Bedir Hezimetinin Mekke’deki Yankısı

İbni İshak anlatıyor:
Kureyşlilerin uğradığı hezimet haberini Mekke’ye ilk getiren, El-Haysumân b. Abdillah el-Huzâî olmuştu. Mekke’liler onu görünce, “Arkanda ne haber var?” dediler. O da:
– Ukbe, Şeybe, Ebû Cehil, Ümeyye, Zem’a b. el-Esved, Nübeyh, Münebbih, Ebu’l-Buhterî b. Hişâm öldürüldü, dedi.


Haysumân bu şekilde Kureyş ulularının adlarını sayarken, o sırada Kabe’deki Hıcr-ı İsmail’de oturmakta olan Safvan b. Ümeyye: “Ulan bu ne diyor, şu herifin aklı başındaysa ona “Safvân b. Ümeyye “ne yaptı ya!” diye benide sorun” dedi. Onlar da, “Peki safvan ne yaptı?” deyince o, “O işte şurada oturuyor, ama vallahi ben onun babasının ve kardeşinin öldürülüşüne şahit oldum” dedi. [18]
Rasûlüllah (s.a.v.)’ın azatlısı Ebû Rafı’ anlatıyor:
–  Ben Abbas b. Abdü’l-Muttalib’in kölesi idim. O sırada İslâm, Rasûlüllah’ın Ehl-i Beyt i arasına girmiş idi. Abbas (r.a.) İslâm’a girince ben de Müslüman oldum. Abbas (r.a.) kavminden çekindiğinden onların hilafına bir şey yapmayı uygun bulmayara k, Müslüman olduğunu gizliyord u. Hem Abbas gayet zengin olup, malları da kendi toplumu arasında çalıştırılmak üzere dağılmış durumdaydı.
Ebû Leheb, Bedir harbine katılamamıştı. Kureyş’in hezimet haberi kendisine gelince, Allah onu diz üstü düşürüp perişan etti. Biz ise kendimizd e bir güçlenme ve moral geldiğine kanî olduk. Ben zayıf birisi idim. Zemzemin çadırdan kurulu hücresinde zemzem kadehleri oymacılığı yapardım. Bir gün yanımda Ümm-ü Fazl ile oturmuş bir yandanda taştan kadeh oymakla meşgul iken Müslümanların zafer haberiyle sevindik.
Ebû Leheb kötü bir vaziyette ayaklarım sürüyerek geldi ve benim çalıştığım hücreyi kazığa bağlayan ipin üzerine oturdu. Sırtı benim sırtıma dayanmış idi. O henüz aynı şekilde otururken, birden adamlarda n birisi: “İşte Ebû Süfyan b. el-Haris b. Abdi’l Muttalib geldi” dedi. Ebû Leheb ona: “Yanıma gel hele, senin Bedir hakkında bilgin vardır” dedi. Ebû Süfyan’da gelip yanına çöktü, İnsanlar etrafım sardılar. Ebû Leheb:
– Bre kardeşim oğlu! Anlat hele insanların durumu ne? dedi. O da, “Vallahi,   biz   Müslümanlarla   karşılaşınca,   onlara   kendimizi   bağışlayarak bizi diledikle ri gibi öldürüp, esir almalarına seyirci kal-
makdan başka birşey yapmadık. Allah’a yemin ederimki ben bu sözümle adamlarımızı kınamak istemiyor um. Zira biz yer ile gök arasında doru renkli atlara binmiş bembeyaz adamlara rastladık. Vallahi hiç bir şey onlara yaklaşamıyor, hiç bir kuvvet onlara mukavemet e-demiyordu” dedi.
Ebû Rafı devamla şöyle anlattı:
– Ben hücrenin ipini elimle kaldırdım ve: “Vallahi işte onlar Melekler idi” dedim. Ebû Leheb de elini kaldırıp suratıma müthiş bir tokat attı. Bende üzerine saldırdım. Beni kaldırıp yere çarptı, üzerime çullanarak vurmaya başladı. Ben zaten zayıf birisiydi m. Yanımda bulunan Ümmü-FazI fırlayıp hücreyi dayayan payandala rdan birini kaptığı gibi Ebû Leheb’e indirdi ve kafasını derin şekilde yardı.
Ümmü Fazl. Ebû Leheb’e: “Sen onu, efendisi yok diye zayıf mı buluyorsu n!” diye bağırdı. Ebû Leheb’de perişan, hakir bir halde kalkıp gitti. Vallahi bu olaydan sonra Ebû Leheb sadece yedi gün yaşayabildi. Allah ona bir cild hastalığı olan “adese” hastalığı belası verip öldürdü. [19]
Kureyşliler bu “adese” hastalığından, Veba’dan korktukla rı gibi korkarlar dı. Hatta şöyle bir olay bile olmuştu: “Kureyşli bir adam o-ğullarına “ikinize de yazıklar olsun” Babanız evinde koktu da siz onu defnetmem ekle utanmıyormusunuz!” dedim. Onlarda “biz bu çıbanın bulaşıcı olabileceğinden korkuyoru z” dediler. Adam onlara “haydi gidin! Ben sizi gözetleyeceğim” diye yolladı.. Vallahi Onu normal yıkamayıp uzaktan üzerine su serptiler, sonra cenazeyi Mekke’nin tâ yukarı taraflarına götürüp orada bir duvara yasladılar. Sonra da adamın üzerine taş örerek gömmüş oldular. [20]
Bu hadiseyi Muhammed b. İshak’tan, Yunus b. Bükeyr bana Hüseyin b. Abdullah b. Ubeydulla h b. Abbas, -İkrime-îbni Abbas isnadıyla, “Bana Nebî (s.a.v.)’nin azatlısı Ebû Rafı anlattıki” diyerek aynı manada rivayet eder. [21]
Abdullah b. Zübeyr’in oğlu Abbâd babası İbni Zübeyr (r.a.)’den şöyle nakleder:
Kureyşliîer, öldürülen adamları için ağıt yakmaya başlamışlardı. Daha sonra kendi kendileri ne, “biz bu ağıt işini yapmayalım. Zira Muhammed ve arkadaşları bunu duyarsa pek sevinir” dediler. [22]
El-Esved b. Muttalib’de bu harbde kayba uğrayanlardan biri idi. Bedir’de üç oğlunu; Zem’a, Akıl ve Haris’i kaybetmişti. Evlatlarına ağıt yapmayı pek severdi.
“Yine ağladığı bir sırada, geceleyin ağlayan birisinin ağıt seslerini duydu. Kendi gözleri o zaman kör olmuş bulunuyor du. Kölesine, “git de bir bak; artık ağıt serbes mi edildi, Kureyşliler ölülerine ağıdamı başlamışlar? Öyleyse bende (Zem’a’nm lakabını söyleyerek) Hakîme’me ağıt yakacağım. Çünkü içim ateş kaynıyor” dedi. Köle gidip geri geldiğinde, “O, kaybettiği devesine ağlayan bir kadınmış deyince” Esved:
– Demek yiten devesine mi ağlıyor? Uykusuzlu k onun uyumasına engelmi.
Sen genç devene (Bekre) değil Bedire ağla zira ululuk pek küçüldü.
– Bedre ağla, Husays oğullarının, Mahzûnı oğullarının, Ebû’l Velîd ordusunun yiğitlerine ağla.
– Ağlayacaksan Akîl’e ağla, aslanlar aslanı Hâris’e ağla.
– Ağla onlara, bıkma onlara ağlamaktan, Acaba Ebû Hakîme’nin bir eşi var mı!
– Baksana onlardan sonra bir takım adamlar lider oldular. Bedir harbi olmasaydı onlar hiçbir zaman lider kesilemez di.” dedi. [23]
İbni İshak derki:
–  Sonra Kureyş, esirlerin i kurtarmak için fidyeleri ni yolladı. Mikraz b. Hafs, Süheyl b. Amr’ı kurtarmak için fidye ile birlikte geldi. Orada bulunan Ömer (r.a.): “Yâ Rasûlellah! Müsade et de şu Süheyl’in dişlerini sökeyim (dili sarksmda), hiç bir yerde bir daha senin aleyhine laf edemesin” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.):
“Ben ona “müsle” işkence yapamam. Zira Allah’ta bana karşılığını yapar. Kimbilir (Yâ Ömer), Süheyl bir gün senin kınamayacağın bir dereceye gelir” buyurdu. [24]
Bu zat Peygamber imizin vefatından sonra Mekke’de bulunan insanlara Hz. Ebû Bekr’in hutbesine benzer bir konuşma yapmıştı. Müslüman olduktan sonra çok iyi bir Müslüman olmuştu.
Muttaîib b. Ebî Vedâ’a, Mekke’den gizlice yola çıkıp Medine’ye gelmiş ve esir olan babası Ebû Vedâ’a’yı dörtbin dirhem fidye vererek kurtarıp, birlikte Mekke’ye döndüler. [25]

[18] İbni Hişam 2/288; Taberî 2/39; El-Kamil 2/131; Uyânü’l Eğer 1/266.
[19] Müsned 6/9; İbnü’l Cevzi el-Muntazam 3/122; İbni Hişam 2/289; Taberî 2/40; El-Eğanî 4/206; Uyûnü’I Eser 1/267; Beyh. Delail 3/145; Beyhakî “hücre” yerine “sopa” derki, bence daha isabetli.
[20] Ravdu’l Urf 3/67; Beyhakî Delâil 3/146; Taberî 2/40.
[21] Bu İmam Ahmed’in yukardaki 6/9 isnadıdır.
[22] İbni Hişam 2/289; Taberî 2/41; İbnü’l Cevzî 3/123; Zehebrnin bunu Abdullah b. Zübeyr’e izafesi bir kalem hatası olsa gerek. Zira İbnİ İshak bu haberi buradaki Abbad’ın oğlu Yah– ya’dan, o da babası Abbad b. Abdullah b. Zübeyr’den naklediyo r. Bu takdirde haber Mürsel olmuş oluyor. Zaten Abdullah b. Zübeyr (r.a.)’de Bedir’de bulunmadı, ya yeni doğdu idi. O ilk doğan Muhacir çocuğudur.
[23] Parantez arası Zehebîde yok. Biz aynı rivayet olduğu için İbni Hişam 2/290 ve Taberî 2/41fden ikmal ettik. El Muntazam 3/123.
[24] İbni Hişam 2/291; Taberî 2/41; Kadı İyaz Şîfa 1/676; İbni Ebî Şeybe 14/386; Taberî Tefsir 2/289.
[25] İmam Ahmed Müsned 5/9; İbni Hişâm 2/290; Taberî 2/41. Orada şu ilave vardır. Rasûlellah (s.a.v.) “Mekke’de bunun akıllı, tüccar bir oğlu var. Sanırım babasını kurtaraca k bir parayla gelir” buyurdu.
İmam Zehebi, Tarihü’l İslam  Meğazi 3/42-47

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: