önünde dikildi. Cebrail “Em-rette yerine dönsün” dedi.

-Efendimiz de “yerine dön!” buyurunca ağaç yerine döndü. Efen­dimiz (s.a.v.) Cebrail’e “bu kadarı bana yeter” buyurdu. Bu sahih bir hadistir.[15]

İbni İshak anlatıyor: Bana Vehb b. Keysan haber verdiki “ben Abdullah b. Zübeyr’i Ubeyd b. Umeyr b. Katâde el- Leysi’ye; “Ya U-beyd! Bize Rasülüllaha peygamberliğin ilk gelişi nasıl olduğunu Ce-brailin ona geldiği zamanki durumu anlat,”[16]  deyince onun şöyle dediğini işittim. Benimde bulunduğum O mecliste Ubeyd, Abdullah b. Zübeyr ve yanında bulunan insanlara şöyle anlattı:

-Rasûlullah (s.a.v.) her yıl bir ay Hıra da itikaf yapardı. Bu Ku-reyşin Câhiliye döneminde yaptıkları bir nevi itikaftı. Buradaki “Ta-hannüs” kelimesi “takva ve itaat” demektir.[17]

İbni İshak devamla derki: Rasülüllah (s.a.v.) her sene Hıra’da bu ibadetini yapar, miskinlerden kendine gelenlere yemek yedirirdi. Bir ay bu itikafını tamamladığında ilk işi Ka’beye gelip orayı tavaf et­mek olur, sonra da evine dönerdi. Nihayet Allah’ın kendisine ikram arzuladığı ay girince ki bu Ramazan ayı idi- Ailesiyle birlikte Hıra’ya çıktı. Allanın kendine Peygamberliği ikram ettiği gece gelip çatınca Cebrail ona Allah’ın emrini getirmişti. Bunu Efendimiz (s.a.v.) şöyle anlatıyor.

“Cebrail  ben  uyuyorken[18] içinde  kitap  bulunan  ipekli  bir pike (yada çarşaf)’tan yapma çantayı bana getirip oku!” dedi.

-Ne okuyayım? dedimde bunun üzerine beni öyle bir sıktiki ben nerdeyse bu (işin sonu) bir ölüm olacak sandım. Sonra beni bırakıp “Oku” dedi.

-Ben yine “ne okuyayım?” deyince öyle sıktıki bu bir ölüm ola­cak sandım. Sonra yine beni bırakıp “oku!” dedi. Ben:

-“Neyi Okuyayım” dedim. Bunu böyle söylemem onun bana yaptığını tekrar yapmasından sakınmak içindi. Bunun üzerine O:

«Rabbiyin adıyla oku» ayetini tâ «insana bilmediğini öğretti» (alak suresi 1-5) ayetine kadar okumamı (kendi okuyarak) söyledi. Bende onları okudum. Ardından o beni bı­raktı. Bende uykumdan uyandım. Sanki kalbimde bir kitap yazılmış gibi bir hal olmuştu.[19]

İşte bu haberin burasında ilaveli bir kısım varki onu Yunus b, Bükeyr, İbni İshak’tan şöyle rivayet eder: (Peygamber (s.a.v.) buyur-duki:)

Allahm yarattıkları şeyler arasında bana şâirlerle mecnûnlardan daha sevimsiz hiç bir şey yoktu. Öyleki onlara bakmaya bile taham­mül edemezdim, (kendimi kasdederek) En uzak şey, şâir yada mec­nûn olmak deyip sonra kendi kendime:

-Kureyş bu hadiseyi benim hakkımda asla anlatmaya muvaffak olamayacak. Yüce bir dağ zirvesine çıkıp oradan kendimi aşağı atar böylece bu sıkıntıdan kurtulurum, dedim.

Böylece yola çıktım, dağın ortasına varmıştımki, birden bire gök­ten “Yâ Muhammedi Sen Allah’ın RasûİÜsün. Bende Cebrâilim” diyen bir ses duydum. Başımı göğe kaldırdım. Birde ne göreyim! Cebrail bir insan suretinde ayaklarını semânın ufuklarında açmış vaziyette.

-Yâ Muhammed sen Allah Rasûlüsün, bende Cebrail’im dedi. Du­rup ona bakakaldım. Ne ileri ne geri gidiyordum. Gözümü ondan çe­virip gök yüzünün diğer ufuklarına dönderdim. Gök yüzünün neresine gözümü çevirsem onu oradada görüyordum. Ben hâlâ o halde dikilip duruyorken meğer Hatice de adamlarını beni aramaya göndermiş. Adamlar Mekke’nin en yüksek dağının tepesine kadar çıkıp (beni bu­lamayınca) Hatice’nin yanına geri dönmüşler. Ben ise hâlâ aynı yerimde duruyordum. Sonra Cebrail benden ayrıldı. Bende ailemin yanma gitmek üzere ayrıldım. Haticenin yanına gelip uyluğuna doğru yaslanarak oturdum. Hatice bana:

-Yâ Ebe’l Kasım! Neredeydin? Vallahi elçilerimi seni aramaya gönderdim; ta Mekke dağının tepesine kadar çıkıp geri geldiler, dedi.

Sonra ben gördüğüm hadiseyi ona anlattım. Bunun üzerine Hati­ce: «Müjdele ve gerçekleştir ey Amca oğlu![20] Hatice’nin canı elinde olan Zâta yemin olsunki ben senin bu ümmetin peygamberi olacağını ümid ediyorum, dedi.»

Sonra Hatice kalkıp üzerine elbiselerini giyinip ardından Varaka b. Nevfel’e gitti. Varaka onun amca oğluydu. Ve daha Önce Hıristi­yanlaşmış olup kitap okumayı öğrenmişti. Hatice ona Nebi (s.a.v.)’in görüp duyduğu şeyi anlattığında, Varaka “Kuddûs, Kuddûs, Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederimki eğer doğru söylüyorsan Yâ Hati­ce! Ona gelmiş olan mutlaka Musa’ya da gelen Nâmus’u Ekberdir ve O mutlaka bu ümmetin Peygamberidir. Ona söylede bu melek gelince korkup çekilmesin yerinde dursun” dedi.[21]

Hatice (r.a.)’ta Efendimiz (s.a.v.)’in yanına geri dönüp Ona Vara­ka ntn söylediklerini anlattı.

Rasûlullah itikafmı tamamlayınca Ka’be’yi tavaf etti. Tavaf es­nasında kendisine Varaka rastladı ve: “Bana gördüğün ve işittiğin şeyi anlat” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hadiseyi önada ha­ber verdi. Bunun üzerine Varaka:

“Nefsim elinde olan Zat’a yemin olsunki sen bu ümmetin Pey­gamberisin. Sana Musa’ya da gelmiş olan Cebrail gelmiştir. Elbette sen (kavmin tarafından) yalanlanacak, ezâ görecek, yurdundan çıka­rılacak ve onlarla savaşacaksın. Eğer ben o günlere yetişecek olur­sam sana Allah bilir nasıl yardım edeceğim,” deyip sonrada Efendi-miz’in başını eğerek başının ortasından (beyin bıngıldağı yerinden) öptü. (sonra Efendimiz (s.a.v.) evine döndü.)[22]

Mûsâ b. Ukbe, Meğazî adlı eserinde derki: Bize ulaştığına göre Nebi (s.a.v.)’in Peygamberlik hususunda ilk karşılaştığı şey Allah’ın kendisine gösterdiği rüya oluyordu. Bu Nebi (s.a.v)’e pek ağır geliyor­du. Durumu Hatice (r.a.)’ya bildirdi. Allah (c.c.) Hz. Hatice’yi {yanlış yorumlamadan) muhafaza edip Risâleti tasdik etmeye gönlünü geniş letti de Efendimiz (s.a.v)e hitaben:

-Haydi müjdeni ver! dedi. Sonra Efendimiz(s.a.v.) Hatice’ye “Kendisini rüyasında göksünün yarıp, sonra iç organlarının çıkarıla­rak temizlenip yıkandığını ve eski şekli ile yerlerine iade edildiğini” gördüğünü haber verdi.

Bunun üzerine Hatice (r.a.) da “Vallahi bu hayırlı bir şey, haydi müjdelesene!” dedi. Daha sonra Efendimiz (s.a.v) Mekke’nin en yüksek dağında iken, Cebrail bu durumu açığa çıkararak Nebi (s.a. v.)’i güzel bir yere oturttu. Bu yer hakkında Nebi (s.a.v.):

“Cebrail beni içinde yakut ve mercan bulunan kadife gibi yumşak havlan olan bir

sergi üzerine oturttu.” buyuruyordu. Cebrail orada Efendimize Allah (c.c.)’nün kendine gönderdiği peygamberlik müjdesini verdi. Nihayet Efendimiz tam tatmin olabildi.[23]

Bu kıssada geçen “Efendimizin göksünün yarılması” hadisesinin Onun küçükken başından geçen ameliyat hadisesini Haticeye haber vermiş olması ihtimali olduğu gibi “İkinci bir ameliyat” olmasıda muhtemeldir. Sonrada üçüncü defa Mi’râc’a götürülürken tekrar göksü yarılıp temizlenmiştir.

İbnü Bükeyr, İbni İshâk’tan Varaka’nın şu şiiri okuduğunu anlatır.

l- Yâ Hatice! Eğer anlattıkların doğru ise Ahmed peygamberdir.

2- Cebrail  ve  Mikâil  beraberinde göksü açan ve  kaynağı  gökte olan vahiy ile Allah’tan ona gelirler.

3- Onda bir tevbeyle kurtuluşa eren onunla zafere erer. Sapık, azgın ve alçaksa onunla eşkiya kesilir.

4- Emriyle rüzgârı estiren ve günlerde dilediğini yapan zatın sânı ne yüce!

5- Arşı  bütün  semaların  üzerinde  olan  ve  yaratıkları  hakkında koyduğu hükümleri değişikliğe uğramayan zatın şâni ne yücedir.[24]

İbni İshâk, İsmail b. Ebî Hukeym’in şöyle anlattığını söyler:

-Hatice Rasûlullah (s.a.v.)’e: “Amca oğlu! Sana gelen bu melek arkadaşın tekrar sana geldiğinde bana haber vermeye gücün yeterse bildir.” deyince Nebi {s.a.v.) “Olur” buyurdu. Cebrail geldiği zaman Nebi (s.a.v.) “Yâ Hatice! İşte Cebrail! Onu görüyormusun?” buyurdu. O da “Ey Amca oğlu! Kalkta, sol uyluğumun üzerine otur?” ricasında bulundu. Efendimiz de kalkıp oraya oturunca Hatice: “Onu yine gö­rüyormusun?” diye sordu. “Evet” demesi üzerine Hatice, “Yer değiş tir! Şimdi sağ uyluğum üzerine otur.” dedi. O (s.a.v.)’da onun sağ uyluğuna oturdu. Hatice “Onu yine görüyormusun?” diye sordu. “Evet” deyince “Öyleyse kucağıma otur” diye rica etti. Efendimiz de öyle yaptı. Bunun üzerine Hz. Hatice (r.a.) açılıp başından örtüsünü açtı; sonrada Efendimize “onu görebüiyormusun?” diye sordu. Nebi (s.a.v) “Hayır!” deyince O:

“Sabit ve kararlı ol ve müjdele! Vallahi o melâikedir. O şeytan değildir.” dedi.[25]

İbni İshak derki: Ben bu hadisi (Hz. Ali’nin oğlu Hasan’in torunu olan) Abdullah b. Hasen’e anlattımda bana şöyle söyledi:

-Ben annem Fatıma bn. Hüseyn (b. AIi)’yi bu hâdiseyi Hz. Hatice’den naklettiğini işittim. Ancak annem bunu şöyle anlatmıştı.:

-Hatice (r.a.), Peygamber (s.a.v)’i kendisi İle iç gömleği arasına katmış işte Cebrail’de o zaman ayrılıp gitmiş. Bunun Üzerine Hatice (r.a.) “Bu şüphesiz melektir, asla şeytan değildir” demiş.[26]

[12] İbni Hişâm  1/266; Nihâyetü’l İreb   1/169;  Beyhakî Delâil  2/146;  İbni Sa’d 1/157.

[13] Tahrici Önce geçmişti.

[14] Tirmizî 3705; Beyhâkî Delâil 2/153; Hakim 2/620.

Tirmizî’ni hadise garib demesine mukabil Hâkim, hadisi sahih sayar­ken Zehebî de telhisinde “sahihtir” diyor. Ancak Tirmizî rivayetinde Hz. Ali’den nakleden kişi “Abbâd b. Ebi Yezîd” olarak geçerken Beyhakî Ha­kim ve Zehebf de bu Hz. Ali ile Süddf arasındaki ravi “Abbâd b. Abdil­lah” diye geçerki her iki zat da ayrı ayrı insanlardır. Zehebî Mîzânü’l Itidaiin’de Abbâd b. Ebî Yezîd’i “Kimliği meçhul birisi olup ondan bura­daki Hz Ali’nin Peygamber (s.a.v) ile beraber Mekke’de oldukları hadisin­de ismail Es-Sudd’î rivayette tek kalmıştır.” dediğine göre esas râvi bu zat olup Hakim’in rivayetindeki Abbâd b. Abdillah değildir. Beyhakî ise bunu zaten şeyhi Hakim’den almıştır. Hakim’in ravisi olan zaı yine Zehe­bî Mîzan’da 4126 nofu tercüme ile alıp onunda Hz. Ali’den rivayette bu­lunduğunu, ama bundan Süddî değil Minhal’in rivayette bulunduğunu açı­klar. Buhâri Tarih-i Kebir’inde, bunda bir şüphe var derken onun İbni Ömer rivayetini kasdeder. İbnü’I Medini ona “zaîfül hadis” derken İbni Hibban ise onu “Es-Sikat” adlı eserinde Sika olarak verir. Şimdi Hakim’in de onu yanılarak bu zat sanıp tashihde gevşekliği yüzünden hadisi sahih sayar. Hadisin rivayeti gördüğümüz gibi sağlam değildir. Ancak Zehebî merhum bunları biiyorken burada yanılmasında mı yoksa Önceki rivayette geçen olayın sahih olmasına bakarakmı sahih saydı bunu tam bilemiyo­rum. Kanaatimce hadis senedce zayıf isede metinde geçen bilgi yönü ile sahihtir. Ancak Hz, Ali’nin o vakada olup olmadığını Allah bilir. Zira sa­hih olan Cabir (r.a.)’m rivayetidir. Doğruları bilen ancak Allah’tır.

[15] İbni Mâce 4028; Delâil 2/154.

[16] Matbu nüshada bir yanlışlık ve eksiklik var onun için İbni Hişam’ın met­nini esas aldım. Orada Abdullah diye geçerki İbni îshak onu Ubeydullah diye alır. Sonra “Huddistü Ebâ Ubeydullah” şeklinde değil, “Haddisnâ Yâ Ubeyd!” şeklindedir.

[17] İbni Hişâm  1/267 (Mustafa el-Bâbi el-Halebî tabında 1/235’te).

[18] Bu haberd geçtiğine göre Efendimiz’e Cebrail uykuda gelmiş olmaktadır. Oysa Buharî ve diğer yerlerde geçen Hz. Aişe hadisinde olsun diğerlerin­de olsun bu hadisenin uykuda olmadığı gayet net olarak yazılıdır. Hatta Buhârî’nin bu rivayetinde “Peygamberlik işinin ilk başlangıcının sâdık rüyalarla” olduğunu sonra Efendimiz’e “yalnız başına halvet etmenin sev-dirildiğini” anlatıp “Hıra’da iken ona Cebrail geldi” şekli ile anlatıyor.

İşte bu rivayet Cebrail’in Vahyi getirdiği zaman Efendimiz’in uyanık olduğunun en kesin delilidir ki, diğer rivayetlerde bunu doğrular. Süheylİ Ravdu’l Unf adlı eserinde hadisenin iki defa vuku bulmuş olacağını açı­klar ki, bu da uzak olmayan bir İhtimaldir.

[19] İbni İshak Sîre s. 101; İbni Hişâm 1/236-237; Taberî Tarih 1/532; Beyhakî Delâü 2/147.

[20] Hz. Hatice Amca oğlu diye söylemektedir. Çünkü soyları ilerde bir idi.

[21] İbni İshak; İbni Hişâm, Taberî ve Heyhakî aynen üst kaynaklar Nihayetü’l İreb 16-170; Uyûnül Eser 1/86; tbni İshak, Taberî ve Beyhakî’nin nakil­leri İbni Hişâm’in kinden daha malumatlıdır. Zehebî ise Ibni Hişam’ı esas alsa gerek..

[22] İbni Hişâm 1/237; Taberî 1/533; Beyhakî Delâil 2/149; İbni İshak 102-103; Uyûnü’l Eser 1/86; Ravdu’l Unf 1/277; Nihayetü’l İreb 16/172; İbni Sa’d kısaca 1/295; İbni Abbas’tan.

[23] Beyhakî Delâil 2/142; İbni Kesir el-Bidâye ven Nihâye 3/13; Ne yazıkki Mûsâ v. Ukbe’nin bu “Meğazi” adlı eserinden günümüze ancak bir kaç sayfası ulaşabildi. Yoksa Zehebî bile siyer hususunda onu temel alıp Mûsâ b. Ukbe’nin bütün hadis otoriteleri tarafından sika sayıldığını bildirir. Siyer-i Alamün Nübelâ 6/116 eserinde derki:

Mûsâ b. Ukbe’nin “Meğazîsine gelince o büyük sayılmayan bir ciltlik bîr eserdir. Biz onu şeyhimizden “sima” yolu ile okuduk. Onun.ekseri ha­berleri sahih olup, mürsel olanlarıda yine gayet iyi şeylerdir. Ne var ki çok kısa olup, biraz daha açıklanmaya ve ikmal edilmeye muhtaçtır. Bö­yle bir işi Hafız Ebû Bekr el-Beyhakî de eserlerinden “Delâil-in Nübüvve” adlı eserinde gayet güzel başarmıştır.

Mûsâ h Ukbe Ashab’a yetişip onlardan rivayeti bulunan Tabiînlerdendir.

[24] İbni İshak sîre 103 (Tahricli baskı 123); Beyhakî Delâil 2/150; İbni Kesîr el Bidayesinde 3/10-11 bu şiiri eksiksiz olarak Beyhaki’den nakleder ve “Bana göre bu şiirin Varaka’dan rivayet edilmiş olması biraz şüphelidir.” der. Ebû Nuaym Deiâil h. no. 164.

[25] İbni tshak es-Siyer ve’I Megazî safa 133; Beyhakî Delâil 2/152; İbni Hiş âm 1/238-239; Nihayetü’l İreb 16/174; Taberî Tarih 1/533; Ebû Nuaym Delâü H. no. 164

[26] Üst Kaynaklar.

      İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/196-205

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: