İlk Ambargo Ve İlk Göç Emri

Rasülullah Şi’b EbîTalib’de)

Musa b. Ukbe anlatıyor:

Daha sonra Kureyşliler bir kongre toplayıp hilelerini artırdılar Rasül-ü Ekrem (s.a.v.)i öldürme yada yurdundan çıkarmaya karar verdiler. Hatta bunun için peygamberin kabilesine Peygamberi öldü­rüp onlara diyetini  vermeyi  teklif ettilersede peygamberin  kavmi, kavmiyetçilik taassubu ağır bastığından bu teklifi red ettiler.

Rasulu Ekrem (s.a.v.) Abdül Muttalib oğullan oymağının otur­dukları koyağa (sığınma kasdıyla) girdiğinde ashabına Habeşistan’a gitmelerini emretmişti.[30] Bu gidiş iki defa vuku buldu. Şöyleki; İlk giden gurup Necm suresi indirildiği zaman Habeş’ten geri gelmişlerdi. Müşrikler “Eğer Muhammed ve arkadaşları putlarımızı iyilikle anar­larsa onların burada karar kılmalarına razı oluruz. Lakin Muhamme-din dinine muhalefet eden yahûdi ve hiristiyanlar bile ilahlarımıza onunki kadar kötü söz söylemiyorlar” dediler. RasUlU Ekrem (s.a.v)de onların hidâyete ermelerini arzuluyordu. (Bundan Önceleri Rasüllillahın ve ashabının uğradığı eziyet ve yalanlanma çok şiddetlenmiş olup kavminin dalâleti Efendimizi son derece üzüyordu.)[31] Nihayet Allah (c.c)

“Lat ve Uzza’yı ve di­ğer üçüncüsü Menât’ı gördünüzmü…” (Necm suresi 19) ayeti celîlesi-ni indirdiğinde Şeytan (Allah’ın bu son putun adını andığı kelimenin arkasına «Ve onlar yücelere yükselen (kuğu kuşu gibi ak) ilahlardır. Şü­phesiz onların şefaatlan Umid edilir» gibi bir takım cümleler ekledi. Bu Mekkedeki her müşriğin kalbine bir şey düşmesine sebeb oldu. (Bu şeytanın fitnesi bir kaç seçili sözünden ibaretti.) dilleri buna dö-nüverdi ve biribirlerine bu müjdeyi vererek “Muhammed gerçekten bizim dinimize döndü” dediler. (Bu hadise namazda idi) Rasüiüllah (s.a.v.) Necm sûresinin sonuna gelince secdeye kapandı. Orada bulu­nan herkes; Müslüman yada kâfir hepsi birden secde ettiler. Sadece Velid b Muğire yaşlı bir adam olduğundan elleri dolusu toprağı alıp onun üzerine secde etti. Orada bulunan her iki gurupta bu secde hususunda Rasüluliah (s.a.v.) ile beraber secde etmelerine hayret etti­ler. Müslümanlar Kâfirlerin kendileri ile beraber secdeye kapanmala­rına şaşırıp kalmışlardı. Zira müslUmanlar şeytanın kafirlere duyur­duğu bu kelimeleri işitmemişlerdi. Müşrikler ise Rasüluliah (s.a.v.)in bu arzuladığı şeyler içine ilkâ edilen sözler sebebiyle Peygamber ve arkadaşlarından güven duymuştu. Şeytan kendilerini, Rasûlullahfs.a. v.)’ın bu kelimeleri secdede okumuş olduğunu anlatmış, onlarda bu­nun üzerine ilahlarını ta’zim için secdeye kapanmışlardı.

İşte bu söz derhal insanlar arasında yayılmış şeytan onun ortaya çıkmasına yardımcı olmuş hattâ ta Habeşistan’a kadar varıp orada bulunan Osman b. Maz’un ve arkadaşları tarafından bile duyulmuştu. (Anlatıldığına göre, Mekke halkının hepsi müslüman olup namaz kıl­maya başlamışlar müslümanlar Mekke’de emniyet içerisinde yaşıyorlarmış.) Bunun üzerine Habeştekiler acele Mekke’ye döndüler. Halbuki Allah (c.c) şeytanın atmış olduğu bu sözleri kaldırmış (ayetlerini muhkem kılarak) onları bâtıl şeylerden korumuş ve şöyle buyurmuştu:

“Senden önce Rasûl ve Nebilerden (herhangi arzu ettiğin bir şeyi) temenni ettiğin zaman şeytanın onun temenni ettiği şeye (Onu karıştıracak bir söz) atmadığı hiç birini göndermedik. Allah ise Şe­ytanın bu attığını yok ediyor, sonrada ayetlerini gayet sağlam yapıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir. Taki (böyle yapmakla) şeytanın attığı bu sözleri kalblerinde hastalık olanlara ve kalbleri katılaşmış olanlara bir imtihan yapmış olsun. Şüphesiz zâlimler(uzlaşmaya) çok uzak bir ayrılık içerisindedirler. (Hac 52-53)”.

Nihayet Allah (c.c) bu konudaki hükmünü açıklayıpta Efendimizi şeytanın Seçili sözlerinden uzaklaştırınca müşrikler yine eski sapı­klık ve düşmanlıklarına geri döndüler.

Osman b. Maz’ûn ve arkadaşlarıda geri dönenler arasındaydı. Mekke’ye (Müşrikler’den) birinin himayesi olmadan girmeye güçleri yetmedi. Velid b Muğire de Osman b. Maz’ûn (r.a.)ı himayesine aldı. Osman b. Maz’ûn kendisine hiç birşey olmayıp da arkadaşlarının baş ına gelen bu belayı görüp içlerinden bir kısmının sopa ve ateşle iş kence edildiğinin farkına varınca “bu belayı afiyet içinde yaşamaya tercih ederek kendi kendine Allah ve Rasûlünün zimmetine girip de Cenabı Allah’ın İslam’a girenler arasından kendine dost olarak tercih ettiği kimseler bu bu belalara uğrar, ona dahil olanlar korku içerisin­de yaşarken şeytan ve şeytan dostları insanlarla anlaşma yapanlar afiyette olacak ha” diyerek doğruca Velid b. Muğire’ye gelerek) “Am­cacığım! Sen beni garantin altına aldın, ve bana iyilikte bulundun, Ben ise, senin beni kabileyin arasına götürerek onların yanında artık beni himaye etmekten vazgeçtiğini açıklamanı arzu ediyorum” dedi. Velid de “Ey kardeşim oğlu! Belkide biri sana işkence etti veya sögüp saydı?” deyince o  “Hayır! Vallahi  bana  kimse ne dokundu ne de eziyet etti.” Velîd onun kendisini himayesinden çıkartmaktan başka birşeye razı olmadığını görünce Onu kureyşlilerinde orada olduğu bir zamanda Ka’beye götürdü. Kureyş alabildiğine toplanmış Şair Lebid b. Rabİa onlara şiir okuyordu. Velîd, Osmanın elini tutup: “Bu adam beni kendisini korumadan vazgeçmeye zorladı. Bende onu korumadan vazgeçtiğime sizi şahit tutuyorum. Yok kendi; korumamı tekrar ister­se ne âla” dedi. Osman da doğru söyledi. “Vallahi buna onu ben zorladım. Artık benden uzaklaşmıştır” deyip Kureyşlilerle beraber otur­du. Bu sırada Lebid şiirini okuyarak:

“Dikkat edin! Allah dışında herşey bâtıldır” beytini söyleyince Osman “doğru söyledin” dedi.

Lebid beytin diğer yarısı olan “Çaresiz her nimet yok olup gidecektir” kısmını okuyunca da, “yalan söyledin” dedi. Orada bulunanlar ne dediğini anlamayip sustular, sonra ikinciyi tekrarlayarak bunu onun tekrar söylemesini emrettiler. Osman yine; Lebid önceki sözlerini tekrarladığında “bir kere doğru dedin, bir kere yalan söyledin” dedi. Allah’tan gayrinin batıl olduğunu söyleyince onu tasdik edip, her nimet çaresiz yok olacak, deyince onu yalanlamıştı, çünkü “Cennet nimeti yok olmayacaktı” İşte tam bu sırada Kureyş’ten biri gelerek gözüne bir yumruk patlattı. Velid ve arkadaş lan Osman’a “sen bir kefalet altında garantide idin onu bıraktın. Sen şu uğradığın şeylere ihtiyacı olmayan biriydin” dedi. Osmanda “aksi­ne ben sizden gördüğüm şu belalara muhtaçtım. Şu diğeri gibi yumruklanmayan öbür gözümde muhtaçtır. Bana en güzel örnek bana sizden daha sevimli olan zat da vardır” dedi. Velid yine Üsteleyerek “dilersen  seni ikinci  kez  himayeme alırım” dediysede Osman  (r.a.)

“artık benim senin himayene merakım yok” dedi.[32] Böylece Kureyş ona eziyet imkanı bulmuş oldu.

Mûsâ b. Ukbe şöyle devam ediyor:

-Ca’fer b. Ebî Tâlib ve arkadaşları dinlerini kurtarabilmek için Habeşistan’a geldiler. Kureyş de Amr b. el-Âs ve Umara b. Velid b. Muğire’yi arkalarından gönderip acele etmelerini tenbih ettiler. On­larda bunu yerine getirdiler: Necâşî’ye bir at ve ipekli cübbe hediye ettiler. Habeş ileri gelenlerinede hediyeler verdiler. Necaşi onların hediyelerini kabul edip Amr’ı kendi yanına tahtına oturtunca Amr: “Şu anda senin topraklarında ne senin dininden nede bizim dinimiz­den olan bir takım akılsızlar var. Onları bize geri ver” dedi. Necâşi de “onlarla bir konuşayım ve onların hangi dinde olduklarını bir öğ-reneyimde öyle” dedi. Bunun üzerine Amr da “onlar bizden yeni or­taya çıkan adamın arkadaşları olup İsânın Allah’ın oğlu olduğunu ka­bul etmezler ve yanma girerken de sana secde etmezler” dedi.

Bunun üzerine Necâşi Ca’fer İle arkadaşlarına gelsinler diye ha­ber yolladı. (Amrı da yanma oturttu) Ca’fer ve ashabı girince Necaş i’ye secde etmeyip selam verdiler. Bunun üzerine Amr: “Sana bunla­rın durumlarını ve senden ne aradıklarını haber vermedimmiydi.” de­di. Necâşi de:

-Anlatın bakalım ey topluluk ! Ne için sizin kavminiz Kureyşli diğer kimselerin yanıma girerken bana yaptıkları secde selamı gibi bir selamla beni selamlamadınız? İsa hakkında ne diyorsunuz? Dini­niz nedir? Siz H iri s ti yan mısınız? diye sordu.

-Onlarda, “hayır değiliz” dediler. Necâşi de: -Peki Yahudîmisİniz? deyince onlarda “hayır” dediler. O; -Kendi milletinizin dininden misiniz? dedi. “Hayır” dediler. O -Dininiz ne? dedi. “İslam” dediler. “İslam da ne” dedi.

-Tek olan Allah’a İbâdet eder, ona hiç bir şeyi ortak yapmayız, dediler:

-Bu dîni size kim getirdi? dedi Onlar da:

“Onu içimizden kendisini ve soyunu gayet iyi bildiğimiz bir zat getirdi. Allah bizden önceki mîlletlere peygamberler gönderdiği gibi onuda peygamber olarak gönderdi. O da bize iyilik yapıp sadaka ver­meyi, sözde durmayı ve emâneti korumayı emretti. Putlara tapma­mızı yasaklayıp Allah’a ibadet etmemizi emretti. Bizde onu tasdik ettik ve Allanın Kelâmını anladık. Bunun üzerine kendi kavmimiz bi­ze ve Ona düşman kesilip onu yalanladılar. Bizim putlara tapmamızı istediler. İşte bizde dinimiz ve kanımızı korumak için sizin yanınıza kaçıp geldik” dediler. Bunun üzerine Necâşi:

-Vallahi bu Kur’an’da aynen İsa’nın İncili’nin çıktığı kandilden çıkmıştır, dedi. Cafer de «selam meselesine gelince peygamberimiz Cennet halkının selamının “Selamün aleyküm” olduğunu haber verdi. Bizde seni onunla selamladık. İsa’ya gelince O Allanın kulu ve Mer­yem’e ilkâ ettiği kelimesidir, kendinden bir ruhtur, bekar namuslu Meryem’in oğludur.” dedi. Bu sözler üzerine Necâşi elini yere uzattı ve bir çöp alarak:

“Vallahi Meryem oğlu İsa bu anlattıklarınız üzerine şu çöp ağın-Iığı kadar bile fazla birşey ilave etmemiştir” dedi. Onu işiten Habeş ileri gelenleri de “Vallahi Habeşîiler senin şu sözlerini duysalar seni kıratlıktan atarlar” dediler. O da: “Vallahi İsa hususunda bundan başka asla bir söz söyleyemem. Bana.Allah kıralliğımı verdiğinide in­sanlar benim hakkımda Allah’a itaat etmiş değildiler. Ben şimdi Al­lah’ın dini hususunda insanlara İtaat edeceğim ha! Böyle birşeyden Allaha sığınırım” dedi.

Necâşİ’nin babası Habeş kiralı idi, daha Necâşi bebek çağındayken öldü. Ölürken kardeşine “Oğlum yetişene kadar kavmiyin kıralli­gi sana aittir. Ama büyüyünce o kıral olacak” demişti. Kardeşi de kı­ral kalma hevesine kapılıp Necaşi’yi bebek iken bir tüccara sattı. (Tüccar’a da “Onu şimdi burada bırak da yola çıkacağında bana ha­ber ver. Onu sana o zaman teslim edeceğim” dedi. Birgün tacir yola çıkacağını haber verdi. O da çocuğu gönderdi. Onu bir geminin yanı­na getirip durdurdu. Necâşi kendinden ne istendiğini bilmiyordu).[33] İşte o sırada Allah (c.c) kendini satan amcasının ansızın canını alı­verdi. Habeşlilerde kıraliyyet tacını getirip Necâşinin başına geçiri-verdiler. Ve onu kıral ilan ettiler. (İşte Necâşi “Vallahi insanlar be­nim hakkımda Allah bana kıraİlığımı geri verdiğinde Allah’a itaat.et­memişlerdi, sözünü buna işareten söylemişti) iddia ederlerki Necâşi’ yi satın alan tacir: “Bana ya satın aldığım çocuğu verin yada paramı demiş” Necâşi de “doğru söylüyorsun” cevabını verip “Ona malını verin” dedi.

Mûsâ b. Ukbe devamla derki: Ca’fer kendisine durumu anlattı­ğında Necâşî, Amrı kasdederek: “Bu herife getirdiği hediyelerini geri verin. Vallahi buna karşı bu herif bana altından bir dağı rüşvet verse onuda kabul etmezdim.” diyerek Cafer ve arkadaşlarına da “Güven içinde oturun Allah sizi korumuştur” deyip onlara geçinebilecekleri kadar münasib bir rızık verilmesini emretti. {Bu topluma kötü gözle bakan bana kesinlikle isyan etmiştir dedi.)

Daha Necâşİ’nin yanına ulaşmadan önce yolda Allah Amr ile Umara b. Velîd arasına düşmanlık koymuştu. Amr arkadaşına tuzak kurarak: “Sen yakışıklı birisin. Eşi yanından ayrıldığı bir sırada Ne-câşi’nin hanımına git ve onun yanında meseleyi ona aç. Böylesi ih­tiyacımızı gidermeye iyi yardım eder” dedi. Umara da bir elçi gibi kıralicenin yanına girdi. Umara girince Amr hemen Necâşi’ye gelip: “Benim şu yol arkadaşım varya tam bir karı .düşkünüdür, senin aile-nide arzuluyor, durumu bilmiş ol” dedi. Necâşi de bir adam yolladı. Ne görsün Umara karısının yanında değilmi? Necâşi emretti de Um-âra’nın sidik yolundan ciğerine hava pompalayıp şişirdiler (yani kor­kuttular) sonrada denizdeki bir adaya bırakıldı. O da delirip vahşileşerek vahşi hayvanlarla yaşamaya başladı. Amr b. e! Âs’ta mesaisi boşa giderek Mekke’ye geri döndü.[34]

Bekkâî lbni İshak’ın şöyle dediğini anlatır: Bana Zührî, Ebû Be­kir b. Abdirrahman aracılığıyla Ümmü Seleme’nin (r.a.) şöyle dediği­ni anlattı:

-Habeş topraklarına geldiğimizde Necâşi’nin himayesi altında çok rahat bir şekilde orada İkâmet ettik. Artık dinimiz güvencede idi ve hiçbir eziyet görmeden hoşlanmayacağımız kötü bir söz duymadan Allaha İbâdet ediyorduk. Bu durum Kureyşlilere ulaşınca hemen bir kongre yapıp iki cesur adamı hediyelerle Necâşi’ye gönderme kararı aldılar Hediyeleri Abdullah b. Amr b. el Âs ve Abdullah b. Ebî Rabia ile yolladılar.

-Ümmü Seleme (r.a.)’nin bu anlattağını İbni İshak baştan sona anlatıyorki inşâallah biraz ilerde kıssanın gerisini tekrar anlatacağız. Bu hadiseyi ileri gelen hadisçilerin çoğu İbni İshak’dan naklederler. Vakidi ise ikinci Habeş hicretinin peygamberliğin 5. yılında olduğunu anlatır.[35]

Hu8deye b. Muâviye de Ebû İshak Abdullah b. Utbe isnadı ile İbni Mes’ud (r.a.)’tan bu hadiseyi şöyle anlatır:

-Rasüiullah {s.a.v.) bizi Necâşi’ye gönderdi. Seksen kişiydik. Be­raberimizde Ca’fer ve Osman b. Mazûn da vardı. Kureyş imâra ve Amr b.  el-Âs’ı  peşimize salıp onlarla Necâşi’ye birtakım hediyeler yolladılar. Bu ikisi Necâşi’nin yanma girince ona secde ettiler. (Se­lamladılar) O’na hediyeleri sunup: “Milletimizden bir kısım adamlar dinimizden vazgeçip sizin topraklarınıza geldiler. Onları geri yolla” ricasında bulundular. Ca’fer ise bize:

-Bu gün (sizin yerinize kirala konuşacak olan) hatibiniz benim, dedi. Muhacirler Ca’ferin peşinden yürüyerek Necâşi’nin yanma gir­diler, ama ona secde etmediler. Necâşi onlara:

-Siz ne oluyorsunuzki kirala secde etmiyorsunuz? diye sordu. Cafer de:

-Allah bize peygamberini yolladı. O da bize Allah’tan başka kim­seye secde etmememizi emretti, dedi. Necâşide “bu nedir?” dediyse-de Amr atılarak, “Onlar İsâ konusunda sana muhalefet ediyorlar” de­di. O da, “İsâ ile anası hakkında ne diyorsunuz?” diye sorunca Ca­fer;

-Tıpkı Allanın buyurduğu gibi “İsa Allah’tan bir ruh ve hiç bir beşer eli değmeyen bakire Meryem’e ilka ettiği kelimesidir. İsa’dan evvelde asla bir çocuk doğurma ona etki etmemişti” dedi. Necâşi bu­nun üzerine yerden bir çöp alarak:

“Ey Keşişler ve Rahibler topluluğu! Şunlann söyledikleri söze şu çöp ağırlığı kadar bir şey ekleyemezsiniz, Sizede yanından geldiğiniz zatada Merhaba. Ben onun peygamber olduğuna şahitlik ederim. Onun yanında olupta ayakkabılarını taşimayj-veya ona hizmet et­meyi ne kadar isterdim. Topraklarımın neresine isterseniz konaklay­ın” dedi. îbni Mes’ud Habeş’ten gelip Bedir harbine katıldı. Bu olayı Ebû Dâvûd-u Tayâlisi Müsned adlı eserinde Hudeyc’ten nakleder.[36]

Ubeydullah b. Musa İsrail Ebû İshâk Ebû Bürde isnadıyla babası (Ebû Musa el Eşarî (r.a.)’tan anlatır:

-Rasüiullah (s.a.v.) bize Cafer ile birlikte Habeş’e gitmemizi em­retti, dediğini anlatarak geri kalan kısmını Hude’yc hadisi gibi anlatır.[37]

 (Zehebi Derki) Bana öyle geliyorki bu rivayette râvi tsrâil yanıl­mıştır, ve hadisler bir biriyle karışmış olsa gerek. Yoksa bu hadise ol­duğu zaman Ebû Musa el Eşarî (r.a.) neredeydi.

Şimdide az önce Ümmü Seleme’den naklettiğimiz kıssaya geri dönelim. ÜmmU Seleme (r.a.) devamla derki:

-İmâra ile Amr, Necâşi ile konuşmadan önce Onun patriklerin­den hediye vermedik kimse koymadılar. Bu patriklere maksatlarını anlatarak müslümanlan geri vermesi için bunların Necâşi’ye torpil geçmesini istediler. Daha sonrada Necâşi’ye hediyeleri takdim ettiler. O da kabul etti. Sonra şöyle diyerek ona vaziyeti anlattılar:

-Ey Melik! Senin ülkene bizden bazı akılsız köleler geldi. Ka­vimlerinin dininden ayrılıp sizin dinede geçmediler. Uydurdukları bir din ortaya attılar. Bunu ne biz biliyoruz nede sen. İşte bizde bunlar hakkında bunlarında akrabaları olan Kavminin eşrafı kimseler bu he­rifleri bunlara geri verirsiniz diye gönderildik. Bu gelenler onları en iyi tanıyan ve bunların yaptığı ayıbı en iyi bilenlerdir.

Esma devamla dediki: Abdullah b Ebî Rabi’a ile Amr b. El Âsa Necâşi’nin müslümanlarm sözlerini dinlemesinden daha kötü hiç bir şey yoktu. Necâşi’nin etrafındaki patrikler “Ey Kıral! Bu ikisi doğru söylüyorlar. Kendi oymakları onları daha iyi tanır, ve bunların onla­rın dinine yaptığı ayıbın daha iyi farkındadırlar. Qnları bunlara tes­lim edelim” dediler. Bu sözler Üzerine Necâşi öfkelendi ve “Allah için böyle bir durumda bunları bu ikisine asla teslim etmem. Onları çağı­rıp bunların haklarında söylediklerini kendilerinden sormadan, benim ülkeme gelip bana sığınan, başkalarına karşı bu konuda beni tercih eden bir kavmi onlara terketmem mümkün olamaz” diyerek sahabeye adam yolladı. Onlar geldiklerinde Necâşi Papazlarımda da’vet etmiş onlarda gelip kitaplarını açmış bulunuyorlardı. Onlara; “dininiz ne­dir?” diye sordu. Onun sorularını cevaplandıran Cafer {r.a.) idi. “Ey kiral ! biz Cahiliye devri adamları olup putlara tapan, (kesilmeden ölen hayvanın) leş etinden yiyen, fuhuş icra eden, akrabalık gözet­meyen komşu hukukunu unutan kuvvetlisi zayıfını yiyen bir toplum idik. Biz işte böyleydik. Nihayet aramızdan soyunu doğruluğunu gü­venli halini ve namusluluğunu iyi bildiğimiz birisi peygamber olarak gönderildi. O da bizi Allah’ı tek tanımaya ona ibadet edip atalarımı­zın taptığı taşları terketmeye da’vet etti. Bize doğruluk emanet ve akrabalık bağını geliştirmeyi emretti. (Cafer böylece İslam’ın getirdi­ği diğer hususiyetleri saydı.)[38] Böyece bizde onu tasdik edip ona uyduk. (Bir Allah’a kulluk edip şirk koşmadık, Onun yasakladıklarını bırakıp, helal ettiklerini aldık). Ama toplumumuz bize hücuma geçip bize işkence ettiler. Bizi dinimizden döndürmeye urağşıp dünyayı bi­ze dar ettiler. (Daha Önceki yaptığımız gibi putlara tapıp aleni kötü­lük işlememiz için baskı yaptılar. İşte ey kıral! İşte onların bize zu­lüm ve zorla dinimize inanmaya mani oldukları bir zamanda) bizde seni başkalarına tercih ederek senin yurduna çıkıp geldik. Senin yanında kimseye zulüm edilmeyeceğini umduk. Bunun üzerin Necâşi:

-Allah tarafından peygamberinizin getirdiği bir şey varmı? diye sordu. Cafer (r.a.) da “Evet ” diyerek:

 “Kâf-Hâ-Yâ-Ayyyn-Sâd” (Meryem 1) suresinin baş tarafını okudu. Vallahi bunun üzerine Necâşi öyle ağladı ki sakalları ıslandı Kiralın din adamlanda buna öyle ağladılar ki göz yaşlarından kitapları ıslandı. Sonra Necâşi (iki Kureyşli’ye hitaben) “Şüphesiz bunun okuduğu şu kelam ile Musa’nın getirmiş oluduğu Tevrat aynı kaynaktan gelmektedir. Haydi gidin.[39] Vallahi olmaz onları ikinize asla veremem”

Bu ikisi kiralın yanından çıkınca Amr b. el Âs arkadaşına:

-Vallahi yarın bunlara anlatacak Öyle şeyler getireceğim ki onla­rın yeşilliklerini kökünden yolduracaktır, dedi. Bu ikisinin bizim hak­kımızda daha merhametlisi olan İbni Ebî Rabîa da:

Sakın öyle yapma ! (Bize muhalefet etseler de) onlarla hâla aka-rabalık bağlarımız var, demiş. Amr da:

-Vallahi Kirala onların İsa’ya kul dediklerini haber vereceğim, dedi ve ertesi gün gidip (Ey Kıral! Onlar Meryem oğlu İsa hakkında ağza alınmayacak derecede sözler sarfediyorlar diyerek) anlatacağını anlattı. Bunun üzerine kıral da bizi yine çağırttı. Şimdiye kadar bu­rada başımıza böyle bir şey gelmemişti. Müslümanlar toplandılar ve “Kıral size İsa hakkında soru sorarsa ne diyeceksiniz?” diye birbir­lerine sordular. Hepsinin cevabıda:

Vallahi Allah bu konuda ne buyurmuş (Peygamber (s.a.v.) bize ne anlatmışsa onu anlatırız, şeklinde oldu. Necâşi’nin yanına girdikler­inde O:

-Meryem oğlu İsa hakkında ne düşünyorsunuz?dedi. Cafer b. Ebî Talib (r.a.) da: “İsâ (a.s.) Allanın kulu ve elçisi, ruhu ve bakire olan tertemiz Meryem’e koyduğu (Ol) kelimesidir’ dedi.

Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alarak: “Senin bu dedikler­ini İsa’nın doğumu şu çöp kadar ileri geçmez” deyince etrafındaki patrikler homurdanmaya başladılar. Necâşi de “homurdansanız ne olur Vallahi vaziyet budur.” diyerek müslümanlara döndü ve haydi yerinize gidin.! Siz benim ülkemde garanti içindesiniz. Size söğen cezalandırılacaktır. Sizden birine eziyet etmiş olmam halinde altın­dan bir dağım olmasını istemem” diyerek adamalarına da:

Şu ikisine hediyelerini geri verin benim onlara ihtiyacım yok. Vallahi Allah bana (beni kıral yaparak) mülkümü geri verdiğinde benden rüşvet almadı ki şimdi onun için yaptığım bir şeyden bende rüşvet alayım. Allah benim hakkımda (Çocukken amcamın kırallığı almak için Habeşlilerin teşvikiyle beni sattığında) insanların sözüne uymadı ki ben şimdi onlara uyayım, dedi.

Böylece iki Kureyşli rüsvay bir halde hediyeleri geri çevrilmiş olarak dışarı çıktı gittiler. (ÜmmU Seleme derki: Biz ise onun yanında iyi bir yerde garanti altında yaşadık.)

ÜmmU Seleme (r.a.) şöyle anlatmaya devam etti;

-Biz bu şekilde yaşayıp gidiyorken birden bire bir adam ortaya çıkıp Necâşi’yi kıratlıktan atmak için onunla harbe tutuştu. Vallahi şimdiye kadar bu olaydan duyduğumuz ölçüde hiçbir üzüntü duymuş değildik. Bu adam Necâşi’ye galip gelir, bizim hukukumuzuda Necâşi kadar bilmeyen bu herif   tahta oturur diye korktuk. Necâşi de onun üzerine yürüdü. RasUlullah (s.a.v.)ın ashabı “Savaşın olduğu yere gi-dipte bize haber getirebilecek  kim vardır?” dediler. Aralarında Nil nehri vardı. Zübeyr (r.a.) “ben” dedi. Onlarda bir su tuluğu bulup şiş irdiler. Zübeyr onu göğsünün altına alarak onunla yüzdü, ve iki or­dunun karşılaşacağı Nil’in öbür tarafına geçti. Sonra yürüyerek ordu­nun yanına geldi. Biz Necâşi için Allah’a dualar ediyorduk. Biz bu şekilde duaya devam ederken (birgün) birde baktık ki Zübeyr uzak­tan elbisesini sallayarak görünüp: “Müjde! Necâşi galip geldi. Allah onun düşmanını yok edip Onu da yurdunda hakim kıldı;” diye bağı­rıyordu.[40]

Zührî derki: Zübeyr (r.a.)’ın oğlu Urveye bu hadisi bahsetmiştim. Bana “Sen Necâşi’nin, Allah mülkü bana geri bağışladığı zaman ben­den rüşvet almadıki şimdi bende şu onun için yapmış olduğum şeye karşılık ondan rüşvet alayım”……. diye devam eden sözlerinin ne de­mek olduğunu biliyormusun? diye sordu. Ben “hayır” deyince şöyle anlattı:

-Bana Mü’minlerin annesi Âişe (r.a.)’nın anlattığına göre bu Ne­câşi (Ashame)’nin babası milletinin kıraliymiş ve Necâşi’den başka çocuğuda yokmuş. Necâşî’nin on iki çocuklu bir amcası varmış. Ha-beşliler bir gün “Şu kiralı öldürüpte yerine kardeşini kıral yapsak her halde daha iyi olur. Zira bunun şu çocuktan başka evladı yok. Kar­deşinin ise on iki tane çocuğu var. Ölecek olursa bundan sonrakiler birbir’edr in yerine geçerek Habeş devleti uzun bir ömür sürer” diye düşünerek Necâşi’nin babasına saldrnp onu öldürdüler, yerine kardeşini kıral yaptılar. Böylece bir süre hayat sürdüler. Necâşi amcasi-nın yanında büyüyordu, gayet akıllı ve zeki idi. Necâşi’nin her türlü işinde artık onun sözü geçiyordu. Babasını öldürten habeşîiler Necâş i’nin amcası katındaki bu yüce rütbesini görünce kendi aralarında “Vallahi şu çocuk amcasını bastırdı. Korkanzki amcası onu başımıza brai yapar, kırallığı ele geçirincede babasının intikamını almak için bizi öldürür” diye konuşup durumu kirala anlattılar. O da “yazıklar olsun size” Daha dün babasını öldürdüm. Bu günde kendinimi öldü­reyim! Ancak onu ülkenizden çıkartırım dedi. Onu yurdundan çıkarıp bir tüccara altıyüz dirheme sattılar. Tüccar da onu bir gemiye bindi­rip oradan ayrıldı. Daha aynı günün sonuna yeni gelinmişti ki bir yağmur bulutu geldi. Amcası da yağmurdan ıslanayım diye dışarı çık-mıştıki birden kendisine bir yıldırım değerek öldü. Habeşîiler telaşla kiralın çocuğuna geldiler ki ne görsünler, o ahmak olup asla hayır gelecek bir çocuk değil, iş iyice karıştı. Bunun üzerine Habeşîiler toplanıp “şunu iyi bilinki Vallahi sizin devlette düzeninizi sağlayabi­lecek yegâne kıral bu gün kuşluk vakti sattığınız kişidir.” diyerek te­krar onu aramaya çıkıp onu tüccardan geri aldılar. Geri getirerek başına kirallık tacını giydirip devlet tahtına oturttular.

Tüccar, arkalarından gelip malımı verin deyince “sana hiç bir şey vermeyiz” dediler. Tüccar Necâşi ile konuşunca Necâşi adamlarına “tüccara ya parasını veya kölesini verin” emrini verdi. Onlarda köle­sini değil ancak parasını veririz” dediler.

İşte Allah kendisinden razı olsun bu olay Necâşi’nin adaletindeki ilk denenmesi olmuş oldu.[41]

Yezîd  b.  Roman, Urve’den şöyle dediğini nakleder: “Necâşi ile konuşan ancak Osman b. Affan (r.a.) idi[42]

Bana İbrahim b. Hamed ve bir gurup âlim İbni Mûlâib el-Ermevi-Câbir b. Yasin -el-Mühallıs-Beğavi- Abdullah b. Amr b Ebân- Esed b. Amr el-Beceîî- Mücâlid-Şa’bi- Abdullah b. Cafer isnadı ile babası Ca’fer’in şöyle dediğini haber verdi:

“Kureyş göç edenlere işkence etsinler diye Amr ve Umârayı bir takım hediyelerle Necâşi’ye yolladılar. Onlar buna aldırmadılar. Amr b. el As bunun Üzerine Necâşiye “onların İsa hakkındaki görüşleri senin görüşünden başkadır” demiş. O da bize gelin diye haber sal­mıştı. Necâşi’nin bu ikinci da’veti bize çok ağır geldi. Necâşi bize:

-Şu peygamberiniz İsâ hakkında ne diyor?, diye sordu. (Ravi ha­disin burasını önceki rivayetteki gibi anlattı ve söz tekrar gelince) Necâşi Amra “Onlar sizin kölenizmiydi?” dedi. “Hayır” dediler. Ne-caşi “Onların size borcumu vardı!” deyince yine “Hayır” dediler. Ravi devamla şöyle anlattı: (Cafer de, İsa hakkında bizim peygamberimiz)

“İsâ Allah’ın ruhu bakire hiç evlenmemiş İffetli Meryem’e ilkâ ettiği kelimesidir,” diyor, dedi. Necâşide:

-Bana falan keşişi falanca rahibi çağırın deyince bu guruplardan epey insan yanına geldi. Necâşi onlara:

-İsa hakkında siz ne diyorsunuz? diye sordu. Onlarda “Sen bizim en biiginimizsin” dediler. Necâşi de yerden bir şey alarak:

Şu müslümanların söylemiş oldukları kanaatlerini şu (Çöp) kadar bile aşmamıştır, dedi. Sonra müslümanlara:

«Size kimse eziyet ediyormu?» dedi. “Evet” dediler Necâşi de “Kim onlardan birine eziyet ederse onu dört dirhem borçla cezalan­dırırım dedikten sonra bize “bu kadarı yetermi” diye sordu. “Hayır onu artır” dedik.

Cafer derki, Nebi (s.a.v.) Peygamberliğini tam ortaya koyup ar­dından Medine’ye hicret edince bizde durumu Necâşi’ye haber verdik. O da bize yol hazırlığımızı yaptırıp gemiye bindirdi ve bana “sen peygamberine benim size yaptıklarımı haber ver. Ve ben Allah’tan başka ilah olmadığına ve onun Allah’ın elçisi olduğuna şahadet ediyorum. Peygambere söyle benim için istiğfar ediversin” dedi.. Biz­de Medine’ye geldik. Peygamber (s.a.v.) beni karşılayınca kucakladı ve:

lemiyorum Caferin gelişinemi yoksa Hayberin fethinemi daha çok sevineyim buyurup ardından üç kere “Allahım! Necâşi’ye mağfiret et’ diye dua etti. Bütün müslümanlarda “âmin” dediler.[43]

[30] Burada Musa b. Ukbe şu tafsilatıda verir “Fitneden korkup zulme uğra­dıklarından hepsi Habeşe göç ettiler. Rasüluliah (s.a.v) Abdü’lMuttalib oğulları yurdundan ayrılmadan orada kaldılar. Bu olay Ca’ferin yola çı­kışından önceydi.”

[31] Zehebî merhum ihtisar kasdı ile bu hadiseyi yer yer kısaltarak veriyor. Ehemmiyetine binâen biz aynı rivayeti kaynağından alarak parantez ara­larında tamamlamaya çalışıyoruz.

[32] Parantez arasındaki ilave Beyhakî’nin Delâilindedir.

[33] Ülave Beyhakî rivayetindedir. 2/295

[34] Beyhakî Delailin Nübüvve’de 2/285 “İsmail h Ebî Üveys İsmail b. İbrahim, Amcası Musa b. Ukbe’nin “Meğazi” adlı kitabında derki şekliyle verir. Aynı kıssayı İbni İshak Ümmü Seleme (r.a.)’dan daha mükemmel olarak verirki az ilerde metinde gelecektir. Ebû Nuaym de DeJâilinde (1/243 ha­ber no 193) İbni Lühey’a Muhammed b. Abdirrahman, Urve b. Zübeyr is­nadı ile aynı kıssayı yeryer Musah Ukbe rivayetinin aynı, bazı yerde Ümmü Seleme rivayeti gibi verir. Tabi Urve Hz. Aişe’nin yeğeni olsada Tabiinden olduğundan .haber Mürseldir. Üstelik İbni Lehî’a rivayetidir. Bu zatın kitablan yanıp kocadıktan sonra yaptığı rivayetlerde hep karışıklık bulunur, tbni Sa’d 1/203,208’de Taberi 1/550-553’te İbni Hibban Sire 77de kıssanın bir kısmını rivayet ederler.

[35] İbni Sa’d Vakidî’den naklen 1/206, Beyhakî Delail 2/297.

[36] Ebû  Davud’u  Tayâlisi  müsned 346,  Beyhakî Delâil  2/298,  İbni Kesir El Bidaye 3/69 Müsned-i Ahmed 1/461.

[37] Hakim 2/309 Ebû Dâvûd 3205 İbni Ebî Şeybe 14/346 Ebû Nuaym Hılye 1/114 Beyhakî Delâil 2/299 İbni Ebî Şeybe ile Hakim hadisi Ebû Berde El Eş’ari derlerken diğerleri Ebû Mûsâ yerine “babası” der. Gerçekte o zaten Ebû Mûsânın oğludur.

Bu haber sened yönünden Hakim ve Beyhakî’nin belirttikleri gibi sahihtir. 19:   Zehebi’ni’n   bu   itirazı   doğrudur.   Gerçi   İmam   Ahmedin   Müsned’inde 1/461  deki  İbni Mes’ud hadisinde İbni Mes’ud “Rasülullah  (s.a.v.) bizi Ne-caşiye  yolladı,  Biz   seksen  kişi  kadardık”  ifadesinden   sonra  gelen   cümle “aralarında  Abdullah  b.  Mes’ud  Cafer, Abdullah  b.  Urfııta,  Osman  b.  Ma-zun ve Ebû Mûsâ el  Eş’arî de vardı.” şeklindedir. Halbuki aynı haber üst dipnottaki   kaynaklarda   geçer  ve   hiç  birinde   Ebû   Musa  adı  yoktur.   De-mekki  ravi  İsrail  Zehebî’nin  de  açıkladığı gibi  diğer  bir haberi  birbirine katarak yanılmıştır. Beyhakî Delâilin de bu olayı anlatıp ravinin yanıldığı­nı söyler. O zaman  Ebû Musa’nın nerede olduğu ve işin gerçeğini Buharı Sahihinde (Meğazi bab 38 ve Menakibü’I Ensar 37) Muhammed b. el-A)â-Ebû  Ûsâme-   Büreyd  b.  Abdillah  -Ebû  Bürde  isnadı   ile  Ebû  Mûsâ  el  Eş’ arî’den şöyle dediğini anlatır:

– Biz Yemen’de iken Nebi  (s.a.v.)  Efendimizin Medine’ye göç ettiği haberi geldi.  Bizde  hemen  Efendimiz  (s.a.v)’e  doğru yola  çıktık.   Ben  ve kardeş lerim beraberdik.  En  küçükleri bendim. Kardeşimin birisi Ebû Biireyde di-ğeride   Ebû  Ruh m   idi.   Benim  kavmimden   de  elli   küsur  (ya  elli   iki  veya elli   üç   dediydOkişiydi.   Bir  gemiye   binmiştik.   Gemi   bizi   (ya  yol   gereği yada  fırtına  sebebiyle)   Necaşî’nin  ülkesine götürdü.  Orada  Ca’fer b.  Ebî Tâlib   ile   karşılaştık.   Bizde   birlikte   Medine’ye   gelinceye   kadar   onunla kaldık. Peygaberimiz’ e Hayberi henüz fethettiği esnada ulaştık. İnsanla­rın   bir  kısmı   biz   gemiyle  gelenleri   kasdederek   “biz   hicret   etmede   sizi geçtik” diyorlardı.  İşte  bu gemide bulunanlardan  Esma b. Umeys (r.a.) Hz. Hafsamn yamndayken  Hz.  Ömer girip  Esma’yı görmüş kimliğini  Öğrenin-cede   ‘Yâ  Habeşli  ya  bahriyeli”  diyerek   “ama  biz  hicrette  sizi  geçtik” deyivermiş O da ‘Vallahi öyle değil. Siz Peygamberle beraberdiniz. Açları­nızı doyurup cahillerinize nasihat ediyordu. Biz ise ta uzaklarda istemedi-gimiz Habeş’de Allah  (cc)’ü ve Rasülullah (s.a.v.)  için bulunduk. Vallahi bu dediğini  Peygambere  sormadan  ne  yiyecek  ne  içeceğim. Efendimize soracağını.Vallahi ne yalan söyleyeceğim, ne kandıracağım nede dediğine İlave yapacağım” diyerek Nebi (s.a.v.)’e Ömerin dediğini sormuş Efendimiz (s.a.v.) kendinin ne cevap verdiğini sorup sonra: “O benim katımda sizden daha fazla hak sahibi değildir. O ve arkadaşlarının bir hicreti var. Fakat ey gemi ehli! Sizin iki hicretiniz var” buyurmuştur. Müslim Fazâil 169 Beyhakî Delâil 4/245 Ebû Nuaym Hılye 2/77 İbni Sa’d 8/206 Burada Ebû Musa’nın Habeş’e hicret etmediği böyle bir emir olmadığı ortadadır, îbni Ebî Şeybe 18488 ve 12246 no ile bu hadiseyi Şa”biden daha kısa olarak verir.

[38] İbni İshak bunların şöyle sıralar.: Komuşuluga riayet katillik ve kan dök­mekten vazgeçmeyi emretti. Ahlaksızlığı yalancı şahitliği, öksüz çocuk malı yemeyi, namuslu kadınlara iftira atmayı da yasakladı. Yine Allah’a şirk koşmadan tapmayı namaz klimayı oruç tutmayı emretti.

[39] Burada “Gidin” hitabı Kureyşlileredir. İbni İshakta ise cemi sığa ile “gidin” hitabı müsl umanlara aittir. İbni Hişam’ın İbni İshak’tan yaptığı rivayette Mûsâ yerine îsa geçerki doğrusu Mûsâ dır.

[40] İbni İshak 213; İbni Hişam 2/87; Beyhakî Delâil 2/301; Ebû Nuaym Delâil 1/247, Rno 194 İmam Ahmed Müsned 5/292 Urve Meğazi 113, tbnİ Sa’d 1/207 .

[41] İbni İshak 216; İbni Hişam 1/362 Beyhakî Delâil 2/304; Ebû Nuaym Delâil 1/83 Nihayetü’l İreb 16/250.

[42] Urve’nin meğazisi sayfalll Beyhakî Delâil 2/306

[43] Kaynaklar bu kıssayı uzunlu kisah ama son bölümünü İttifakla verirler. Bak İbni Ebî Şeybe 12/106-535-14/349, Taberâni Kebir 2/110 T. Sağır 1/19, İbni Adiy el Kâmil 5/1884, Hakim 2/224-3/208; Beyhakî Sünen 7/101; İbni Sa’d 4/35.

      İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/275-291

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: