İsra Bir Gece Mekke Haremin’den Kudüs Haremine

Mûsâ b. Ukbe. Zührî’den nakleder: Rasülullah (s.a.v.) Kudüs’teki Beyte hicretten bir yıl önce götürülmüştür. İbni Lehî’a da Ebû’l Esved aracılığıyla Urve’nin bu görüşte olduğunu söyler. [52]
Ebû îsa et Tirmizî anlatıyor: Bize İshak b. el Alâ b. ed Dahhâk ez Zebîdî b. Zibrik, Amr b. e! Haris -Abdullah b. Salim ez Zübeydî, Mu-hammed b. Velid- el Velîd b. Abdirrahma n, Cübeyr b. NUfeyr isnadıyla Şeddâd b. Evs’in şöyle dediğini anlatıyor:
-Yâ Rasûlallah! Nasıl Mi’rac’a götürüldün? dedikte, şöyle buyurdu:
-Mekke’de ashabıma sarıklı olarak yatsı namazını kıldırdım. Cebrail bana beyaz renkli merkepten büyükçe, katırdan ufakça bir hayvan getirip “bin” dedi. Lakin hayvan bana serkeş davranıp bindirmeme k istedi. Cebrâîil de onun kulağına birşeyler söyledi. Sonra beni üzerine bindirip bu hayvan ayağını gözünün alabildiği en son uzaklığa atarak beni süratle götürdü. Nihayet hurmayla kaplı bir araziye vardık. Beni indirip Cibrîl “hadi namaz kıl” dedi. Bende namaz kıldım. Sonra tekrar bindik. Cebrail:
-Nerede namaz kıldığını biliyormus un?, sen Medinede, Taybe’de namaz kıldın dedi.


Yine hayvan göz ucuyla görebildiği uzaklığa adım atarak bizi süratle götürdü ve bir yere geldik. Cibril “İn ve kıl” dedi. Bende öyle yaptım. Sonra tekrar bindik. Cibrîl bana: “Nerede namaz kıldığını biliyormus un?” dedi. “Allah bilir” dedim. “Sen Medyen şehrinde, Mûsâ (a,s.)’m ağacı altında namaz kıldın” dedi.
Yine hayvan göz ucuyla görebildiği en son yere ayağını atarak bizi hızla götürdü ve bizi Sarayları görünen bir toprağa ulaştırdı. Cebrail “in ve kıl” dedi. Bende kıldım ve tekrar bindik.
Cebrail bana “sen İsâ (a.s.) doğduğu Beyt-i Lahm şehrinde namaz kıldın” dedi. Sonra beni götürdü ve şehrin sağ kapısından içeri girdik. Mescidin kıblesine gelip hayvanı oraya bağladı. Bizde Mescide güneş ve ayın meylettiği kapıdan girdik. Mescidde Allanın dilediği kadar namaz kıldım. Orada alabildiğine susadım. Birinde süt diğerinde bal bulunan iki kap getirildi. İkiside bana gönderilmişti. Her ikisindend e içmekte muhayyer kılındım. Sonra Allah bana hidayet etti de sütü aldım. İçindekinin hepsini içtim. Önümde kendine ait bir sürü eşyaya yaslanmış bir ihtiyar Cebrail’e “arkadaşın fıtratı seçti. O kesinlikle hidayet olunmuştur” dedi.
Sonra Cibrîl beni alıp şehirdeki vadiye geldik. Birde ne görelim; Cehennem tıpkı sararıp kalmış otlar gibi görünmüyormu.?
(Şeddad derki) «Yâ Rasûlallah! Cehennemi nasıl buldun?» dedim. Efendimiz {s.a.v.) de: “O sıcak balçık gibiydi.” buyurup devam etti:
-Sonra beni oradan ayırdı. Kureyş’ten bir topluluğa şöyle şöyle bir yerde rastladık. Develerini yitirmişler. Deveyi de falanca bağlamıştı. Ben onlara selam verince birbirleri ne “Yahu bu ses Muhammedin sesidir” dediler.
Sonra sabah namazından Önce Mekkedeki ashabımın yanına geldim. Ebû Bekir yanıma gelip “Yâ Rasûlallah geceleyin neredeydin ! Seni bulabilece ğimi tahmin ettiğim her yerde aradım” dedi. “Biliyormus un ben geceleyin Beytü’İ Makdise gittim” dedim. Ebû Bekir “Yâ Rasûlallah! Orası bir aylık mesafe. Beyti Makdisi bana anlatsana” dedi. Rasü-îullah devamla şöyle anlattı: Sanki bu sorulunca önümde ta oraya kadar bir cadde açıldıda oraya bakıyordum. Bana sorduğu her şeyi haber verdim. Bunun üzerine Ebû Bekir: “Senin gerçekten peygamber olduğuna şahadet ederim” dedi. Müşrikler ise “Şu Ebî Kebşe’nin oğluna bakın! Bu gece Beytü’l Makdise gidip geldiğini iddia ediyor” dediler. Efendimiz onlara: “Ben yolda sizin kervanınıza şu yerde rastladım. Onlar develerini yitirmişler deveyi ise falanca bağlamıştı. Yolculukla rı şimdi şu tarafa doğru olup şu mıntıkada konaklayac aklar, sonra şu mıntıkada falan günde size gelecekler . Onların kervanını karayağız, üzerinde bir torba, iki harar bulunan bir deve çekip geliyor” buyurdu.
Nihayet Efendimizi n belirttiği gün gelip çatınca insanlar çıkıp o tarafa bakınmaya başladılar. Gün ortaya doğru yaklaştığında bu devenin o kervanı çekip geldiğini gördüler.
Beyhakî: Bu Sahih bir isnaddır der. [53]
Derimki: İshak (b. İbrahim el Alâ) b. Zibrîk hakkında Nesâî tenkid-de bulunurken Ebû Hatem de “O şeyhtir” tabirinde bulunur. Hammâd b. Seleme de Ebû Hamza İbrahim (en Nehai) Alkame isnadıyla İbni Mes’ ûd (r.a.)m şöyle dediğini rivayet eder: Rasülullah (s.a.v.) şöyle anlattı.:
-Bana bir Burak getirildi. Burağa Cibril’in terekesind e bindim. Bizi götürdü. Bir dağa gelince arka ayakları uzar düzlüğe inince ön ayaklan uzardı. Bizi güzel kokulu bir yere getirdi. Ayakta dikilmiş namaz kılan bir adamın yanına geldik. O “Bu yanındaki kim Yâ Cebrail ?” dedi. O da “Kardeşin Muhammed’dir” dedi. O zat “Merhaba” deyip bana bereket duası yaptı ve banada “Ümmetin için kolaylığı iste” dedi. Sonra yola devam etti ve Musa’ya ve îsa’ya uğradı. Sonra bir takım kandilleri n olduğu yere geldikte ben “bu ne?” diye sordum. Cibril de: “Bu baban İbrâhimin ağacı. Oraya yaklaşmak istermisin .” diye sordu. “Evet” dedim. Oraya yaklaştık. O da beni selamladı. Sonra yola devam edip. Beytü’l Makdis’e geldik. Allanın adını bana bildirdikl eri peygamberl erle, bildirmedi klerinin hepsi oraya toplanıldı. Ben şu Üçü, Musa, İsa ve İbrahim dışındakilerin hepsine namaz kıldırdım. Burağı daha önce peygamberl erin bineklerin i bağladıkları halkaya bağladım. Ardından Mescide girdimde peygamberl erden Allanın adını Kur’an’da bildirdikl eri ve bildirmedi kleri bana yaklaştırıldı. Bende onlara İmam olup namaz kıldırdım…. [54]
Bu garib bir hadistir. Ravi Ebû Hamze’nin adı Meymûn olup âlim-lerce zayıf olarak nitelendir ilmiştir.
Yûnus, Zührî, Said b. Müseyyeb isnâdiyla Ebû Hureyreden (r.a.) şöyle dediğini nakleder: İliya’ya yürütüldüğü gece Rasülullaha biri şarap diğeri süt iki kadeh getirildi. Rasülullah ikisinede bakıp sütü aldı. Bunun üzerine Cebrail de “Seni fıtrata ulaştıran Allaha hamdolsun. Eğer şarabı alsaydın ümmetin azacaktı” dedi. Bu Şeyhayn’ın rivayetind e ittifak ettiği bir hadistir. [55]
Kadı Süleyman b. Hamza’dan şu silsileyle okudum. Hafız Muham-med b. Abdil Vahid-Fadl b. el Huseyn AH b Hasen el Mevâzinî Muham-med b. Abdirrahmân-Yusuf el Kadı- Ebû Ya’la et Temîmû Muhammed b. İsmail el Vesâvisî Damra- Yahya b. Amr eş Şeybanî- Ümmü Hânî’nin kölesi Ebû Salih, ÜrnmU Hani (r.a.)dan şöyle nakleder; Ümmü Hânî b. Ebî Tâlib derki: Rasülullah (s.a.v.) alacaşafakta evime geldi. Ben yatağımın Üzerindeydim. Şöyle buyurdu:
Dün gece Mescid-i Haram’da uyuduğumu hatırlıyorum. Cebrail gelip beni Mescidin kapısına götürdü. Orada merkebten irice katırdan küçükçe kulakları ince ufak bir hayvan duruyor. Hayvana bindim. Ayaklarını gözünün alabildiği en son noktaya atıyordu, Rampa aşağı vadiye inerken ön ayaklan uzar arka ayaklan kısalırdı. Yokuşa çıkarken arka ayaklan uzar ön ayakları kısalırdı. Cebrail beni geçmiyordu. Nihayet Beytü’l Makdise geldik. Onu daha önceki peygamberl erin hayvanlarını bağladıkları halkaya bağladım. Aralarında İbrahim, Musa ve İsa’nın da bulunduğu peygamberl erden bir gurub diriltilip yanıma getirildi. Ben onlara namaz kıldırıp kendileriy le konuştum. Bana kırmızı ve beyaz iki adet kap getirildi. Beyaz olanından içtim. Cebrail bana “Sütü içip şarabı bıraktın. Şarabı içseydin ümmetin dinden döneceklerdi” dedi. Sonra yine hayvana binerek Mescidi Haram’a (Ka’be’ye) gelip orada kuşluk namazı kıldım.
(Ümmü Hani derki) Efendimizi n elbisesind en tutup : “Allah için ant veririm! Ey amca oğlu! Bu hadiseyi Kureyşlilere anlatamasa n ol-mazmı? Çünki senin doğruluğuna inananlard a seni yalanlamay a kalkarlar” dedim. Efendimiz eliyle elbisesine vurup onu elimden çıkarttı. Çekince elbise karnından yukarıya doğru çıktı. Ben izarınin üst tarafından açılan göbek kıvrımını gördüm, tıpkı kağıdın kat kat katlandığı yer gibiydi. Birde baktımki ne göreyim. Kalbinin yanında bir nur yayılıyordu. Neredeyse gözümün ferini alayazdı. Ben hemen secdeye kapandım. Başımı secdeden kaldırdığımda Efendimiz evimden çıkmıştı.
Cariyem Na’be’ye “ne duruyorsun hadi ardından gitde duruma bir bak” dedim. Na’be gidip geri gelince bana haber verdi ki; Efendimiz Ka’be’ deki Hatım’da içlerinde Mut’ım b. Adiy, Amr b. Hişâm ve Velid b. el Muğireninde bulunduğu kureyşli bir gurub adamın yanına varmış ve onlara bu İsrâ olayını anlatmış. Bunun üzerine Amr b. Hişam alaya alır bir eda ile “Hadi öyleyse bana bu gördüklerini bir anlatıversene” dedi. Efendimiz de “İsa (a.s.) ortadan uzunca boylu, geniş göğüslü yanal [56] yanaklı kıvırcık saçlı pembeliği rengine galib gelmiş sanki Sakif kabilesind en Urve b. Mesûd gibi birisiydi. Musa (a.s.)’a gelince; O iri yapılı, esmer, sanki Şenüe kabilesini n adamlarından biriymiş gibi uzun boylu, gür saçlı çukurca gözlü, düzgün sık dişli, kısa dudaklı diş etleri bakınca görünen sert çehreli bir zat idi. İbrahim (a.s.) ise, Vallahi yaratılış şeklide huyuda insanlar arasında bana en çok benzeyen odur” dedi. Bunları dinleyen Kureyş’e, bu anlatılanları kabul etmek pek zor geldide bir gürültü kopardılar. Mutım b. Adiy “Bundan önceki bu sözüyün dış ındaki bütün işlerin -kabul edilecek kadar- kolay şeylerdi. Ben senin yalancı olduğuna şahadet ederim. Biz develerle Beytil Makdise bir ayda varıyoruz. Sen oraya bir gecede vardın ha!” dedi.
Ravi hadisi böyle diyerek sonuna kadar anlatıyor. Bu rivayetted e eşi görülemediğinden garib bir hadistir. Ravilerden El Vesâvîsî zayıf bir kimse olup bu şekilde rivayeti yalnız kendisi yapmış kendinden başkaları böyie bir haber anlatmamışlardır. [57]
Müslim derki: Bize Muhammed b. Râfi; Huceyn b. el Müsenna, Abdü’I Aziz b. Ebî Seleme Abdullah b. el Fadl el Hâşimî- Ebû Seleme isnadıyla Ebû Hüreyre’nin (r.a.) şöyle dediğini anlattı: Rasülulİah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
Ben kendimi Hıcırda kureyşlilerin bana İsrâ yolculuğumu sorarken buldum. Bana Kudüs mescidinde n hiç dikkat etmediğim yerleri sordular. Öyle üzüldüm ki, şimdiye kadar bu derecede hiç üzülmemiştim. Birden Allah (c.c.) aradan perdeleri kaldırıp onu önüme getirdi de Beyte bakmaya başladım. Artık bana sordukları her soruya cevap veriyordum . (O yolculuk esnasında) Kendimi Peygamberl er arasında buldum. Mûsâ dikilmiş namaz kılıyordu. Onu zayıfça kıvırcık saçlı sanki Şenûe kabilesind en birisi imiş gibi gördüm. Meryemoğlu İsa da namaz kılıyordu. Ona en çok benzeyen insan Sakif kabilesind en Urve b. Mesûd dur. İbrahim de ayakta namaz kılıyordu. İnsanların ona benzeyeni -Kendini kasdederek – sizin adamınızdı. Namaz vakti oldu da onlara imam oldum. Namazı bitirince birisi bana “Yâ Muhammedi İşte şu zat Cehennem bekçisi Mâliktir. Ona selam ver” dedi. Ben ona doğru dönünce bana selamı o verdi.
Ebû Seleme (Abdullah b.Fadl dan naklettiği gibi) aynı haberi daha kısaca olarak Câbir (r.a.)tan da rivayet etmiştir. [58]
Leys, Akıl isnadıyla – İbni Şihab’tan şöyle nakleder. Ebû Seleme bana Cabir b. Abdillah (r.a.)ı “Rasülullahı şöyle derken işittim” diyerek şöyle nakletti:
“Kureyş beni yalanladığında Htcir’da durdum. Allah bana Beyti Makdis’i gösterdi de onun alâmetlerini Kureyşe Ona bakarak cevap verdim” Buharı ve Müslim naklettile r. [59]
İbrahim b. Sa’d Salih b. Keysan İbni Şihâb isnadıyla naklederki ; îbni Şihâb Saîd b. Müseyyeb’i şöyle derken duymuş: “Rasülullah Beytil Makdise vardığında orada İbrahim, Mûsâ ve İsa (a.s.)lara rastladı.
Sonra kendine gece yolculuğu yaptırıldığını anlattı. O zaman müslü-man olmuş bulunan birlikte namaz kıldığı birçok insan bile (sonra zuhur eden) fitneye düştü.”
Said b. Müseyyeb hadisin gerisini üst haber gibi anlatır. (Said sahabe olmadığı için) bu haberi mUrseldir. [60]
Muhammed b. Kesir el Massîsî anlatıyor: Bize Ma’mer, Zührî, Urve isnadıyla Hz. Âişe’nin (r.a.) şöyle dediğini haber verdi:
-Nebi (s.a.v.) Mescidi’l Aksaya yürütüldüğünde insanlar bunun dedikodusu nu yapmaya koyuldular . İnananlardan bir kısmı dininden döndüler ve koşarak Ebû Bekr’in yanma gelip; ‘Adamında ne laflar var haberin varmı? Bu gece Beyti Makdise götürülüp getirildiğini iddia ediyor dediler” Ebû Bekir de: “Böyle söyledimi!” dedi. “Evet” dediler. O da “Eğer böyle söymişse mutlaka doğru söylemiştir.” dedi. Onlar; “Sen onu şimdiden mi tasdik ediyorsun yani?” deyince Ebû Bekir (r.a.) “Ben onu bundan daha uzak ihtimalli şeylerde bile tasdik ediyorum. Ben onu sabah akşam gökten gelen habere inanarak “vahye” inanarak tasdik ediyorum ya” dedi. İşte bu sebeble kendisine Ebû Bekr es-Sıddıyk adı verildi. [61]
Mutemir b. Süleyman, babası aracılığıyla Enes (r.a.)’tan Peygamberi n ashabından birinin kendisine şunları anlattığını, söylediğini işitmiş. Nebi (s.a.v,) Miraca götürüldüğü gece Musa (a.s.)’a kabrinde namaz kılarken uğramıştı…. Enes (r.a.) hadisin gerisini yukarıdaki gibi anlatmıştır. [62]
Fakih Abdülaziz b. İmran b. Miklâs, Yûnus ve diğerleri, İbni Vehb Yakub b. Abdirrahma n ez Zührî- Babası Abdurrahma n b. Haşim b. Utbe b. Ebû Vakkâs isnadıyla Enes (r.a.)’ın şöyle dediğini anlatır:
-Cebrail Peygamber (s.a.v.J’e Burağı getirdiğinde kuyruğunu sallamaya başladı. Cibrîl ona “Ağır ol ey Burak! Vallahi onun gibi bir zat sana şimdiye dek binmiş değildir” dedi. Böylece Rasülullah (s.a.v.) gece yolculuğuna başladı. Yolun kenarında yaşlı birine rastladı da “Ey Cebrail bu neyin nesi?” diye sordu. Cibrîl de “Yürü Yâ Muhammed” dedi. Allanın dilediği kadar yürüdü. Birde bir yerde yoldan kendini uzaklaş tırmak için bir şeyin kendisine “gel Yâ Muhammed” diye çağırdığını gördü. Cebrail yine yürü “Yâ Muhammed dedi” yine Allahm dilediği kadar yürüdü. Orada kendisine yaratıklardan bir gurub rast gelip Ona: “EsselamÜ aleyküm Yâ Âhir, es selâmü aleyke Yâ Haşir” dedi. Nebi (s. a.v.)de onun selamını aldı. Böylece Beytül Makdis’e geldiler. Kendisine su, şarap ve süt takdim edildi. O da sütü aldı. Cebrail kendisine “fıtratı elde ettin. Suyu içseydin ümmetin desen de suda boğulacaktınız. Şarabı içseydin ümmetin de sen de sapıtacaktınız” dedi. Daha sonra Efendimiz (s.a.v.)’e Âdem ve diğer peygamberl er gönderildi. O gece Ra-sülullah (s.a.v.) onlara imam oldu. Sonra Cebrail yolda gördüklerini haber vererek;
O ihtiyara gelince- İhtiyar dünyayı temsil ediyordu. Dünyanın ömründen geriye kalan kısım bu ihtiyarın ömründen geri kalan kadardır. Seni kendine doğru çağıranda Allah düşmanı Şeytandı. Seni kendine çekmek istemekted ir. Sana selam veren toplulukta , İbrahim, Mûsâ ve İsâ peygamberl er idi” dedi. [63]
Nadr b. Şümeyl, Ravh ve Ğunder derlerkî: Bize Avf Zürârâ b. Evfâ İbni Abbas (r.a.) isnadıyla Rasüİullah (s.a.v.)ın şöyle dediğini anlatır:
«Yürütüldüğüm gece sabahında Mekke’ye geldiğimde basımdaki işin heybetinde n çekindim ve İnsanların beni yalanlayac ağını anladım.» İbni Abbas devamla derki: Rasülullah Üzgün bir halde bir köşeye çekil-
di. O sırada Ebû Cehil kendisine uğradı ve yanma gelip oturarak alay edercesine “Yeni bir şeyler varmı?” dedi. RasUİullah “evet” dedi. “O ne?” diye sordu. Ebû Cehil..- Rasülullah da (s.a.v.): “Ben bu gece yürütüldüm” buyurdu. Ebû Cehil “nereye?” dedi. Efendimiz “Beytül Makdis’e” cevabını verdi. Ebû Cehil de: “Sonra aynı gece yanımızda oldun-ha!” deyince “evet” buyurdu.
Bunları dinleyen Ebû Cehil Peygamberi mizin (s.a.v.) bu konuşmayı inkâr ederek kendisini yalancılıkla itham edeceği korkusuyla hemen onu yalanlamak istemedi ve biraz alttan alarak: “Ne dersin kavmini buraya çağırsam bana anlattıklarını onlarada aniatırmısın”dedi. Rasü-lü Ekrem de “evet” deyince Ebû Cehil Kureyşlileri “Ey Ka’b b. Lüey oğullan topluluğu gelin” dedi. Onların meclisi bu da’vet ile bozulmuş oldu. Hemen gelip Rasülullahın yanına oturdular. Ebû Cehil “İşte geldiler hadi onlarada anlatı ver” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):
“Ben bu gece yürütüldüm” dedi. “nereye yürütüldün?” dediler. “Beytül Makdise” diye cevapladı. “Sonra aynı gün aramızdamı oldun?” dediler. “Evet” buyurdu. Bunun üzerine bu yalan ve iddialara hayret ve şaşkınlıklarından oradakiler in kimisi el çırpıyor kimi elini başına koyuyordu. Onların içinde Küdüse kadar gidip oradaki Mescidi görmüş olan birisi vardı. O atılıp; “Sen bize mescidin şeklini anlatabili rmisin?” diye sordu. Rasülullah (s.a.v.) derki; “Ben mescidi anlatmaya başlamıştım. Nihayet bazı yönlerine bakmadığım için onları bilemiyece ktim ki, bîrden bire Mescid getirilip sanki Âkiyl’in (Yahut Ikâl in) evinin önüne konulduda artık ben ona bakarak nitelikler ini sayıyordum.” Bunun üzerine müşrikler (İsra olayına inanmasala rda) “Vallahi mescidi anlatmada isabet etti” dediler. Aynı olayı Hevze de Avf yolu ile rivayet etmiştir. [64]
Müslim b. İbrahim Haris b. Ubeyd, Ebû İmran Enes (r.a.) isnadıyla Rasülü Ekremin şöyle buyurduğunu anlatır.:
«Bir gün oturup duruyorken birden Cebrail yanıma girdi ve omuz kemiklerim arasına eliyle (hadi kalk gidelim demek için) hafifçe dürttü. Ben üzerinde sanki iki kuş yuvası varmış gibi görünen bir ağacın yanına geldim. Birinin üzerine Cebrail diğerine ben oturdum. Ben yükselip ta yücelere çıktım. Hatta doğu ile batıyı kapattım. Sanki istesem o anda gökyüzüne dokunabile cektim. O esnada gözlerimi sağa sola çeviriyordum. Cebrail’e baktım (Allanın azametinde n) sanki yere yapışmış gibi idi. O zaman Cebrail’in Allah’a (c.c.) dair ne kadar geniş bilgisi olduğunu anladım. Bana semanın kapısı açıldı da en büyük nuru gördüm. Sonra Allah bana vahyetmeyi murad ettiği şeyleri vahyetti.» [65]
Bu hadisin senedi gayet iyi olup hasen derecelidi r. Ravilerden Haris, Müslim’in ricâlindendir.
Said b. Mansur rivayet ediyor: Bize Ebû Ma’şer, Ebû Hureyre’nin kölesi Vehb aracılığıyla Ebû Hureyre’den (r.a.) şöyle nakletti: Rasülul-lah Miraca götürüldüğü gece geri döndüğünde:
“Ey Cibrîl! Kavmim benim (bu anlatacakl arımla) beni doğru bulmayacak lardır,” dedi. Cibrîl de, “Seni Ebû Bekir doğrulayacaktır. Zira O Sıddıyk’tır”, cevabını verdi. [66]
Yine Isra hadisesini İshak b. Süleyman, Yezid b. Hârûn-Miş’ar- Ebû Vehb Hilal b. Habbâb – İkrime isnadiyla İbni Abbas’dan (r.a.) şöyle dediğini nakleder:
-Nebi (s.a.v.) onlara Beytü’l Makdis’in alametleri ni anlattı. Onlar küfren bunu reddettile r. Allah onların boyunlarımda [67] Ebû Cehl ile beraber kıldı. Ebû Cehil “Muhammed bizi Zakkum ağacı yemekle korkutmak istiyor. Haydi yağ ile hurma getirin” dedi. Getirdikle rinde beraberce zıkkımlandılar. (Zakkum niyetine yediler) Rasülullah (s.a.v.) orada bizzat gözleriyle Deccâl’ı esas kılığında gördü. Bu uykudaki görüş tarzı değildi. İsa, Mûsâ ve İbrahim’i de gördü. Bundan sonra İbni Abbas hadisin gerisini diğerlerindeki gibi anlattı. [68]
Hammâd b. Seleme, Âsım-Zirr isnadıyla Huzeyfe’den (r.a.) şöyle nakleder. :
– Nebi (s.a.v.)e Burak denen, merkepten iri katırdan ufak beyaz bir hayvan getirildi. Efendimiz ve Cibrîl Onun sırtından ayrılmadan Be-ytü’l Makdise vardılar. Cebrail Efendimiz (s.a.v.)’i Semaya çıkardı ve orada gök kapısının açılmasını istedi. Efendimize (s.a.v.) Cennet ve Cehennemi gösterdi.
Burada Huzeyfe (Zirr’in kendine itirazı üzerine) bana “Sen Efendimiz (s.a.v.)’i Beytü’l Makdiste namaz kıldım! sanıyorsun?” dedi. “Evet” dedim. “Senin adın ne kel kafa?” dedi. “Zirr b. Hubeyş” dedim. “Efendimiz (s.a.v.)’in orda kıldığını hangi delilde gördün?”dedi. Bende hemen (İsra birinci ayeti):
(CBir gece, kulunu Mescidi Haramdan Mescid-i Aksâya yürüten zatın sânı ne yücedir!” ayetini te’vil ettim. Huzeyfe’de bana: “Eğer Efendimiz (s.a.v.) orada namaz kılsaydı Mescid-i Haram’da namaz kıldığımız gibi oradada namaz kılardınız” dedi. Ben Huzeyfe’ye: “Efendimiz (s.a.v.)nin diğer peygamberl erin bağladığı gibi Burağı o halkaya bağla-mışmiydı?” diye sorunca Huzeyfe (r.a.): “Burağı Efendimize Allah göndermişken Peygamberi miz (s.a.v.), bağlamazsa kaçıp gideceğindenmi korkuyordu ” dedi. Sanki Huzeyfe’ye, Efendimiz (s.a.v.)in Mescidi Aksa’da namaz kıldığı haberi île Burağı oradaki halkaya bağlama haberi ulaşmamış gibi geldi. [69]
SUfyan İbni Uyeyne’de Amr – İkrime isnadıyla Ibni Abbas (r.a.)ın “Biz sana göstermiş olduğumuz O temaşayı ve Kur’anda La’netlen-miş olan ağacı, ancak insanları denemek için yaptık” (îsra ayet 60) ayeti hakkında: “Bu bizzat gözle olan bir temaşa olup İsra gecesi Ra-sûlullaha gösterilmişti. Bu adı geçen melun ağaçta Zakkumdur” dediğini nakleder. Bunu Buhari rivayet etmiştir. [70]
Mi’râc [71] Allah (c.c.) Necm sûresine (ayet 5- 11):
“Ona (vahyi), kuvetlinin en çetini (Cibril) öğretmiştir. (O Cibril) sağlam- Sıhhatli olup (asıl şekli ile) doğruldu. O (Cibrîl) en yüce ufukta idi. Sonra yaklaştı da hemen sarktı, (ona öyle yaklastıki) iki yay (uzunluğu yahut yay ile kirişinin arası) kadar, yahut daha yakın oldu. Allah kendine neyi vahyettiys e kuluna onu vahyetti. Gördüğünü kalbi yalanlamad ı.” ve (aynı surenin) 13 cü ayetinde:
 “Andolsunki onu (bir diğer keresinde) Sidratü’I Müntehâ’mn yanında görmüştü” buyuruyor. Bunun tefsiri konusunda Zaide ve diğerleri Ebû İshak eş Şeybâni’den şöyle naklederle r:
-Zirr b. Hubeyşe “iki yay kadar yada daha yakın oldu” ayetindeki Efendimiz (s.a.v.)’in gördüğü şeyi sormuştum. Dedi ki: Bize Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) anlattıki “Efendimiz (s.a.v.) Cebrâili altıyüz kanatlı olarak görmüş” Bu hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmişlerdir. [72]
Şu’be de Şeybânî’den aynı haberi nakleder. Ancak İbni Mesûd’a
“Andolsunki Rabbinin en büyük ayetlerind en bir kısmını gördü” (Necm 18) ayetini sordumda o da “Efendimiz (s.a.v.)in Cebrâili altıyUz kanatlı olarak gördüğünü anlattı” diye rivayet eder. [73]
Buharî anlatıyor: Bize Kubeysa, Süfyan- Ameş -İbrahim Alkame isnadıyla Abdullah b. Mes’ûd’un “Andolsunki (o) Rabbinin en büyük ayetlerind en   bir kısmını görmüştür.” ayetinin tefsirinde “O yeşil renkli Refret ufukları kaplamış olarak gördü” dediğini anlatır. [74]
Hammâd b. Seleme derki : Bize Asım (b. Behdele), Zirr aracılığıyla Abdullah b. Mes’ûdun “Andoİsun onu bir kere daha görmüştür” ayeti hakkında şöyle dediğini nakleder: -Rasüluîlah (s.a.v.):
“Cebrail’i Sidratü’lmünteha’nın yanında gördüm. Altı yüz kanadı vardı. Tüylerinden çeşitli renkte eşyalar, yakut ve inciler dökülüyordu” buyurdu. Asım b. Behdele, “el Kâri” lakabh bir kişi olup kuvvetli bir ra-vı değildir. [75]
Mâlik b. Miğvel, Ez Zübeyr b. Adiy- Talha b. MUsarrıf- Mürra el-Hemedanî aracılığıyla îbni Mes’ûd (r.a.)ın şöyle dediğini anlatır:
-Nebi (s.a.v.) Isra gecesi yürütüldüğünde Sidratü’I Münteha’ya varmıştı. Orası yedinci kat semada idi. Yer yüzünden oraya kadar kendisi ile çıkılan şeyler oradan alınana kadar ancak oraya (sidreye kadar) varabilir. Onun yukarısından kendi ile inilen şeylerde oradan alınana kadar ancak oraya varabilir. Abdullah (r.a.) dediki:
İar”öyleki Sidra’yi bürüyen alabildiğine buruyordu.” (Necm 16) ayetindeki bürüme: “Onu altın bir kelebeğin bü-rümesidir. Orada Rasülullah’e (s.a.v.) beş vakit namaz ve Bakara suresinin son ayetleri verilmiştir. Ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların helak edici büyük günahları bağışlanmıştır. [76] Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
İsrail de, Ebû İshak- Abdürrahman b. Yezid isnadiyla Abdullah b. Mesut’tan “Gördüğünü kalb yalanlamad ı.” (Necm 5) ayeti hakkında Rasülüllah’ın (s.a.v.) Cebrail’i üzerinde yeşil atlastan bir elbise ile yer ve gök arasını doldurmuş olarak gördüğünü söylediğini rivayet eder. [77]
Abdüî Melik b. Ebî Süleyman da Ata aracılığıyla:
“Andoİsun onu başka bir kere daha görmüş tür” ayeti hakkında Ebû Hureyre (r.a.)’ın “Efendimiz Cebrâili görmüş tü” dediğini rivayet ediyor. Hadisi Müslim rivayet ediyor. [78]
Zekeriyya b. Ebî Zâide’de İbnü Eşva’-Şa’bi -Mesut isnadıyla şöyle nakleder: Hz. Âişe’ye: “Allahın İ^-&* ^3 fi sonra yaklaştı ve sarktı) ayeti ne faususunda ydı ya?” dedimde bana: “O yaklaşıp sarkan Ce-brâil idi. Ona insan kılığında gelirdi. Ama bu kere Efendimize kendi asıl kılığında geldi ve gökyüzündeki ufku kapladı” diye cevap verdi. Bu Şeyhayn’ın ittifakla rivayet ettikleri bir hadistir. [79]
Ibni Lehî’a anlatıyor: Bana Ebû’l Esved (Muhammed b. Abdirrah-man) Urve aracılığıyla Hz. Âişe (r.a.)tan şunları nakletti: Efendimiz’in (s.a.v.) Peygamberl iğe başlamasında ilk önce gördüğü şey ru’ya ile-eldu. Cebrail’i ilk önce (Kabenin güneyindeki) Ecyad denen yerde görmüştü. O zaman Efendimiz bir ihtiyacını görmek için oraya çıkmıştı. Kendisine “Yâ Muhammed, Yâ Muhammed!” diye çağrıldı. Sağına ve soluna bakındı ama hiç birşey göremedi. Sonra yine etrafına bakında. Ama yine birşey göremedi. Sonra yine etrafına bakındı. Ama yine birşey göremedi. Birde başını yukarı kaldırınca ne görsün! Cebrail bir ayağını öbürü üzerine atmış bir halde gökyüzündeki ufkun üzerinden kendisine bakıyor. Efendimizi teskin etmek için “Yâ Muhammed! Cebrail Cebrail” diyordu. Bunun üzerine Muhammed (s.a.v.) hemen oradan kaçıp insanların arasına girdi ve tekrar gök yüzüne baktı ama bir şey göremedi. Sonra insanların arasından çıkıp yine bakınca onu yine gördü. İşte bu olay:
“İnip çıkan Süreyya yıldızına and olsun Adamınız ne saptı ve nede azdı” ayeti ile haber verilen olaydır. [80]
Muhammed b. Amr b. Alkame de Ebû Seleme aracılığıyla İbni Ab-bas (r.a.)’ın “Andolsun onu Sidretü’l Münteha’nın yanında bir daha gördü” ayeti hakkında, “Rabbi ona iyice yaklaştı da sarktı. İki yay kadar veya daha yakın oldu. Kuluna vahyettiğini vahyetti” demiştir. İbni Ab-bas derki: “Nebi (s.a.v.) onu gerçek haliyle görmüştür.” Bu hadisin isnadi hasendır. [81]
Bize et-Tâc Abdü’l Halik, İbni Kudâme- Ebû Zur’a El -Mukaddı-mî-Kâsım b. Ebû’l Münzir-İbnı Seleme -İbni Mâce-Ebû Bekr b. Ebî Şe-ybe-Hasen b. Musa- Hamrnad b. Seleme-Ali b. Zeyd-Ebûs Salt – Ebû Hureyre (r.a.) isnadıyla Rasülullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti:
Kudüse yürütüldüğüm gece karınlan evler gibi şişip içinde yılanlar bulunan bir kavme uğradım. Yılanlar karınlarının dışından görünüyorlardı. “Bunlar da kimdir yâ Cibril?” dedimde bana “İşte bunlar faiz yiyenlerdi r” buyurdu. Yine bu hadisi İmam Ahmed de Müsned’in de Hasan ve Affan isnadıyla Hammad b. Seleme’den nakleder ve bu hadise “Yürütüldüğüm gece yedinci kat semaya vardığımda gördüm ki…. [82] ilavesini yapar. Lâkin hadisin rivayetind eki Ebû’s Salt meçhul biridir.
Bize İsmail b. Abdirrahma n el Mirdâvî, Ebû Muhammed Abdullah b. Ahmed el Fakîh-Hibetullah b. Hasen b. Hilâl 484.yılında Abdullah b. Ali b. Zekeri-Ali b. Muhammed b. Abdillah-Ebû Ca’fer Muhammed b. Amr -Sa’d b. Nasr-Muhammed b. Abdillah el Ensârî – İbni Avn- Kasım b. Muhammed isnadıyla Hz. Aişe (r.a.)nin şöyle dediğini rivayet eder:
-Kim Muhammed Rabbini gördü diyorsa Allah’a gerçekten büyük bir iftira atmış olur. Ama Efendimiz biri yaratılış kılığı diğeri göründüğü sureti ile olmak üzere Cebrail’i ufukların arasını kaplamış olarak gördü. [83] Hadisi Buharî de Muhammed b. Abdillah b. Ebus Sele aracılığıyla El Ensârî’den nakleder. [84]
 
[52] Beyhakî Delâil   de  2/354  ZUhrî’nden 355’te Urve’den bunları  müsned olarak verir. Urve Meğazİ 120.
[53] Taberâni 7/282 H.no 7142 Taberâni Müsned-iş Şamiyyin 1894 Beyhakî Delâil 2/355 357 Nihayetü’l İreb 16/300 Zehebî merhum hadisi Her neka-dar Beyhakîden alırsada buradaki ravileri Tirmizî’den itibaren alınca eserin Arabca Tahkikini yapan Dr. Abdüsselam Tedmuri Allah ömüriinü uzun hizmetini sınırsız kılsın, bu Cildin 241 ci sayfasındaki haşiyesinde Tirmizî Tefsir bölümünde Surei Beni İsraüde bunun bir kısmını 3130 noda nakleder “dersede bu bir vehimdir. Zira Tirmizî Sünenine İshak b. el Alâ h Dahhaktan hiç hadis nakletmez. Hatta Kütübü sittedede bu adamın rivayeti yoktur. Buharı sadece Edebü’l Müfred adlı eserinde ondan nakil yapar. Ebu Hatem “fena sayılmaz” desede Nesaî “o sika biri değil” derken Ebû Dâvûd “O hiç bir şey sayılmaz” demiştir.
Taberanînin rivayetind e  “Bana bir ayna açıldıda sanki  ona bakarak cevab verdim” şeklindedir.
[54] Ebu Ya’la Müsned 5036. Bezzar Keşfü’l Estâr 1/48 no 59 Hakim Müste-drek 4/606 aynı isnadla verir ve “Bu hadiste Ebû Hamza Meymûn el A’ ver tek başına kalmıştır. Şeyhaynın rivayetine bir takım ilaveler getirmiş tir” der. Zehebî aynı yerin Telhisinde “Ahmed ve diğerleri onu zayıf saydı” der. Bu durumda bu zatın ilave bilgileri sahih olamaz. Zira Abdullah b. Mesudun Köfede yetiştirdiği Alkame ve emsalinin talebeleri nden böyle bir  haber nakleden hiç kimse yoktur.
[55] Buharî Eşribe 6/240 Tefsir İsrâ suresi 5/224; Müslim İman 168; Beyhakî Delâil 2/357.
[56] Yanal, Toros Tiirkçesinde derinin kırmızıya çalan, sanki kan sinirleri cildin yüzünde imiş gibi görünenine derler.
[57] Uyûnül Eser 1/141-142 İbni Hacer el Metâlibin’de bunu kadı Ebu Ya’laya nisbet eder H. no: 4287 tbni İshak ta Ümmü Hanî hadisini buna yakın ifadelerle ama İsnadsız olarak verir. Siyer vel Meğazî; İbni Hişam 2/52 (Tedmuri baskısı).
[58] Müslim İman 168-172; Nesâî S. Kübrâ 11284; Müsned 2/528, İbni Sa’d 1/215, Beyhakî Deîâil 2/358 Begavi 4/138, Ebû Avane Müsned 1/131, Cabir hadisini Buharî 63/41 de Esra suresi tefsirinde nakleder. Tirmizî 7133, Ebû Avâne 1/125, Ebu Ya’la Müsned 8/70, No: 2091 Müsned 3/377, Abdür-rezzak 9718. Tirmîzî 3132. İbni Hibban 1/136, Taberi Tefsir 15/5; Nesâi Süneni Kübra aynı yer Tefsir 6/377 No. 11282 .
[59] Buharî Menâkıb’ül Ensar 63/41; Tefsîr-i Sureti’l Esra; Müslim İman 170; Tirmizî 3132, Nesâî Kübra 11282; Ebû Avane 1/125
[60] Beyhakî Deîâil 2/360 Evet bu haber mürseldir. ancak sahih bir haberdir. Zira aynı haberi Said b. Müseyyeb Ebû Hureyre den müsned olarakda naklederki bu biraz önce üst geçen dipnotta geçen kaynaklard aki haberdi.
[61] Hakim, Müstedrek 3/62-76, Beyhakî Deîâil 2/360; Ebû Avâne Müsned 1/130.
[62] Müslim 2375 Müsned 3/120-148, Nesâi 3/120; Beyhakî Deîâil 2/361; İbni EM Şeybe 14/308.
[63] Beyhakî Delâil 2/362; T. Tarihi Dımışk 1/385; tbni Vehb Taberî Tefsirinde cüz 15/5,6 aynı olayı Yunus b. Yezîd ibni Vehb isnadı olarak aynısını rivayet eder.
[64] Beyhakî Delâil   2/326;  Müsned  1/309;  İbni  Ebî Şeybe   14/305  Hadis no 18421 ve 11746.
[65] İbni Sa’d 2/335 Beyhakî Delâil  2/369, Ebu Nuaym Hılye 2/213, Müsnedde 2/231 bu haber ebu Hureyreden ağaç faslı olmadan kısaca anlatılır.
[66] İbni Sa’d 3/170 Mecmaüz Zevâid 9/41
[67] Burada Deccalin şekli anlatılıp, Mûsâ, İsâ ve İbrahim (a.s)ların sıfatı belirtiliy or. “Boynunu beraber kılmak” bir ta’bir olup, suçluların beraberce boyunlarından aynı zincire bağlanmasından kinaye edilmiştir.
[68] Müsned 1/374.
[69] Müsned 5/378, 394; Beyhakî Delâi! 2/64; Tirmizî 3147, Taberi Tefsir 15/26; İbni Ebî Şeybe 14/306 No ÎS422. 11744’te de daha kısa nakleder. Hadisin Müsneddeki rivayeti daha tamdır. Zirr. diyorki:
-Hıızeyfeye gelmiştim, şöyle diyerek Efendimiz (s,a.v)’in İsra olayını anlatıyordu: “Gidip Beytii’l Makdise vardık” buyurdu. Ama mescide girmediler ” Bende “aksine o gece oraya Efendimiz (s.a.v) girdi ve namaz kıldı” dedim. Huzeyfe de “kel kafa yüzün bana yabancı değil ama adını bilmiyorum adın neydi?” dedi. “Zirr” dedim. “Efendimizi n orada kıldığını nereden biliyorsun ?” deyince “Kur’an bildiriyor ” dedim “Kur’anla bilmeden konuşan Felç olur, hadi oku” dedi. Bende İsra 1. ayetini okudum Huzeyfe “kel kafa ben bu ayette “Orada namaz kıldı” diye birşey göremedim, sen görebiîdin-mi ?” dedi. “Bende hayır” dedim.
-Bundan sonra hadisi diğeri erindeki gibi anlatıp sonunda Burağın nasıl bir hayvan olduğunu açıklar.
[70] Buharî tefsiri Sureti’! İsra bak. 9 Beyhakî Delâil 2/365; Taberî Tefsir 15/110; Tirmizî 3134, Müsned 5/394.
[71] Mi’râc, “urûc” kökünden olup ve gökyüzüne merdiven kurup çıkmak anlamına gelir
[72] Buharî Tefsiri Suretünnecm 65/1 h. no 4857; Müslim İman 280/76; Taberî Tefsirinde Ebû Vâil aracılığıyla İbni Mes’ûd’un Rasülullah (&a.v) “Sidratü’I müntehada Cebrail’i altıyüz kanatlı olarak gördüm” buyurdu dediğini nakleder. 27/49; Nesâî Kübra 11540-11534
[73] Buharî 65/48-58’de Alkame’den, Müslim İman 174; Beyhakî Delâil 2/371, Taberî İbni Zeyd’den “Cebraili asıl suretiyle gördü” şeklinde 27/51.
[74] Buharî üst kaynak; Nesâî Kübra 11543; Taberi tefsir 27/57.
[75] Müsned 1/395.412.460, Beyhakî Delâil 2/372; Taberânî 10/234; Âsim b. Behdele. Ebu’n Necved Kıraat imamlarından birisidir. Kıraat ilmindeki bilgisi sağlam ve nakilleri Hııccet sayılmıştır. Kendisi Muaviye zamanında doğmuş ve Tabiinin büyüklerinden Ebu Abdürrahman es- Sülemî Zirr. b, Hubeyş Ebû Vail , Mıısab b. Sa’d gibilerden ilim aldığı gibi; Haris b. Hassan el-Bekri ve Rifââ b. Yesrihf (r.a)’Iardan rivayeti olunca kendisi bizzat Tabiinin son tabakalarından olmuş oluyor.
Ata, Salih b Seman, Süleyman et-Teymî, Ebu Anır b. el -A’lâ, Şıı’be, Süf-yânı Sevrî, Hammâd b. Seleme, Şeyban en-Nahvî, Ebân b. Yezid, Ebû Avâ-ne, Ebû Bekr b. Ayyaş, Süfyan b. Uyeyne ve niceleri Asım’dan hadis naklederle r.
İmam  Ahmed:  “Asım  çok hayırlı,  Sika  biridir. Medinelile rin  kıraatinden sonra Âsimin kıraatini tercih ederim” der. Zehebî derki:
-Âsim Kıraatta son derece sağlamdır. Hadiste Sadûk derecelidi r. Ebu Zür’a ile bir gurub hadisci ona “Sika” derler. Ebu Hatem de “onun yeri Sıdktır” Dârakutnî de “Hafızasında biraz zayıflık var,” der. Bununla hadis ilmini kasdederle r, Kıraati değil. Her zaman bir âlim bir ilimde imam olursada diğer ilimlerde imam olmaz. Nitekim Arkadaşı Hafs b. Süleyman da Kıraate sika, Hadiste gevşektir. A’meş ise bunun aksine idi. Kütübü Sitte sahib-leri ondan hadis naklederle r Ancak, Buharı \ve Müslim onun hadislerin i hüccet değil şahit yada mutabaat makamında verir. Hicri 127de vefat etmiştir. Bak: Buharî T. Kebir 6/487 T. Sağîr 2/9; Razi Cerh 6/340 Vefeyatü’l A’yân  3/9; Mizzi  T Kemâl  5/38. Tehzîb-i  İbni Asakir 7/122; Tabaka-tü’l  Kurra   1/346;  İbni  Sa’d  6/224;  E!   Maarif 530;  Ukayli  Zuafâ  3/336; Siyeri  A’lâmiin   Nübela  5/256;  El   İber   1/167;   Tarihü’I   İslam   5/89;  Mizan 2/357; Müslim  İman  173 Tirmizî 3330;  Beyhakî Delâil 2/373; Nesâi  Müc-teba 1/223, Taberi 27/55
[76] Müslim   İman   173,   Tirmizî   3330;   Beyhakî   Delâil   2/373;   Nesâî   Mücteba 1/223; Taberî 27/55.
[77] Müsned 1/394-418-449 Tirmizî 3337, Beyhakî Delâi! 2/367
[78] Müslim İman 175; Beyhakî Delâil 2/371
[79] Buharı   Bedi’i   Halk   Müslim,   İman   290/177;  Tirmizî  3332;  Müsned   1/395 -407 -449 Beyhakî bunu Şulml İman’da nakleder. Beyhakî Delâil 2/368
[80] Beyhakî Delâil 2/368; Taberi 27/29.
[81] Tirmizî 3334. Taberi Tefsir 29/52.   
[82] İbni Mace 2273; Müsned 2/361
[83] Bu isnad bizzat Zehebî’nin kendi Simaıdır. Aşağı yukarı her bölümde böyle bir isnadı vardır. Taberî Tefsir 27/50 bunu Sa”bî Mesrûk isnadıyla Hz. Âişe’den biraz farklı nakleder.
[84] Buharî  Bedü’l   Halk   59/7   H.  No   1528;  Müslim   İman   177;   Tirmizî Tefsir 5063; Beyhakî Delâil 3/27Q
İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, 1/346-364

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: