Efendimizin(S.A.V) Son Hastalıkları

Yûnus b. Bükeyr, İbni İshak’tan naklediyo r:
Bana Abdullah b. Ömer b. Rabîa, Hakem’in kölesi Ubeyd. Abdullah b. Amr b. el Âs (r.a.) yoluyla Rasûlüllah (s.a.v)’in azatlısı Ebû Müveyhibe’nin şöyle dediğini anlattı:
-Bir gece Allah Rasûlü beni uyandırdı ve:
«Ya Ebâ Müveyhibe! Ben şu Bakî mezarlığında yatanlara istiğfar etmekle emrolundu m.» buyurdu. Ben de Efendimiz le birlikte çıktım. Yürüyerek Bakî’a geldik. Rasûlü Ekrem (s.a.v) ellerini kaldırıp onlara uzunca bir istiğfar duası yaptı ve:
«Ey Bakî ehli! İnsanların erişeceği şu eriştiğiniz şey size mübarek olsun. Fitneler karanlık bir gece parçası gibi hücuma geçti, başı sonuna uydu. En son fitne ilkinden çok daha şerli… Yâ Ebû Müveyhibe! Bana dünya hazineler inin anahtarla rı ve orada çok uzun bir hayat daha sonra Cennet verildi. Ben bu dünya nimeti ile Rabb’ime kavuşmak ve Cennet’ine girmek nimeti arasında muhayyer bırakıldım.» dedi. Ben de. “Ya Rasûlallah! Anam babam feda olsun sana. dünya hazineler inin anahtarını, orada uzun süre kalıp sonra Cennet e gitmeyi seçsen.” deyince bana:
«Vallahi ya Ebâ Müveyhibe! Ben kesinlikl e Rabb’ime kavuşmayı ve Cennet’i seçtim.» buyurdu. Sonra Bakîden ayrıldı. Sabah olunca Allah’ın onunla ruhunu kabzettiği ağrıları başladı. [1]


Bu haberi İbrahim b. Sad. İbni İshak aracılığıyla Hakem in kölesi Ubeyd b. Cübeyr’den nakleder.
Ma’mer de Tavûs’un oğlu aracılığıyla Tavas’tan Nebinin (s.a.v):
«Ümmetime nice fetihleri n nail olacağını görünceye kadar hayatta kalmak veya acele ölmek arasında tercih yapmam istendi. Ben aceleyi tercih ettim.» [2]
Şavbi. Mesrûk yoluyla Hz. Âişe (r.a.)’ın şöyle dediğini anlatıyor:
-Peygamber (s.a.v)’in yanında hanımları toplandı. Hiç birisi gelmemezl ik etmedi. Derken Fatıma (r.a.) geldi. Yürüyüşü Rasûlüllah (s.a.v)’in yürüyüşüne ne kadar benziyord u. Efendimiz (s.a.v) ona: “Kızım merhaba!” buyurarak onu sağına veya soluna oturttu ve ona gizlice bir şeyler söyledi. Fatıma Dunları duyunca ağladı. Sonra Rasûlüllah ona yine gizlice bir şeyler söyledi, o da güldü. Ben de Fatıma’ya “Rasûlüllah (s.a.v) sadece sana sır veriyor (senin onda özel bir yerin var) sen de ağlıyorsun.” dedim. Rasûlüllah (s.a.v) gidince ben Fatıma’ya “Sana verdiği sırrı bana anlatsan.” deyince. Fatıma: “Ben onun sırrını ifşa edemem.” dedi. Rasûlüllah (s.a.v)’in vefatından sonra ben yine ona: “Sendeki kalan hakkımı şimdi yine istiyorum . Hala bana o sırrı söylemedin.” dedim. Fatıma (r.a.) da “Artık şimdi o sırrı söyleyebilirim.” diyerek şöyle anlattı;
-Efendimiz bana fısıldayarak:
«Cebrail her sene Kur’an’ı bana bir kere mukabele için arz ederken, bu yıl iki defa arz etti. Ben bunu yalnız ecelimin yaklaştığına bağlıyorum. Allah’tan kork da buna sabret. Ben senin de geleceğin yere senden önce giden ne güzel Selefim.» buyurdu. İşte ben buna ağladım. Sonra yine kulağıma:
«Sen Mü’min hanımların, yahut bu ümmetin kadınlarının, seyyidesi olmaya razı değil misin?» buyurunca güldüm.
Bu müttefekun aleyh bir hadistir. [3]
Hadisin aynısını Urve de Hz. Âişe’den nakleder. Orada şu fark vardır: «Fatıma da güldü… Çünkü (s-.a.v) ona ailesinin içinden arkasından ilk gelecek olanın kendi olduğunu bildirmişti.» [4]
Abbâd b. el Avvâm. Hilal b. Habbab. İkrime aracılığıyla Abdullah b. Abbas (r.a.)’ın şöyle dediğini nakleder:
«İza cae nasrullah i vel feth» suresi nazil olduğunda Rasûlüllah (s.a.v) Fatıma’yı çağırdı ve:
«Bana öleceğim haberi verildi.» buyurdu. Fatıma önce ağladı sonra güldü ve “Bana ölüm haberinin kendine ulaştırıldığını bildirinc e ağladım, bana ‘Sabret! Zira ailemden bana ilk kavuşacak sensin’ buyurunca güldüm.” Dedi. [5]
Süleyman b. Bilal, Yahya b. Saîd, Kasım b. Muhammed isnadıyla Hz. Âişe’den nakleder: Hz. Âişe der ki:
-Ben “Vay başım!” demiştim. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v):
Bu dediğin olmuş olduğunda (öldüğünde) ben hayatta olmuş olsaydım senin için istiğfar ve düa ederdim.” buyurdu. Ben de hemen, “Vah anası nı vay! Vallahi öyle sanıyorum ki, benim ölümümü istiyorsu n. Böyle olacak olursa sen son günlerinde ailelerin den biri ile çok ferah olursun.” dedim. Efendimiz de:
«Aksine, vay benim başım! Ben karar vermiştim ki, veya arzu ettim ki, Ebû Bekir ile oğluna haber salıp çağırtayım ve (halifelik konusunda söz) söyleyeceklerin söylemelerini, temenni edecekler in temmeni etmelerin i vasiyet edeyim. Ama sonra düşünüp kendi kendime “Allah (Ebû Bekir’den başkasını) kabul etmez, Müminler de, reddederl er, veya Allah redd eder, Müminler de kabul etmez.» buyurdu.
Hadisi Buharî bu şekilde rivayet etmiştir. [6]
Yûnus b. Bükeyr, İbni İshak’tan nakleder: Bana Yakub b. Utbe, Zührî, Ubeydulla h b. Abdillah aracılığıyla Hz. Âişe’nin (r.a.) şöyle dediğini anlattı:
-Bir gün Rasûlüllah (s.a.v) başı ağrıyarak yanıma girmişti. Ben de başımdan şikayetçi idim, “Vay başım!” dedim. Rasûlüllah (s.a.v) de:
«Aksine, vay benim başım. Sana ne var, sen benden önce ölmüş olsan, senin işini ben üstlenir, cenaze namazını kıldırır ve seni ben defnederd im.» buyurdu. Ben de: “Vallahi, bu dediğin olacak olsa öyle sanıyorum ki, hanımlarından biri ile aynı günün sonunda benim evimde mutlu bir gece geçirirsin.” dedim. Peygamber (s.a.v) bu sözüme gülümsedi. Sonra ağrıları devam edip sıklaştı.
Rasûlüllah (s.a.v) hanımlarını (tek tek) dolaşarak Meymûne (r.a.)’m evinde olduğu bir sırada hastalığı son derece arttı. Ailelerin in hepsi yanında toplandılar. Abbas (r.a.): “Ben Rasûlüllah (s.a.v)’in Zatül Cenb hastalığına tutulduğunu sanıyorum. Haydi gelin de onun ağzıma ilaç koyalım.” dedi. Efendimiz’e ilaç koydular. Rasûlüllah (s.a.v) ayılınca: «Bunu kim yaptı.» diye sordu. “Amcan Abbas yaptı, senin Zatül Cenb’e yakalanma ndan korktu da.” dediler. Rasûlüllah (s.a.v) de «O şeytandandır. Allah (c.c.) bana şeytanı musallat edecek değildir. Amcam Abbas dışında ağzına ilaç konulmaya n kimse kalmayaca k.» buyurdu. Aile halkının hepsine, hatta o gün oruçlu olan Meymûne’ye bile ilaç verildi. Sonra Rasûlüllah (s.a.v) hastalığını  benim evimde  geçirmesi  için  hanımlarından  izin istedi. Sonra Rasûlüüah (s.a.v) Abbas ile bir adamın kolları arasında, ayakları yerde sürünerek benim evime geldi.
Ubeydulla h der ki: Bu olayı İbni Abbas’a (r.a.) anlattım da bana: “Hz. Âişe’nin adını söylemediği öbür adam kimdi, biliyor musun?” dedi. Ben de “Hayır.” deyince, “O Ali (r.a.) idi.” dedi. [7]
Buharî, Yûnus, İbni Şihab-ı Zührî, Urve aracılığıyla nakleder: Âişe (r.a.) der ki: Rasûlüllah (s.a.v) vefat ettiği son hastalığında:
«Yâ Âişe! Hala Hayber’de yediğim etin acısını hissediyo rum, işte bu zehirden dolayı can damarımın kuruma vakti geldi.» diyordu. [8]
El Leys, Ukayl’in İbni Şihab’dan şöyle naklettiğini bildirir: Bana Ubeydulla h b. Abdillah Hz. Âişe (r.a.)’dan şöyle dediğini nakletti:
-Nebî (s.a.v) iyice ağırlaşıp da ağrıları fazlalaşmca hanımlarından benim evimde hastalığını geçirmesi için izin istedi. Onlar da izin verdiler. Ayakları yerde sürünerek iki adamın arasında çıktı. Evime getirildiğinde ağrısı son derece artmış ti. O zaman Nebî (s.a.v):
«Bana henüz bağları çözülmemiş yedi tuluktan su boşaltın. Belki biraz hafifleri m de insanlara bazı taahhütte bulunurum .» buyurdu. Nebî (s.a.v)’i hanımlarından Hafsa’ya ait bir boya (çamaşır) teknesine oturtup sonra üzerine su dökmeye başladık. Ta ki, Efendimiz bize “Yeter, bu işi yaptınız.” diye işaret edinceye kadar döktük. Rasûlüllah (s.a.v) de Ashab’ının yanına çıkıp onlara namaz kıldırıp sonra hitap etti.
Bu hadis müttefekun aleyhtir. [9]
Salim Ebu’n Nadr, Büsr b. Saîd ile Ubeyd b. Huneyd’den Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’m şöyle dediğini rivayet eder:
Allah Rasûlü insanlara hitaben:
«Kulun birisini Allah, dünya ile Allah katındaki nimetleri tercih hususunda serbest bıraktı da, bu kul da Allah ka-tındakini seçti.» buyurdu.
Bunu duyan Ebû Bekir (r.a.) ağlamaya başladı. Biz neye ağladığına şaştık kaldık. Meğer o, muhayyer bırakılan kul Allah Rasûlünün kendisiym iş. Bize bunu Ebû Bekir bildirdi. Rasûlü Ekrem ona:
«Ağlama yâ Ebâ Bekir! Şüphesiz bana sohbeti ve malı ile insanların en fazla yardım edeni Ebû Bekir’dir. Eğer insanlard an dost edinebils eydim onu dost edinirdim . (Ama beni Allah dost edindi) Ancak onunla İslam kardeşliği ve arkadaş lığı bağı var. Mescitte Ebû Bekir’in kapısı dışında hiç bir kapı kalmayıp kapatılacak.» buyurdu.
Bu hadis, müttefekun aleyhtir. [10]
Ebû Avâne, Abdül Melik b. Umeyr, İbni Ebil Muallâ, Ensar’dan biri olan babası isnadıyla yukardaki Ebû Saîd hadisine yakın ifadelerl e bunu nakleder. [11]
Cerîr b. Hazim, Ya la b. Hukeym’i İkrime yolu ile İbni Ab-bas (r.a.)’tan şöyle dediğini naklederk en duymuş:
Rasûlüllah (s.a.v) vefat ettiği hastalığı esnasında bir gün evinden başı bir çabutla sarılmış olarak geldi, mimbere çıkıp Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu:
«Şüphesiz bana, insanların malı ve canıyla Ebû Bekir’den daha büyük yardımı olan kimse yoktur. Eğer insanlard an dost edinseydi m, kesinlikl e Ebû Bekir’i dost edinirdim . Lakin İslam dostluğu daha efdaldir. Artık mescittek i evinizden açılan ara kapılarının hepsini kapatın, sadece Ebû Bekir’in kî kalsın.»
Hadisi Buharî naklediyo r. [12]
Zeyd b. Üneyse, Amr b. Murra, Abdullah b. el Haris isnadıyla Cündüp (r.a.)’m kendisine Nebî (s.a.v)’i vefatından beş gün önce şöyle buyururke n duyduğunu anlatıyor:
« Aranızdan bana kardeş ve arkadaş olanlar olmuştur. Ben her dosta dostluğu sebibyle iyi niyet taşırım. Eğer dost edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i dost tutardım. Şüphesiz Rab-b’îm beni de ibrahim (a.s.)’ı dost edindiği gibi dost edinmiştir. Sizden önceki milletler den bir kısmı peygamber lerinin ve sa-lih kimseleri n kabirleri ni mescit edip çıktılar. Siz sakın kabirleri mescit etmeyin. Zira ben sizi bundan men ediyorum.»
Hadisi Müsljm naklediyo r. [13]
Müemmel b. İsmail, Nâff b. Ömer, İbni Ebî Müleyke isnadıyla Hz. Âişe (r.a.)’dan şöyle dediğini anlatır:
-Vefat ettiği bu son hastalığı esnasında Hz. Rasûlüllah bayılmış idi. Ayılınca:
«Bana Ebû Bekir’i çağır! Ona bir mektup yazayım da Ebû Bekir’in halifeliği hususunda kimse tamah etmeye kalkmasın, hiç kimse de şu olaydı bu olaydı diye temenni etmesin.» buyurdu. Bir müddet sonra da «Zaten buna Allah da Müminler de fırsat vermez.» buyurdu. Bunu üç kere tekrarladı.
Hz. Âişe devamla der ki: Gerçekten Allah (c.c.) sadece babama bu fırsatı verdi. [14]
Ebû Hatem der ki: Bize Yesera b. Safvan, Nâfî yoluyla bu haberi İbni Ebî Müleyke’den mürsel olarak (Hz. Âişe’yi atlayarak) rivayet etti. Mürsel olması doğruya daha yakındır. [15]
İkrime, İbni Abbas (r.a.)’tan naklediyo r:
-Rasûlüllah (s.a.v) vefat ettiği son hastalığında başını siyah bir sargıyla sarmış, omuzuna bir battaniye sarınmış olarak evinden çıkıp mescide geldi, mimbere oturdu ve Ensar’a tavsiyele rde bulundu. İşte Nebi (s.a.v)’in yaptığı son celse bu olmuştu.
Hadisi Buharı rivayet ediyor. [16]
Süfyan b. Uyeyne anlatıyor: Süleyman’ı Saîd b. Cübeyr’ den şöyle anlatırken duydum: İbni Abbas (r.a.) bir gün; “Ah şu perşembe günü ah, ne perşembeydi o.” dedi ve ağlamaya başladı. O kadar ağladı ki. göz yaşları yerdeki çakılları ıslattı. Ben: “Yâ İbni Abbas! Perşembe günü ne?” dedim. O da “O gün Hz. Rasûlüllah (s.a.v)’in ağrılarının iyice arttığı gün perşembeydi. Yanındakilere:
«Haydi bir şeyler getirin de, size benden sonra asla dalalete düşmeyeceğiniz bir mektup yazayım.» buyurdu. (Bu kadar ağır hasta halinde Rasülüllah (s.a.v)’i bir de bu mektupla yormayalım) diye yanındakiler birbiri ile çekişmeye başladı. Halbuki bir peygamber in yanında çekişmek hiç de yakışık almayan bir şeydi. Oradakile r (birbirine) : “Efendimiz’in durumu ne, esas mı yoksa sayıkladı mı? Haydi bir daha soralım!” diyerek Nebî (s.a.v)’in yanına varıp bunu bir daha tekrarlam asını arzuladılar. Lakin Hz. Rasülüllah (s.a.v) bu kere onlara:
«Beni rahat bırakın! Benim şu anda içinde bulunduğum halim sizin benden istediğinizden daha hayırlıdır.» buyurdu. İbni Abbas devamla der ki:
Rasülüllah vefatı esnasında Ashaba üç şey tavsiye etti ve buyurdu ki:
1- Müşrikleri Arap yarım adasından çıkartın.
2- Gelen elçilere benim yaptığım tarzda siz de hediyeler verin.» İbni Abbas der ki. Üçüncüsünü söylemedi, veya söyledi de ben unuttum.
Hadis müttefekun aleyhtir.  [17]
Zühri de Ubeydulla h b. Abdillah’tan İbni Abbas (r.a.)’m şöyle dediğini anlatır:
-Rasûlü Ekrem (s.a.v) Efendimiz e ölüm vakti gelip çattığında evde aralarında Ömer’in de bulunduğu bir grup As-hab vardı. Nebî (s.a.v) onlara seslenere k:
«Haydi bana yazacak bir şeyler getirin. Size bir mektup yazıp bırakayım ki, ondan sonra ebediyyen sapitmaya sınız.»
buyurdu. Ömer (r.a.) da dedi ki: Şimdi Rasülüllah (s.a.v)’in ağrıları çok şiddetlenmiştir. Allah’ın kitabı bize yeter.” dedi. Bu sebeple evde bulunan Ashab görüş ayrılığına düşüp çekiş meye başladılar. Kimisi “Haydi Rasülüllah’a kağıtla kalem getirelim de yazsın yazacağını.” derken kimisi de. “Ömer (r.a.) ‘m dediği şeyleri savundula r. Bu tür lakırdı ve ihtilafı Efendimiz’in huzurunda iyice artırınca Allah Rasûlü onlara; «haydi kalkın» emrini verdi.
İbni Abbas bunu hatırlayınca şöyle derdi: Aralarında ihtilaf edip de lakırdı çıkarmaları sebebiyle Rasülüllah (s.a.v) ile kendileri ne bu mektubu yazıvermesi arasına engel koymaları gerçekten ayıpların tümüne bedel bir ayıp idi.
Hadis müttefekun aleyhtir. [18]
Ancak burada bir husus var. Ömer (r.a.) Peygamber (s.a.v) ‘in ağrılarmdaki şiddeti gördüğü için ağrıların biraz dinmesini arzu etmişti. Çünkü Ömer de kesin biliyordu ki. Allah (c.c.) dinini ikmal etmiş idi. Eğer böyle bir mektubun vasiyet olarak yazılması dini bir vesile olsaydı, Peygamber (s.a.v) hafiflediği zaman onu mutlaka yazardı, öylece birakiver mezdi.
Yûnus b. Bükeyr, Zührî aracılığıyla Hamza b. Abdillah’tan babasının şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlü Ekrem’in sancıları artınca:
«Ebû Bekir’e emredin de cemaate
namazı kıldırsın.» buyurdu. Hz. Âişe de: “Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir çok yufka yürekli birisi. Eğer senin mihraptak i yerine geçecek olursa ağladığından dolayı sesini cemaate duyura-maz.” dedi. Efendimiz yine: «Ebû Bekir’e söyleyin de cemaata namazı kıldırsın.» buyurdu. Hz. Âişe de önceki sözünü tekrarladı. Bunun üzeTine Peygamber (s.a.v):
«Yusuf’u şaşırtmaya kalkanlar siz değil misiniz? Ebû Bekir’e söyleyin, cemaata namazı kıldırsın.» buyurdu.
Hadisi Buharı rivayet etmiştir. [19]
„ Muhammed b. İshak, Zührî, Ubeydulla h b. Abdillah, İbni Abbas (r.a.) isnadıyla annesi Ümmül Fadl (r.a.)’m şöyle dediğini rivayet eder:
-Rasûlüllah o son hastalığı esnasında başı sarılı olarak evinden mescide çıktı ve bize akşam namazını kıldırdı. O arada “Ve’l Mürselâti” artık bundan sonra Allah’a kavuşana kadar bir daha (mescitte) namaz kılmadı. Yani insanlara namaz kıldırmadı.
Hadisin isnadı hasendir. [20]
Bu haberi Ukayl de Zührî’den nakleder. Onun lafzı «Ben Rasûlüllah’ı (s.a.v) akşam namazında “VelMürselati”‘yi okurken işittim. Ondan sonra bize artık namaz kıldırmadı.» şekündedir. [21]
Mûsâ b. Ebî Âişe, Ubeydulla h b. Abdillah’m “Hz. Âişe bana şöyle anlattı.” dediğini nakleder:
-Rasûlüllah (s.a.v) ağırlaşmca «Cemaat namazı kıldı mı?» diye sordu. Biz, “Hayır! Onlar
seni bekliyorl ar.” dedik. Efendimiz de:
«Bana tekneye su koyun» Suyu koyduk. EfencLimi z” gusletti. Sonra mescide geçmek için yürüdü, ama baygınlık geldi. Sonra ay ildi ve: «Cemaat namazını kıldı mı?” diye sordu. Biz yine, “Hayır! Seni bekliyorl ar, ya Rasûlallah!” dedik. «Bana tekneye bir su koyun.» buyurdu. Biz dediğini yaptık. Abdestlen ip mescide geçmek için yürüdü ama yine bayıldı. Sonra ayıhp, «insanlar namazı kıldı mı?» buyurdu. “Hayır! Seni bekliyorl ar! ” dedik. Gerçekten insanlar mescitte oturmuş, Allah Rasûlü’nü yatsı namazına gelecek diye bekliyorl ardı. Rasûlüllah (s.a.v): Hz. Ebû Bekir’e, cemaate namaz kıldırsın, diye haber saldı. Elçi durumu Ebû Bekir’e iletti. Ebû Bekir (r.a.) çok yufka yürekli biri idi. Ömer’e, “Ya Ömer! İnsanlara sen imam ol.” dedi. O da, “Sen buna benden daha layıksın.” dedi. O günlerde cemaate namazı Ebû Bekir kıldırdı. Daha sonra Allah Rasûlü kendisind e bir hafiflik hissetti. Birisi Abbas, iki kişinin kolları arasında mescide öğle için girdi. O esnada, Ebû Bekir cemaata imamlık ediyordu. Ebû Bekir, Rasûlüllah’m geldiğini anlayınca geri geri çekilmeye başladı. Rasûlüllah (s.a.v) de ona yerinde durmasını işaret etti. Efendimiz Abbas ile yanındaki (Ali)’ye: «Beni onun yanıbaşına oturtun.» buyurdu. Onlar da Ebû Bekir’in yanıbaşma oturttula r. Ebû Bekir (r.a.) ayakta Rasûlüllah’m namazı ile kılmaya başladı. İnsanlar da Ebû Bekir’in kıldığına uyarak kılıyorlardı. Peygamber (s.a.v) ise oturuyord u.
Ubeydulla h der ki: Bu hadisi İbni Abbas’a okudum. Bir harfini bile inkar etmedi.
Bu. müttefekun aleyh bir hadistir. [22]
Keza bu hadisi Esved b. Yezîd ile yeğeni olan Urve de. «Ebû Bekir bu namazını Rasûlüllah’m namazına bağlı olarak kıldı.» şeklinde nakleder.
Yine Erkam b. Şürahbil de İbni Abbas’tan naklettiği gibi başkalarıda bunu rivayet etmişlerdir. [23]
Efendimiz’in Ebû Bekir’in arkasında namaz kılışına gelince: Şu’be. Nuaym b. Ebî Hind. Ebû Vâil. Mesrûk isnadıyla Hz. Âişe’nin şöyle dediğini rivayet eder:
-Rasûlüllah (s.a.v) vefat ettiği hastalığında Ebû Bekir’in arkasında oturarak namaz kıldı. [24]
Şuvbe  de  Avmeş.   İbrahim.   Esved  isnadıyla Hz.  Âişe’den
(r.a.); “Rasûlüllah (s.a.v) Ebû Bekir’in arkasında namaz kıldi.” dediğini nakleder. [25]
Hüşeym ile Muhammed b. Ca’fer b. Ebî Kesir (metin Hü şeym’indir) Humeyd aracılığı ile Enes (r.a.)’tan. Nebi (s.a.v) mescide çıktığında Ebû Bekir’in yanıbaşma oturdu. İki ucu bir birine geçmiş bir bürde içinde idi. Ebû Bekir’in namazı gibi kıldı, diye nakleder. [26]
Saîd b. Ebî Meryem. Yahya b. Eyyûb. Humeyd et Tavîl. Sabit isnadıyla Enes (r.a.)’m kendisine (Humeyd’e) şunları anlattığını söyler: Nebi (s.a.v) tek parça bir elbise olan ve iki ucu birbirine geçmeli bir bürde içerisinde Ebû Bekir’in arkasında namaz kıldı. Kalkmak isteyince: «Bana Üsame b. Zeyd’i çağırın!» buyurdu. Üsame gelince Efendimiz sırtını onun göğsüne yasladı. İşte onun mescitte kıldığı son namazı bu oldu. Bu hadisi Süleyman b. Bilal de “Sabit elBünânî”kelimesi fazlahğıyla nakleder. [27]
Bu hadis Efendimiz’in bu namazının Sabah namazı olduğunu gösteriyor. Zira kıldığı son namaz oluyor ki, bitiminde Üsame’ yi çağırmış oluyor ve ona yapacağı sefer hakkında tavsiyele rde bulunuyor ki, bunları Meğazî yazarları bahsederl er. İşte bu Ebû Bekir’in imam olduğu namaz değildir. O ise cumartesi veya pazar gününün Öğle namazı idi. İşte bu duruma göre bu iki ayrı namazdaki (var sanılan) ihtilaf giderilmiş ve söz birliği temin edilmiş olur. İmam el Hafız Ebû Bekir el Beyhaki de bu konuda geniş izah yapmıştır. [28]
Mûsâ b. Ukbe anlatıyor:
-Rasûlüllah Safer ayında hastalandı ve son derece sancısı arttı. Günlerce hanımları başında toplanıp onu tedavi etmeye., uğraştılar. O bu halinde bile iyice bitkinleşene kadar namazlara devam etti. Bir gün müezzin geldi ve namaz vakti girdiğini bildirdi. O da doğrulmaya çalıştı ama bitkinlik ten dikile-medi. Müezzine: «Ebû Bekir’e git, söyle de namazı kıldırsın.» buyurdu. Bunun üzerine Hz. Âişe (r.a.) da: “Ebû Bekir yufka yürekli bir adam. Eğer senin makamına geçecek olursa ağlar. Ömer’e söyle de o kıldırsın.” dediyse de. yine (s.a.v): «Ebû Bekir’e söyleyin.» buyurdu. Hz. Âişe de aynı sözünü tekrarladı. Bunun üzerine (s.a.v): «Sizler Yusuf’un (a.s.) basma iş açan kadınlarsınız.» buyurdu.
Artık Ebû Bekir (r.a.) rabîül evvel ayının pazartesi gecesine kadar imam olmaya devam etti. O gün Rasûlüllah’m ağrıları dindi ve kendine geldi. Fazl ile Sevban denen bir çocuğa dayanarak sabah namazına mescide çıktı. Rasûlüllah ikisi arasındaydı. Cemaat, Ebû Bekir ile birlikte sabah namazının secdesini yapıyorlardı. Efendimiz geride ayakta duruyordu . Rasûlüllah’a safları açıyorlardı. O da yararak aralarından geçip ta Ebû Bekir’in yanıbaşma durdu. Ebû Bekir geri çekilmek istedi. Ama Rasûlü Ekrem onun elbisesin den tutup onu mihraptak i yerine geçirdi, her ikisi yanyana saf oldular. Rasûlüllah oturuyor,  Ebû Bekir ayakta okuyordu. Ebû Bekir okumasını bitirince Rasûlüllah (s.a.v) kalktı ve onunla birlikte son rek’atm rukusunu yaptı. Sonra Ebû Bekir et Tahiyyatu oturuşunu cemaatla birlikte yaptı. Selam verince Rasûlüllah (s.a.v) de kendi kalan rekatını tamamladı, sonra namazdan ayrılıp mescittek i sütunlardan birine yaslandı. Mescidin o gün damı hurma dalı ve yaprağı ile kapatılmış olup üzerinde fazla çamur yoktu. Yağmur yağınca mescit çamurla dolardı. Mescit o zaman sanki bir çardak gibi idi. Üsâme de Gazve’ye çıkmak için hazırlıklarını yapmıştı. [29]
Usame hareket için Medine dışındaki Cüruf mevkine gidip, Rasûlüllah (s.a.v)’in hastalığı sebebiyle bu günleri orada geçirdi. Efendimiz, onu ekserisi Muhacirle rden oluşan orduya komutan yapmıştı. Aralarında Ömer (r.a.) da vardı. Rasûlüllah onlara Mute ve Filistin taraflarına hücum emri vermişti. Zira Zeyd b. Harise, Ca’fer b. Ebî Talib ve Abdullah b.
Ravaha orada şehit olmuşlardı. Rasûlüllah o sütuna yaslanınca Müslümanlar etrafını sarıp selam vererek afiyet dilediler . Rasûlüllah Üsame’yi çağırıp, «Haydi, Allah’ın bereketiy le yola çık! Allah yardımcın olsun, afiyet versin. Sonra sana emrettiğim şekilede hücum et.» buyurdu. Üsame de, “Ya Rasûlallah! Bugün seni biraz daha açılmış gördük. Umarım ki, Allah sana şifa verecek. Müsaade etseniz de, Allah sana şifa verene kadar burada kalsam. Zira sen bu haldeyken gidersem içimde bir yara ile yola gideceğim. Senin halini insanlara sormak istemiyor um.” dedi. Efendimiz ona cevap vermedi. Sonra (s.a.v) kalkıp Hz. Âişe’nin odasına gitti. Ebû Bekir de gelip kızının yanma girerek “Rasûlüllah bugün bayağı kendine gelmiş, u-marım ki, Allah ona şifa verecek.” deyip sonra da Sinah mahallesi nde bulunan hanımı Habibe bn. Harice’nin yanma gitti. Efendimiz in hanımları da Hz. Âişe’nin evinde toplandı. Bir pazartesi günüydü. Rasûlüllah’m ağrısı birden çok şiddetlendi. Hanımları başına toplandı. Artık ölüme doğru gidiyordu . Baygın bir halde o gün gün battı. Bir ara gözlerini açtı ve gözlerini semaya doğru dikerek «Refîk-i A’la’da, (En büyük dostun katında) Allah’ın kendileri ne irfam ve ihsanda bulunduğu peygamber ler, sıddîklar şehitler ve salihlerl e beraber.. . ne güzel arkadaş!» buyurdu. Denildiğine göre bunu her ayılısında defalarca söyledi. Hanımlarının dediğine göre o esnada melek Efendimiz e gelip, “Dünya ile Cennet arasındaki tercihini bildirmiş, o da Cennet ve Allah katında olanları tercih etmişti. Durumu ağırlaşırıma Fatıma (r.a.) Ali (r.a.)’a, Hafsa (r.a.) Ömer (r.a.)’a, diğerleri de yakınlarına haber saldılar, ama onlar gelmeden, Hz. Âişe’nin nöbet gününde Pazartesi gecesi, Rebîül Evvel ayının hilalinde Hz. Âişe’nin kucağında vefat etti. [30]

[1] İbni Hitanı Sire. 4/247: Bevhakî Delâil 2 : İbni Sa’d 2/204: Taberî Tarih 3/188; Ensâbül Eşraf i/544: Müsned 3/489: Hakim Müsîedrek 3/56: Buharı Tarih-i Kebir 9/74: Ebû Nuaynı Ilılye 2/27: Ncsâi   1/37
[2] Tavus sahahî değikiir. Haber mürseldir. Bak Abdiirrez zak Musannef I i/99 h.no. 2U034.
[3] Buharı Menâfcib 62/12 hndis no.3623. 3624. İsfi’zan 6285: Müslim FdZffilüs Sahabe 2450 (99): Tirmizî Menakib 3871. 3964; EK) Dâvûd 5217: Müsned 6/282. .Aynı haberi Mlisned’de İbni Abbas’tan Kur’an’in arzı ile İlgili olarak 4/299. 3O3’te yer alır. Tahavî MÜşkil 1/48. 49: Beyhakî Delâü 7/155. 165; Ebû Nüaym Hılye 2/40: Ebû Va’ln  J2/6745. 6755: İbni M;kv   1621: Hılye 2/39.
[4] Müslim Fazailüs Sahabe 2450 (97): Ebû Va’la 6755.
[5] Abdürrezzak  Musannef 20646;   Müsned   1/217,   449;  Taberanî   10/82;  Tarihi İsfahan 2/32; Daramî 1/37.
[6] Buharî Ahkam 93/51; Merzâ vet Tıb 75/16; İbni Sa’d 2/225, 226; Belazurî Ensâbül Eşraf 1/541; Müsned 6/228; Darimi 1/3S; İbni Mâce 1465; Darakutnî 2/74; Beyhakî Süneni Kübra 3/396, 378; Beğavî Sünne 5/220; Ebû Nüaym Hılye 2/185; Ebû Yala Müsned 8/4579.
 [7] İbni Hişam 4/259; İbni Ebî Şeybe 14/560 h.no. 18S85; İbni SaM 2/232; Ab-dürrezzak Musannef 5/429; Beyhakî Delâil 2/723; Taberî 3/188, 195; Müsned 6/274.
[8] Buharı Meğazî G4/83; Müsned 6/18; Daramî   /32, 33. Daha önce de geçmişti.
[9] Buharı Vudu 4/45, Tıb 76/22, Meğazi Süneni Kübra 1/31, 6/246; Beyhaki Delail 7/174; Ebu Nüaym Delail 113, Hılye 3/343, 430, 4/3107, 7/315; Müslim Fazailüs Sahabe (1) 2, 3, 4, 5, 7, Tirmizi 3659; İbni Mace 93; Müsned 1/377, 433, 439, 463, 6/151, 228; Taberani 3/278, 10/129, 11/119; Humeydi 113; Tahavi Müşkil 1/441; Tatib Tarih 3/134, 13/63 Ebu Avane 1/1401; İbni Ebı Asım Süne 2/577, 627.
[10] Buharı /80; Fazailüs Ashabın Nebi 62/3; İbni Ebî Şeybe 14/559; AbdÜrrez-zak Musannnef 5/431 no. 9754; Tirmizî 3735; Müsned 2/26; 3/18, 91; Tabe-ranî 19/242; İbni Savd 2/227; Beyhakî Delâil 7/174.
[11] Tirmizî Menakıb 3739; Beyhakî Delâil 7/175.
[12] Buharî Salat S/SO; Müslim 2382; Müsned 1/270; Taberî Tarih 3/190; BelazÛ rî Ensab 1/547; Beyhakî Delâil 7/176.
[13] Müslim Mesacid 532; Ebû Avâne Müsned 1/401; Beyhakî Delâil 7/176.
[14] Müsned 6/106; Hakim 3/S2, 83; İbni Sa’d 2/206, 225.
[15] İbni Sa’d bu mürsel rivayeti Mûsâ b. Dâvûd, Nafî b. Ömer el Cümehî, İbni Ebî Müleyke isnadıyla verir 2/225.
[16] Buharı Menakibül Ensar 63/11; Müsned 1/233; Beyhakî Delâil 7/177
[17] Buhari Meğazî 64/83, Cizye 57/6: Müslim Vasıyyet 1637: Taberî Tarih 3/193: Müsned 1/222: Beyhakî Delâil 7/181; Beyfekî Süneni Kübrâ 9/207: AbJürı-ezzak 9992: Taberanî Kebîr 11/36: Hbû Nüaym Hilye 5/25.
[18] Buharı îliırı 3/39. Menakıb 64/S3. İ’tisam 96/26: Müslim Vasjyyel 1637 (22): Müsned 222. 293. 355: Beiazûri Ensâbül Eşraf 1/562 no. 11-il; Beyhakî Delâil 7/183.
[19] Buharı Ezan 10/46; İbni Mâce 1232; Müsned 1/356, 5/361, 6/210, 34, 94; İbni SaM 2/217, 219, 224, 225; Taberî Tarih 3/197′ Belazûrî 1/354; Beyhakî Delâil 7/1S6.
[20] Tirmizî Salat 207; Müsned 3/91; Belazûrî Ensâb 1/531; Beyhakî Delâil 7/189.
[21] Buharı Megazî 64/S3 h.no.4429; Nesâî Müctebâ 2/168; Daramı Salat bab no. 64; Müsned 6/338; Beyhakî Delâil a.g.y
[22] Buharı Hibe 51/14: Müslim Salar 418: Nesâî Mücteba 2/S4; Daramı Salat 1/287: Müsned 2/52, 6/251: İbni Sa\l 2/218: Beyhakî Delâil 7/İ90; Beyhakî Süneni Kübra 1/123, S/151: Ebû Avfine 2/111; İbni Ebî Şeybe 1/198, 2/332, 14/560; İbni Hıızeyme Sahih 257; İbni Hibban fMevarid)  109.
[23] Beyhakî Delâil 7/191.
[24] Müsned 6/159; Beîazûıi Ensabül Eşraf 1/555; Beyhakî Delâil a.g.y
[25] Taberî Tarih 3/197; Beyhakî Delâil 7/192.
[26] Ensabül Eşraf 1/556; Beyhakî Delâil  7/192.
[27] Müsned 3/243; Beyhakî Delâil 7/J92.   
[28] Beyhakî Delâil 7/194.
[29] İbni SaM (bir kısmı) 2/239, 220; Beyhakî Delâil 7/199, 200; İbni Abdil Berr Ed Dürer 269; hadisin bölümleri çeşitli kaynaklar da geçer. Mesela bak:
Buharî 10/46; Müsned 1/209, 356, 4/412, 5/361, 6/34, 96, 159, 202, 229, 270; Nesâî 2/99; İbni Mâce 1232, 1234; fbni Ebî Şeybe 2/329; İbni Huzeyme 1616; Abdürrezzak 9754; Beyhakî Süneni Kübra 2/250, 3/78, 81, S/152; İbni Hibban (Mevarid) 367, 2174; Ebû Avâne 2/114, 120; Ebû Hanife Müsned 52; Tirmizî Şemail 207; Tenıhîd 6/145; Tahavî Şerhu Meânî 1/406; Hatib Tarih 9/187; Darakutnî 1/398; Muvatta 170: İbni Ebî Âsim Sünne 2/557; Daramı 1/39.
[30] Bu bölümü Zehebî atladığı için Beyhakî’nin Delâil’inden tamamladım.
İmam Zehebi, Tarihü’l-İslam, Cantaş Yayınları: 2/297-313

Bir Yanıt to “Efendimizin(S.A.V) Son Hastalıkları”

  1. jwıuw Says:

    cok kısa

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: