EFENDİMİZİN VEFATI

Eyyûb es Sahtiyanı, İbni Ebî Müleyke’den Hz. Âişe’nin şu sözlerini nakleder:
-Allah Rasûlü benim evimde, nevbet sırası bende iken, başı gerdanımla boynum arasında olarak vefat etti. Nebi (s.a.v) hastalandığında Cebrail gelip ona korunma duası okurdu. Ben de o duayı yapmaya koyuldum. O esnada Allah Rasûlü gözlerini semaya dikerek:
«Re’fikı Â’lâ da, Rafîk-ı Aılâ da» dediler. Kardeşim Abdürrahman b. Ebî Bekir o esnada içeri girdi. Elinde yaş bir hurma çubuğu vardı. Efendimiz bu çubuğa baktı. Ben ona ihtiyacı var sandım, çubuğu alıp tozunu silkeledi m ve Efendimiz’e verdim. Onun (ucuyla) dişlerini güzelce bir misvakladı. Sonra onu bana uzatmaya çalıştı ama dal elinden düştü. (Sonra aynı yer ile ben de misvaklan dım. Böylece) Allah (c.c.) onun dünyadaki son gününde ağzının suyu ile benim ağzımın suyunu birleştirdi.
Buharı bu şekilde rivayet eder. [1]


Lakin ravi İbni Ebi Müleyke bunu bizzat Hz. Âişe’den duymamıştır. Çünkü îsa b. Yunus der ki: Bize Amr b. Saîd b. Ebî Huseyn anlattı ki. İbni Ebî Müleyke ona. “Bana Âişe’nin kölesi Zekvan Hz. Âişe (r.a.)’m şöyle dediğini anlattı, diye haber vermiş:
-Allah’ın bana verdiği nimetlerd endir ki. Nebî (s.a.v) benim evimde, benim nevbetimd e, benim kucağımda iken vefat etmiş,, Allah benimle onun ağzının sularını onun ölümü esnasında birleştirmiştir. Kardeşim elinde (hurma çubuğundan yapılma) bir misvakla yanıma geldi. Ben Rasûlü Ekrem’i gök-süme yaslamıştım. Baktım ki. misvağa bakıyor. Onun bunu istediğini anladım. Onu çok severdi. “Misvağım alıvereyim mi?” diye sordum. Başıyla “evet” diye işaret etti. Ben de mis-vağı alıp iyice yumuşattım. Onu ağzına aldı. Efendimiz’in önünde içi su dolu bir kap veya cezve vardı. Suya elini sokup onunla yüzünü silmeye başladı. Sonra da:
«La ilahe illallah! Şüphesiz ölümün sekreleri (insanın aklını alan acıları) vardır.» buyurdu. Sonra sağ şahadet parmağını dikerek:
«Refîk-ı A’lâ da, Refîk-ı A’lâ da» diye vefat edene kadar eli ile de işaret ederek söylemeye devam etti.
Hadisi Buharı rivayet eder. [2]
Hammad b. Zeyd, Sabit yoluyla Enes’ten (r.a.) naklediyo r:
-Nebî (s.a.v) Efendimiz vefat ettiğinde Fatıma (r.a.)’a ağlıyor ve: “Ey Rabb’ine bu kadar yakın olan babacığım! Babacığım. Firdevs Cennet’i durağın olsun. Ölüm haberini Cebrail’ den aldığımız babacığım. Kendini çağıran Rabb’inin çağrısına giden babacığım.” diyordu. Sonra Fatıma (r.a.) bana: “Ya Enes! Rasûlü Ekrem’in üzerine toprak atmaya gönlünüz nasıl razı oluyor!” dedi.
Hadisi Buharî rivayet ediyor. [3]
Yûnus b. Bükeyr, İbni İshak, Yahya b. Abbad, babası Ab-bad isnadıyla Hz. Âişe’nin (r.a.) şöyle dediğini rivayet eder:
-Rasûlüllah (s.a.v) benim kucağımla boynum arasında, benim evimde, benim nevbetimd e vefat etmişti. Bu konuda kimseye zulmedeme m. Benim yaşımın küçüklüğü ve görüşümün azlığından olacak, Rasûlüllah (s.a.v) benim kucağımda vefat etmişti. Ben de bir yastık alarak onu başının altına koyup kucağımdan indirmişim. Sonra diğer hanımlarla birlikte ağlamaya ve dövünmeye başladım. [4]
Merhum b. Abdül Aziz el Attar, Ebû İmran el Cevnî, Yezîd b. Bâbenûs isnadıyla anlatır ki, Yezîd Âişe (r.a.)’m yanma gelmişti. Âişe ona şunları anlatmış:
-Rasûlüllah (s.a.v) ne zaman evime uğrasa gözlerimi aydın eden bir söz söylerdi. Bu kere uğramış ama bir şey dememiş idi. Ben de başımı sarıp yatağıma yattım. Rasûlüllah (s.a.v) bana uğradığında “Nen var?” dedi. “Başım ağrıyor” dedim. O da “Senin değil benim başım ağrıyor. Başından şikayeti olan benim” buyurdu. İşte bu hadise ce’reyan ederken, meğer Cebrail Efendimiz’e ruhunun alınacağını bildirmiş imiş Böylece bir kaç gün daha geçti. Bir gün dört kişinin taşıdığı bir çarş afa konulmuş olarak getirildi ve benim evime konuldu. Efendimiz bana “Ya Aişe! Hanımların hepsine haber sal da gelsinler .” buyurdu. Onlar gelince:
«Artık sizlere gidip gelmeye takatim yok. Bana izin verinde, Âişe’nin evinde kalayım.» buyurdu. Onlar da “olur” dediler. Baktım ki, yüzü kıpkırmızı olmuş, terler boşanıyordu. Daha önce ölürken birini hiç görmemiştim. «Beni oturumuma getir.» buyurdu. Ben onu kendime yasladım, elimi başı üzerine koydum. Başını çevirdi. Ben de elimi çektim. Sandım ki, E-fendimiz benim başıma dokunmak istiyor. Birden ağzından buz gibi şeffaf bir su benim boynuma (veya göğsüme) düştü, sonra oradan da yatağa düştü. Ben de onu bir elbiseyle örttüm. Daha Önce hiç ölü görmemiştim. Ölümü başkasında tanıyordum. O arada Ömer gelip girmek için izin istedi. Beraberin de Muğîre b. Şu’be (r.a.) de vardı. Ben de, her ikisine izin verdim ve perdeyi gerdim. Ömer (r.a.) “Ya Âişe! Peygamber in nesi var?” dedi. Ben de “Bir saatten beri baygınlık geçiriyor.” dedim. Ömer de (s.a.v)’in yüzünü açtı ve “Aman ne acın! İşte bu gamın ta kendisidi r” deyip tekrar yüzünü örttü. Muğire ise hiç ses çıkarmamıştı. Ömer kapının eşiğine varınca Muğire, “Ya Ömer! Rasûlüllah ölmüş! dedi. Ömer de, “Yalan söylüyorsun, Rasûlüllah (s.a.v) ölmedi. Münafıklarla harbi ilana kadar da ölmeyecek, ama seni fitne tahrik ediyor da ondan böyle konuşuyorsun.” dedi.
Derken Ebû Bekir (r.a.) gelip, “Rasûlüllah’m nesi var.?” diye sordu. “Bayıldı.” dedim. O da yüzünü açtı ve azmi (s.a.v)’ in gözleri arasına koydu, elini de onun sudağına (gözüyle kulağı arasına) koydu. Sonra da: “Vay Allah’ın peygamber i, vay onun seçtiği, vay onun dostu!” diye feryad edip ardından da Allah ve Rasûl’üne doğru söyledi:
«Sen de mutlaka öleceksin, onlar da öleceklerdir.» (Zü-mer 30)
«Senden önce de hiçbir insana (dünyada) ebediyyet vermedik. Sen ölmüş olduğun takdirde onlar ebedimi kalacakla r.» (Enbiya 34)
«Her canlı ölümü tadacaktır.» (Ali İmran 185), ayetlerin i okuyup yüzünü kapayıp, Ashab’m yanma giderek:
“Ey insanlar! İçinizde Rasûlüllah ile anlaşması olan var mı?” dedi. “Hayır” dediler. “Kim Allah’a tapıyorsa (korkmasın) Allah ölmez olan diridir. Ama Muhammed (a.s.)’a tapanınız varsa bilsin ki, artık Muhammed ölmüştür.” deyip «Sen de öleceksin, onlar da ölecekler.» ayetini okudu. Ömer ona “Bu Allah’ın kitabında var mı, ya Ebâ Bekir ?” deyince, “evet” dedi. Ömer de, “İşte şu Ebû Bekir Rasûlüllah’m mağara arkadaşı ayetteki «ikinin ikincisi» odur. Haydi ona biat edin dedi. O zaman ona biat ettiler. [5]
Bu hadisi Muhammed b. Ebî Bekir el Mukaddemi de ondan naklettiği gibi İmam Ahmed de Müsned’inde Behz b. Esed, Hammad b. Seleme, Ebû İmran el Cevnî isnadıyla haberin tümünü bu manada nakleder.
Ukayl, Zührî yoluyla Ebû Seleme’den naklediyo r:
-Bana Âişe (r.a.) haber verdi ki, Ebû Bekir (r.a.) Sunuh denen yerdeki evinden atma binerek geldi. Attan inip mescide girdi ama kimseyle konuşmadan evime geçti. Doğruca Rasûlüllah’m yanına geldi. Efendimiz Yemen işi çizgili bir kumaş ile örtülüydü. Yüzünü açtı. Sonra eğilip onu öptü, ardından da: “Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah. Vallahi, Allah (c.c.) sende iki ölümü birleştirm’eyecek. Sana yazılmış olan ölümüne gelince, işte artık sen öldün.” dedi. [6]
Aynı haberi Ebû Seleme, İbni Abbas (r.a.)’tan şöyle nakleder: Ebû Bekir (r.a.) tekrar mescide geldiğinde Ömer (r.a.) Ashab’a konuşuyordu. Hz. Ebû Bekir “Otur ya Ömer!” dedi. Ömer oturmadı. Yine “Otur!” dedi. Ömer yine reddetti. Bu kere Ebû Bekir (r.a.) kendisi oturdu. Ashab-ı Kiram da Ömer’i bırakıp onun etrafını aldılar. Ebû Bekir onlara hitaben “Em-ma ba’da” diyerek şu hitabı yaptı:
-İçinizden Muhammed’e (Allah diye) tapan varsa, bilsin ki, o artık ölmüştür. Kim de Allah (c.c.)’a tapıyorsa Allah kesinlikl e diridir ve asla ölmez. Allah (c.c):
«Nihayet Muhammed de peygamber lerden başka bir şey değildir. Ondan önce de, nice peygamber ler gelip geçmiş idi.
Şimdi o ölmüş ya da öldürülmüş olsa ökçeniz üzere (eski putlarınıza) geri mi döneceksiniz.» (Ali İmran 144) ayetini okudu. İnsanlar üzüntülerinden sanki de Allah’ın bu ayeti Ebû Bekir burada okuyana kadar indirdiğini bilmiyorl armış gibi bir haldeydil er. İnsanların hepsi de bu sözü kabul ettiler. Orada gördüklerimden bu ayeti okumayan hiçbir kul işitmedim. [7]
Bana Saîd b. Müseyyeb haber verdi ki, Ömer (r.a.) bu konuda demiş ki:
-Vallahi Ebû Bekir bu ayeti okuduğu anda ödüm koptu (veya Öyle dehşete kapıldım ki) nerdeyse ayaklarım beni taş ıyamaz hale geldide, hemen yere çöktüm. O, bu ayeti okuyunca Rasûlüllah’ın öldüğüne kesin kanaat getirdim.
Hadisi Buharî naklediyo r. [8]
Yezîd.b. el Hûd, Abdurrahm an b. Kasım, babası aracılığıyla Hz. Âişe’den nakleder:
-Rasûlüllah (s.a.v) benim çenemle gerdanım arasında (yani kucağımda) öldü. Artık Rasûlü Ekrem’in vefatını gördükten sonra hiçkimsenin dehşetli ve zor ölümünü çirkin görmüyorum.
Bu sahih bir hadistir. [9]
İbni Lehfa, Ebu’l Esved yoluylaUr ve’den şöyle nakleder:
-Üsame b. Zeyd (r.a.) bu esnada savaş için hazırlığını yapmış ve Cüruf mevkiinde ki kampa harp malzemele rini sevk etmişti. Efendimiz’in ağrıları sebebiyle bu süre içinde Medine’de kalmıştı. Rasûlü Ekrem (s.a.v) daha önce onu aralarında Ömer (r.a.)’m da bulunduğu ekserisi Muhacirle r’den oluşan bir orduya başkomutan tayin etmiş ve ona Mute halkı üzerine ve Filistin taraflarına, ki (Üsame’nin babası Zeyd (r.a.) orada vurulmuştu,) saldırmasını emretmiş idi. Pazartesi sabahı Rasûlüllah (s.a.v) mescidind e bir hurma kütüğünden yapılan sütunlardan birine yaslandı. Müslümanlar da selam verip, sağlık ve afiyet dileyerek etrafına toplandılar. Rasûlü Ekrem (s.a.v) Üsame’yi çağırıp:
«Haydi Allah’ın bereketi, yardımı ve afiyeti Üzerine yolunuz açık olsun.» buyurdu. Üsame, “Babam sana feda olsun ya Rasûlallah! Artık kendinize gelmiş bulunuyor sunuz. Sana Allah’ın şifa vereceğini umuyorum. İzin versen de, sen iyileşinceye kadar burada kalsam. Eğer bu vaziyette gazaya çıkacak olursam kalbimde senin durumunla ilgili bir yürek yarası olduğu halde insanların bana senden bir şey sormasından çekmiyorum.” dedi. Rasûlüllah (s.a.v) susup, ona hiçbir şey demedi. Sonra kalkıp Hz. Âişe’nin evine, gitti. O gün nöbet sırası Hz. Âişe’nindi. Bu sıra Ebû Bekir (r.a.) kızının yanma geldi ve “Artık Rasûlüllah (s.a.v) biraz kendine geldi. Allah’ın kendisine şifa vereceğini ümit ediyorum.” deyip çıktı, hayvanına binerek Sûnüh mıntıkasında oturan ailesinin yanma gitti. Ebû Bekir’in hanımı Harice b. Zeyd kızı Habibe Sûnüh’ta idi. Peygamber in yanında bulunan hanımlarından her biri de kendi evine döndü.
Hz. Rasûlüllah (s.a.v) Hz. Âişe’nin evinde tedavisin i geçirirken birden bire çok şiddetli bir sıtmaya tutuldu. Hanımları da tekrar etrafında toplandılar. Ağrıları artıyordu. Bu hal Güneş’in ortadan batıya yönelişine kadar sürdü. Herkes bayılacak sandı. Sonra Efendimiz’in gözleri semaya bakarak: «Evet, Refiki A*lâ da.» dedi.
Urve hadisi aynen yukardaki gibi anlatıp sözü şuraya getirir:
-Âişe (r.a.) Ebû Bekir’e, Hafsa (r.a.) da Ömer’e haber saldı. Hz. Fatıma da Ali (r.a.)’a haber yolladı. Ama hiçbirisi Âişe’nin nöbeti sırası pazartesi günü Efendimiz Hz. Âişe’nin kucağında ölünceye kadar, insanlar bir ağıt koparana kadar Efendi-miz’in başucunda biraraya gelemedil er. Ekserisi de Efendimiz in ölmediği kanaatind eydi. Hatta kimileri: (ayette) “Biz insanlara şahit o da bize şahitlik yapacakke n nasıl olur da Ölmüş olabilir ve insanlara görünmez. Lakin o tıpkı îsâ b. Meryem (a.s.)’da olduğu gibi canlı olarak göğe yükseltildi.” diye iddiaya girip, “O ölmüştür.” diyenleri tehdide başladılar ve kapıya kadar gelip “Sakın Rasûlüllah (s.a.v)’i defnetmey in! Zira o diridir.” diye seslendil er. Hatta Ömer (r.a.) kalkıp insanlara hitap ederek “öldü” diyenleri öldürüp kesip biçmekle korkutmay a başladı. O, “O ölmemiştir” diyerek münafıkları da tehdit etti. İnsanlar ağlayarak karma karışık bir halde Mescid-i Nebevî’yi dolduruyo rdu. Nihayet Ebû Bekir, Sûnüh’tekı evinden gelip durumu yatıştırdı. [10]
Yûnus b. Bükeyr, Ebû Maşar, Muhammed b. Kays isnadıyla Ümmü Seleme (r.a.)’dan şöyle nakleder:
-Vefat ettikleri gün elimi Nebi (s.a.v)’in göksüne koydum. Ondan sonra üzerinden bir hafta geçti, yiyip içip abdest aldım, ama elimden misk kokusu hiç çıkmadı. [11]
İbni Avn, İbrahim b. Yezîd et Teyrnî yoluyla El Esved’den naklediyo r:
-Âişe (r.a.)’a “İnsanlardan kimisi Nebi (s.a.v)’in Ali’yi halife olsun diye vasiyet etti.” diyorlar denilince, Hz. Âişe (r.a.) “Ben Efendimiz in içine işemek için bir kap istediğini bile gördüm. Onu göksüme ben yatırdım. Orada bir yanma doğru meyledere k vefat etti. Artık anlayamıyorum bu insanlar «Ali’ye vasiyet etti.» diye bir sözü nereden uyduruyor lar.” dedi.
Bu müttefekun aleyh bir hadistir. [12]

[1] Buharı Megazî 64/S3; Belazûri Ehsabül Eşraf 1/349/; MüsneJ t/11: Ti.rmizî 10S7; Abdürrezzak 9754; Beyhakî Delâil 7/206.
 [2] Buharî Meğazî 64/S3; İbni Hişam 4/259; Müsned 6/4S; Beyhakî Delâil 7/207.
 [3] Buharî Meğazî 64/S4; Müsned 3/204;  İbni Mâce Cenaiz 65; Beyhakî Delâil 7/212; İbni SaM 2/311.
 [4] Müsned  6/274;  İbni  Hişam   4/259,   26;  Taberî Tarih  3/199;  Beyhakî  Delâil 7/213.
 [5] Müsned 6/219; İbni Savd 2/261, 265; 267: Ensabül Eşraf 1/565: Beyhakî De-lâil 7/214, 215.
 [6] Müsned 6/129: İbni Sa’d 2/267.
 [7] İbni Sa’d Tabakat 2/265, 266; Müsned 6/89, 1/334; Buharî Cenaiz 23/70, Meğazî 64/83; Beyhakî Delâil 7/210.
 [8] Buharî Cenaiz 23/70, Meğazî 64/83; Nesâî Cenaiz 4/11; Müsned 6/117; Beyhakî Delâil 7/216; İbni Savd Tabakat 2/270.
 [9] Buharî Meğazî 64/83; Müsned 6/64, 77; Nesâî Cenaiz 4/6, 7.
 [10] Vakıdî Meğazî  3/1111   1120; Urve Meğazî  s222; ibni SaM 2/271; Beyhakî Delâil 7/200.
 [11] Beyhakî Delâil 7/219.
 [12] Buharı Megazî 64/83, Yasaya 55/1; Müslim Vasİyyet 1636; İbni Mâce Cenaiz 1626; Müsned 6/32; İbni SaM 2/260, 261.
İmam Zehebi, Tarihü’l-İslam, Cantaş Yayınları: 2/319-326

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: