Ebû Talib Koyağındaki Sıkıntılı Günler Ve Ka’beye Asılan Sahife

Mûsâ b. Ukbe; Zührî’nin şöyle dediğini anlatır.:
-Sonra müşrikler işkencelerini olanca güçleriyle artırdılar. Öyleki müslümanların canına tak etti. Belâlarını artırdılar. Kureyşliler Pey-ğamber’in alenen Öldürülme çaresini aramak için toplantı yaptılar. Ebû Talib onların bu icraatlarını görünce Haşimoğullarını toplayıp onlara, Rasûlullah (s.a.v.)’i kendi koyaklarına (Mahalleciğine) katıp onu öldürmek isteyenler e karşı onu korumalarını emretti. Ebû Tâlib’in bu emri üzerine Haşimilerin MüslUmamda kâfiride bir araya geldiler. Kimi bunu kavim gayretkeşliğinden kimide imanından dolayı yaptı. Kureyşliler Haşimoğullannın Muhammed (s.a.v.)’i müdafa ettiklerin i anlayınca, Haşimilerle RasüİuIIah’i öldürmeleri için kendilerin e teslim edinceye kadar onlarla oturup kalkmamaya alış veriş etmemeye (Boykot etmeye) karar verdiler. Bu hilelerini n gerçekleşmesi hususunda bir sahifeye anlaşma sözleşmelerini (Rasülullah’i (s.a.v.) öldürmeleri için teslim edinceye kadar Haşimoğullarından asla sulh talebi kabul edilmeyece k ve onlara açınılmayacak) şeklinde yazdılar.


Bu şekilde ağır bir boykot altında Haşimoğullan kendi mahallerin de üç yıl mahsur kaldılar. Bu zamanda üzerlerindeki bela iyice arttı, onların çarşıya giden yollan kesildi.
Ebû Talib insanlar uyuduğunda Rasûlü Ekrem’e yatağına uzanmasını (uyumamasını) emrederdi. Bunu Efendimize tuzak kurmak ve helak etmek isteyenler olur diye yapıyordu. İnsanlar uyuyunca Ebû Talib çocuklarından veya kardeşlerinden birine emreder de o da gidip Rasûlullahm yatağına uzanır, Rasûlullah da gelip onun yatağına uzanarak uyurdu.
Nihayet üçüncü yılın başında Abd-i Menafoğulları, adamları Ku-say oğullarını adamları ile anneleri Haşimoğulları kadınlarından olan adamları birbirleri ni ayıpladılar, akrabalık bağlarını koparıp hakkı hafife aldıklarını anladılar. Nihayet bir gece Efendimiz aleyhine anlaş ma yaptıkları kağıdı yırtıp ondan kurtulmaya karar verdiler.
Allah (c.c) onların asılı kağıdına güve musallat etti. Güve o sayfada bulunan anlaşmaları yedi bitirdi. Denildiğine göre o kağıt Be-ytullahın damında asılıydı. Güve orada Allah’a ait hiç bir isim bırakmayıp hepsini yedi. Geriye Kureyşlilerin şirk ve zulüm kelimeleri kaldı. Allah (c.c) Peygamberi ni durumdan haberdar etti. O da bunu Ebû Talibe söyledi. Bunun üzerine Ebû Talib “Zühal yıldızına yemin olsunki hayır! Muhammed bana hiç yalan söylememiştir” deyip Ab-dülmuttalib oğullarından bir gurup ile beraber yürümeye başladı ve Kureyşten bir gurub etrafını çevirmiş olarak Ka’beye geldi. Bu durum Kureyşin hoşuna gitmedi. (Ebû Talibi bu muhasarınin şiddetinden usanıp kendilerin e Rasülullah’ı vermeye geldikleri ni sandılar) Ebû Talib şöyle konuştu:
“Aranızda size hatırlatmayacağımız bir takım şeyler olmuş. Üzerinde anlaşmanızı yazdığınız sayfanızı getirin haydi. Belkide bizimle sizin aranızda bir sulha sebeb olabilir.”
Bunun üzerine onlar sahifeyi getirdiler ve “İşte siz şimdi bu şartları kabul ediyor ve milletiniz i birleştirecek bir tutuma giriyorsun uz. Bizimle sizin aranızı açan sadece şu bir tek adamdır. Siz de onu kavminizin ve kabilenizi n helak olma tehlikesi yaptınız” dediler. Ebû Talib de:
-Ben size ancak sizin yarı hakkınız olan bir işi teklif etmeye geldim. Benim kardeşim oğlu bana ”Allah’ın (c.c) bu sahifeden uzak olduğunu haber verdi. Şimdiye kadar bana hiç yalan söylemiş değildir. Allah; o sahifede bulunan kendine ait bütün isimleri silmiş. Orada sadece sizin aldatmalar ınızı ve akrabalığı kesen laflarınızı bırakmıştır, dedi. Eğer durum Muhammedin dediği gibi ise kendinize gelin! Vallahi en sonuncumuz un yanındakide ölene kadar onu size teslim etmeyeceğiz. Eğer söylediklerinin aslı yok ise o zaman Muhammed’i size veririz.” dedi.
“Dediğine razıyız” deyip sayfayı getirerek açtılar ki onu aynen doğru sözlü Muhammed’in dediği gibi buldular. Kureyşliler sayfayı aynen Ebû Talibin dediği gibi bulunca “Vallahi bu sizin adamınızın yaptığı sihirden başka birşey değil” diyerek işin içinden cıkamayıp küfürlerine geri döndüler. Bunun üzerine Abdü’l Muttalibin beraberind e gelen çocuklarıda “yalan söyleyip sihir yapmaya bizden başkaları daha layıktır. Biz şunu kesinlikle biliyoruzk i, sizin bizim aleyhimize topluca verdiğiniz akrabalık bağlarını kesme kararınız büyü ve sinire bizim işimizden daha yakındır. Eğer siz sihir yapmaya topluca karar vermeseydi niz bu sahife bozulmayac aktı. Halbuki işte sahife sizin elinizdedi r. Biz mi sihirbazla rız yoksa siz mi?” dediler.
Bunun üzerine Ebu’l Buhterî, Mut’ım b. Adiy, Züheyr b. Ebî Ümeyye el Muğire, Ze’ma b. el Esved ve anlaşma sayfası elinde bulunan Hişâm b. Amr (ki Amir b. Lüey oğullarından idi) ileri gelenlerde n bir gurup atılıp “biz bu sahifedeki anlaşmalara uzağız” dediler. Ebû Cehil bu duruma kızarak “bu işe dün geceden karar verilmiş” dedi.
(Ebû Talib bu sahifenin durumunu belirtip Kureyş’ten ayrılanların ve Necâşi’nin methini yapan bir şiir inşad etti.) [1]
îbni İshak da buna benzer bir kıssayı şöyle diyerek anlatır: Bana Hüseyin b. Abdillah’ın haber verdiğine göre kavmi Şi’bı Ebî Talib’den ayrıldığı zaman Ebû Leheb, Utbe b. Rabia kızı Hind’e rastlamış ve ona “Lat ve Uzza’ya yardım edip onları terk edenlerden de ayrıldın-mı?” diye sormuş o da “Evet Allah seni hayırla mükâfatlandırsın yâ Ebâ Utbe” diye cevap vermiş. [2]
Haşimoğulları bu boykot altında iki yahut üç sene yaşayıp canlarından bezmişlerdi. Kendilerin e kimsenin haberi olmadan gizlice ulaşanlar dışında hiç şey ulaşmıyordu. Anlatılışa göre Ebû Cehil, Hakim b. Hizam b. Huveylide rastlamıştı. Hakimin yanında buğday taş ıyan bir köle vardı. Hakim buğdayı halası Hatice (r.a.)’a götürmek istiyordu. Hatice de o zaman Ebû Talib koyağında yaşıyordu. Ebû Cehil ona takılarak “Ne o Haşimoğullanna yemek mi taşıyorsun? Vallahi yemeğinle beraber bir yere kıpırdama seni Mekke’de rüsvay edeceğim” dedi. Bu sırada oraya gelen Ebû’l Buhteri Ebu Cehlin yanına gelmiş ve “ondan sana ne?” diye sormuştu. “HaşimoğuIİarına yiyecek taşıyor1′ deyince Ebul Buhteri “Halasının yiyeceği kendi yanındaymış. Yiyeceği sahibine göturmesinimi engelliyor sun? Çekil adamın yolundan” dedi. Ebû Cehil diretince birbirleri yle kapışıp vuruşmaya başladılar. Ebû’l Buhteri eline bir deve çenesi geçirerek onunla vurup Ebû Cehili yaraladı ve altına alıp iyice çiğnedi. Hamza durumu görüyordu. Bu durumun Rasülullaha ve ashaba ulaşıpta kendilerin in düştükleri bu duruma sevinmelir ini hiç istemiyorl ardı.
İbni İshak derki; bütün bu işkence ve mihnetlere rağmen Allah Rasûlü gece gündüz gizli açık ayırımı yapmadan devamlı kavmini Allah’a   çağırıyordu.  [3]
Musa b. Ukbe derki; Allah (c.c) bu anlaşma sayfasınıfn oyununu) bozunca Rasülullah (s.a.v.) ile beraberind ekiler Ebû Talib koyağından dışarı çıkıp rahat bir nefes aldılar ve insanlarla karşılaştılar.  [4]

[1] Bu kıssadaki parantez araları Beyhakînin delâiline göre lerceme edilmiştir. Zira Müellif bazı yerleri atlamıştır. Ebû Talibin bu şiirini İbni Hişam veriyor (2/122) Güzelliği için aynen buraya alıyorum.
Ibni Lehî’a da Ebû’l Esved -Urve isnadıyla bunun aynısını verir.
1- Aramızda olan kırgınlığa rağmen Lüeyy kabilesine bilhassa Lüey’in Kal) oğullarına benden şu mesajı ulaştırın.
2- Bilemedinİzmi ki biz Muhammed’i de Mûsâ gibi eski kitablarda peygamber olarak yazılı bulduk.
3- KıılIar içinde ona büyük sevgi var. Allah’ın sevgiye tahsis ettiğinden daha iyi kimse olamaz,
4- Sizin şu kendi lehinize o sayfaya yazdıklarınız Salih Peygamberi n devesinin yavrusunun sesi gibi size bedbahtlık olacaktır.
5- Ayılm!  mezarlar kazılmadan  önce  (harbe girince),  Hiç  günah  işlemeyen suçlu gibi olmadan önce ayılın.
6- JurnalciIe rin sözlerin ardına sakın düşmeyin. Yoksa dostluk ve akrabalıktan sonra bağlan koparırsınız.
7- Böylece sürekli bir harbe sebeb olursunuz. Çok kere harbi tadanlara harbe sebeb olmak çok acı gelir.
8- Beytin   Rabbine   yemin   olsunki   zamanın   bizi   yemesine,   acı   vermesine rağmen Ahmed’i teslim edecek değiliz.
9- Tâki  karlı   Kusas   dağında  yapılan   kılıçlarla  kollar ve  boyunlar kesilip bizden ayrılmadıkça onu vermeyeceğiz.
10- Dar  bir  harp   alanında  parçalanmış   mızraklar  ve   içki   içmeye   oturan topluluk gibi halka halka olmuş kara başlı kartalları görürsün.
11- 0 Meydanda atların dolaşması ve yiğitlerin naraları sanki tam bir harb sahasıdıdt
12- Babamız  Hâşim  ona destek veripte  oğullarına da mızrak ve gürz  ile savaşmayı tavsiye eden kimse değümiydi.
13- Harp bizden yılmadıkça biz ondan yılacak değiliz. Bundan dolayı başımıza gelen şeylerden şikayetçi değiliz.
14- Lakin pür zırhlı  savaşçıların  korkudan ruhları  uçtuğunda bile  şuur ve dengesini asla kaybetmeye n yiğitleriz.
 [2] İbni Hişam 2/102.
 [3] İbni ishak Siyer 160; İbni Hişam 2/103; Beyhakî DelâÜ 2/314-315’te buna işaret edersede kıssayı vermez.
 [4] Urve’nin Meğazîsi sayfa 117; Beyhakî Delâii 2/315
      İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, 1/321-326

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: