Bedir Ganimetleri Ve Esirler

Halid et-Tahhân, Dâvûd-İkrime- İbni Abbas (r.a.) isnadıyla Nebî (s.a.v.) Efendimiz in Bedir günü:
“Kim şöyle şöyle yaparsa elde edilen ganimetlerden şunu ve şunu elde edecektir .” buyurunca gençler fırlayıp düşman içine daldılar. İhtiyarlarda sancağın bulunduğu yerden hiç ayrılmadan harbi sürdürdüler.
Sonunda Allah Müslümanlara zafer verince ihtiyarlar, “biz sizin destekçiniz olmuşuz. Bozguna uğrasaydınız bizim yanımıza kaçıp sığınacaktınız. Öyleyse elde ettiğiniz ganimetle ri toplayıp giderek, bizi burada eli boş bırakamazsınız” dediler. Gençler ise bu teklifi kabul etmeyip, “Rasûlüllah (s.a.v.) bu ganimetleri bize tahsis etmişti” dediler. İşte bunun üzerine Allah (c.c):


l- Sana savaşta (elde edilen) ganimetle r hakkında sorarlar. “Ganimetle r Allah ve Rasûlüne aittir” de. Öyleyse Allah’tan   korkun   da   aranızı   düzeltin.   Mü’nıinler  iseniz  Allah  ve Rasûlüne itaat edin.
2- Gerçek Mü’minler ancak, “Allah anıldığında yürekleri ürperen, kendileri ne Onun  âyetleri okunduğunda da îmanları artıp Rablerine tevekkül eden” kimselerd ir.
3- Onlar, namazlarını kılar ve bizim kendileri ne verdiğimiz rızıklardan infak ederler.
4- İşte hakikaten Mü’min olanlar bunlardır. Rableri katında onlara -verilmiş- dereceler, mağfiret ve bitmez bir rızık vardır.
5- Hani Rabbiyin seni Hak ile evinden çıkardığı zamanda olduğu gibi. Mü’minlerden bir kısmı (savaşmaktan) bundan hoşlanmıyordu.»
âyetlerini indirdi.
İşte İbni Abbas bunun tefsirind e; bu çıkışın kendileri ne hayırlı olacağını söylüyor ve onlara “Siz benim sözümü dinleyin. Zîra ben bunun sonucunun ne olacağını sizden iyi bilirim” anlamındadır diyordu. Bunu Ebû Dâvûd rivayet ediyor. [113]
Yine Ebû Dâvûd bu hadisten sonra aynı isnadla (daha kısa şekilde) bir hadis sevkederk i onun sonunda “Rasûlüllah o ganimeti eşit surette taksim etti” ilavesi vardır. [114]
Abdürrahman b. Ebî’z-Zinâd da Babası -Ubeydillah b. Abdillah isnadıyla Abdullah b. Abbas (r.a.)’dan, “Nebî (s.a.v.), “Zülfıkâr” adlı kılıcını Bedir harbi ganimetle rinden aldı” diye nakleder. [115]
Amr b. Yunus, İkrime b. Ammar -Ebû Zümeyl Simâk el Hanefî -İbni Abbas îsnadıyla Ömer (r.a.)’den “Bedir günü olunca” diyerek anlattığı uzun Bedir hadisini nakleder. Sonra îbni Abbas (r.a.) Ömer’den naklen derki:
Müşrikler esir edilince Rasûlüllah (s.a.v.) Ebû Bekir, Ömer ve Ali’ye:
“Şu esirler hakkında görüşünüz nedir?” [116] diye sordu. Ebû Bekir:
“Yâ Nebiyyall ah! Bunlar amca çocukları ve aynı aşiretin insanları. Bence sen onlardan fidye al. Böylece bu fidye bizim kâfirlere karşı iktisaden güçlenmemizi de sağlar. Hem belki Allah onlara İslâm’a girmeye hidayet de eder” dedi.
Rasûlü Ekrem Ömer’e, “Hattab oğlu, sen ne dersin?” deyince Ben: “Yâ Rasûlellah! Ben Ebû Bekr’in kanaatind e değilim. Bana kalırsa, sen bize bir fırsat verde bunların boyunlarını vuralım. Ali’ye imkân ver kardeşi Akîl’in boynunu vursun. Bana imkân ver akrabam falanın boynunu vurayım. Zîra bunlar küfrün imam ve liderleri dir” dedim.
Allah Rasûlü Ebû Bekr’in dediğini tutmaya arzu edip benim görüşümü tutmadı. Ertesi gün olunca Rasûlüllah’ın yanına geldiğimde baktım ki, hem Rasûlüllah (s.a.v.) hemde Ebû Bekir ağlıyorlar.
“Yâ Rasûlellah neye ağladığınızı bana da anlatsanız, ağlayacak bir şeyse bende ağlayayım, ağlayacak bir şey bulmasam da sizin ağladığınıza ağlayayım” dedim. Efendimiz’de; “arkadaşlarının şu fidye almayı arzu etmelerin e ağlıyorum. -Yakınındaki bir ağaca işaretle- onlara yapılacak azab bana şu ağaçtan daha yakın olarak gösterildi” buyurdu.
İşte Allah (c.c.) bu konuda Enfal; 67, 69’ncu âyetlerini indirip;
“Hiç bir Peygamber in yeryüzünde (küfre) ağır basmadıkça, e-sirler edinmesi (diye birşey) olmamıştır. Siz dünyanın geçici malını istiyorsu nuz, Allah ise âhireti istiyor. Allah azîz ve hakimdir. Eğer Allah’tan -af hususunda ezelde- bir kitab (yazılmış, hükmü belirlenm iş) olmasaydı aldığınız (bu fidye) sebebiyle size büyük bir azab dokunacak tı. İmdi ganimet olarak aldıklarınızdan helâl ve temiz olarak yiyin ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah ğafûr ve rahîm’dir” buyurarak onlara harp ganimetin i helal etti.
Bu haberi Müslim nakletmiştir. [117]
Yine Cerîr de bu hadisi A’meş -Amr b. Mürra- Ebû Ubey’de b. Abdillah isnadıyla Ebû Ubeyde’nin babası Abdullah b. Mes’ût (r.a.)’tan şöyle dediğini nakleder:
Bedir günü olunca, Rasûlüllah (s.a.v.) onlara; “Şu esirler hakkında ne dersiniz?” diye sorunca Abdullah b. Ravâha (r.a.): “Yâ Rasûlellah! Sen şu anda odunu çok olan bir vadidesin . Bir ateş yaktır’da bunları içine attır” dedi. Bunu duyan Abbas (o anda esirlerin arasında bulunuyor du) “Allah senin akrabalık bağlarım kessin” dedi. Ömer (r.a.)’de, “Yâ Rasûlellah! Onların liderleri ve başları seninle çarpışıp seni yalanladılar. Sen onların boynunu vurdur” dedi. Ebû Bekir ise: “Onlar senin milletin senin kavmin” öldürmeyelim” görüşünü öne sürdü.
Sonra Rasûlüllah (s.a.v.) bir ihtiyacı için çadırına girdi. O zaman dışarda bulunanla rdan bir kısmı; “En doğru görüş Ömer’in görüşüdür” diyorlardı.
Rasûlüllah (s.a.v.) çadırından çıkıp “Şunlar hakkında ne diyorsunu z? Bunların hali, tıpkı kendinden önce geçen şu kardeşlerin haline benziyor. Hani Nuh (a.s.) o zaman kendi kavmi hakkında;
bu Yâ Rabbî Yer yüzünde kâfirlerden tek kimse bırakma (Nuh; 26) demişti. Mûsâ da;
“Ey Rabbimiz! Sen Fir’avn ve adamlarına dünya hayatında süs ve mallar verdin, Rabbimiz -niye- senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! onların mallarını yok et, kalblerin e baskı yap. Onlar acı azabı görünceye kadar îman etmezler” (Yunus; 88)
İbrahim (a.s.)’de; (İbrahim Sûresi âyet 36’da) şöyle diyordu:
“Rabbim, onlar kesinlikl e insanların çoğunu sapıttılar. Artık kim bana uyarsa o bendendir . Kimde bana âsî olursa (benim ona yapacak şeyim yok) sen bağışlayan ve esirgeyen sin.”
İsâ (a.s.)’da; (Maide 118’ci âyetinde)
“£ğer   sen    onlara azâb edersen, onlar senin kullarındır. Yok eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen dâima üstünsün ve hakimsin.” diyordu.
Rasûlüllah devamla; “Sizler fakir ve ihtiyacı çok olan bir toplumsun uz. Onlardan hiçbiri fidye karşılığı olmadan kurtulup gidemeyec ektir, ya da boynu vurulacak tır,” buyurdu. İbni Mes’ut derki: ben burada “sadece Sehl’in, “İslâm olduğunu” söylerken işitmiştim. Fakat Rasûlüllah, susup birşey demedi. Benim -suçlarım sebebiyle- Allah’ın gökten başıma taş yağdıracak korkusu çektiğim, bu günden daha korkunç başka bir günüm olmamıştır. Nihayet Rasûlüllah (s.a.v.) “Sehl b. Beyzâ hariç” buyurduda kurtuldum . [118]
Ebû îshâk’ta, Berâe (r.a.) veya bir diğerinden; “Ensardan birisi Abbas’ı esir alıp Rasûlüllah (s.a.v.)’in yanına getirmişti. Abbas “beni esir alan bu değildir.” Beni esir alan, şöyle şöyle bir adamdı, diye iddia edince, Nebî (s.a.v.):
“Aııah Seni kerim bir melekle desteklem iştir” buyurdu” dedikleri ni nakleder. [119]
İbni İshâk derki: Bana, İkrime’den dinleyen birisi onun, ibni Abbas (r.a.)’tan şöyle dediğini naklettiğini anlattı:
Abbas (r.a.)’ı esir alan kişi, Ebû’l Yüsr Ka’b b. Amr es-Selemî idi. Nebî (a.s.) ona “Abbas’ı nasıl esir aldın” diye sorunca, “Şimdiye kadar benzerini görmediğim şöyle şöyle yapılı bir adam onu pençesiyle kavramıştı” deyince Nebî (s.a.v.) “Ona karşı, sana kerîm bir Melek yardım etmiş” buyurdu. [120]
Nebî (s.a.v.) Efendimiz, Abbas’a
“Haydi bakalım, hem kendini, hem kardeşiyin oğlu Akîl’i, hem de yeğenin Nevfel b. Harisi fidye vererek kurtar” buyurunca, Abbas razı olmayıp; “ben daha önceden Müslüman idim. Lakin bu herifler beni Bedre zorla çıkardılar” dedi. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.) ona:
“Senin iç durumunu Allah bilir. Eğer iddian doğru ise Allah buna karşılık sana sevabını verecekti r. Ama senin işiyin dış görüntüsü bizim aleyhimiz edir. Sen şimdi kendini fidye ile kurtar” buyurdu.
Abbas’ın beraberin de getirdiği “yirmi akıyye altın” ele geçirilmiş idi. Efendimiz e: “Yâ Rasûlellah! Bu el konulan altınımdan birazını benim fidyemin yerine hesab etsen” deyince Nebî (s.a.v.):
Hayır, o harp ganîmeti olarak Allah’ın senden alıp bize verdiği bir haktır, buyurdu. [121]
Zayıf bir ravi olan Abdülazîz b. Imrân ez-Zührî derki: Bana Muhammed b. Musa, Ebû’l Yusr lakablı Umara b. Ammar babasından, o da dedesinde n şöyle dediğini nakleder:
Bedir günü Abbas’ın yüzüne baktım. Put gibi ayakta kımıldamadan duruyor ve gözlerinden yaşlar akıyordu. Ben ona; “Allah bu akrabalık sebebiyle sana şer karşılığı versin. Sen kardeşiyin çocuğuna karşı, düşmanla birlikte mi savaşıyorsun?” dedim. Abbas bana: “Muhammed ne halde, yoksa öldürüldümü?” dedi. Bende: “Allah ona destek veriyor ve zafer nasib ediyor” dedim. “Peki bana neye geldin?” dedi. Ben de; “teslim ol! Zîra Rasûlüllah senin bu harpte öldürülmeni yasakladı” deyince o, “bu, onun ilk akraba koruyup, sıla yapışı değilki” dedi. Bende onu esir alıp geldim. [122]
İbni İshâk, bir adam -İkrime isnadıyla İbni Abbas (r.a.)’m şöyle dediğini rivayet ediyor: Kureyş esirlerin i kurtarmak üzere fidyeleri ni gönderdi. Abbas “ben daha önceden Müslüman idim” diye itiraz etti. Bu konuda,
Eğer Allah kalbinizd e bir hayır olduğunu bilirse sizden alınan şeylerin daha hayir-
hsım verir ve sizi bağışlar (Enfal; 70)” âyeti geldi. Abbas derki: “Allah benden alınan yirmi akıyye mala karşılık bana yirmi köle verdiki herbirini n elinde ticaret yapabildi kleri birde mallan var. Üstelik mağfiret olunmamızda cabası.” [123]
Ezher es-Semmân, İbni Avn -Muhammed- Ubeyde isnadıyla Ali (r.a.)’den, (Bazıları da doğrudan Ubeyde b. Abdillah’tan mürsel olarak) şöyle dediğini nakleder: Bedir esirleri hakkında Nebî (s.a.v.) E-
fendimiz şöyle buyurdu:
“Dilerseni z onları öldürebilir, dilerseni z fidye karşılığı serbest bırakırsınız ve fidyeden faydalanırsınız. Onların sayısı kadar sizden insan şehid olacaktır,” buyurdu. Bu yetmiş kişinin sonuncusu Sabit b. Kays b. Şemmas (r.a.) idi. O da Yemâme harbinde şehit düşmüştü. [124]
Bu hadis de, Peygamber (s.a.v.)’in Mu’cizelerin e dahil olup, Efendimiz in şehid olacaklar a ait Allah’ın hükmünü, vukuundan önce bildirmiştir. Ve bu haberi daha sonra aynen cerayan etmiştir.
Yunus b. Bükeyr, İbni İshak’tan naklediyo r: Bana Nübeyh b. Vehb çl-Abderî şöyle haber verdi: Nebî (s.a.v.) Esirlerle birlikte Bedir’den hareket edince, onları Müslümanlara bölüştürmüş ve “Bunlara hayırlı tavsiyele r yapın” buyurmuştu.
Nübeyh derki; ben birisinin Ebû Azîz’den şöyle dediğini naklederk en  duydum;  “Bedir  günü bende  esirler arasındaydım.  Allah Rasûlünü; “Esirlere hayırlar tavsiye edin” buyurduğunu işittim. Bundan sonra öyle olduki, onlara bir yemek sunulduğunda daha ellerine sofradaki ekmek değer değmez onu alıp hemen esirinin önüne atarlar, kendileri kuru kuru hurma yerlerdi. Ben bundan utanır ve ekmeği alıp bana atanın önüne geri atardım, ama o tekrar bana atardı.” [125]
Yukarda adı geçen “Ebû Azız”, Mus’ab b. Umeyr (r.a.)’in kardeşi olup, Müslüman olduğu söylenir. İbnü’l Kelebi ve diğerleri ise onun Uhut harbinde kâfir olarak Öldürüldüğünü öne sürerler. [126]
Ebû’ş-Şa’sa’nm nakline göre Abdullah b. Abbas (r.a.); “Peygamber (s.a.v.)’in Cahiliye mensubu bu insanların, Bedir günü kurtuluş fidyeleri ni dörtyüz olarak belirlediğini” söylüyor. [127] Bu hadisi Ebû Dâvûd, Şu’be -Ebû’l-Anbese-, Ebû’ş-Şa’sâ isnadiyla İbni Abbas’tan verir.
Esbât, İsmail es-Süddi’den naklediyo r: Bedir’e katılanlardan Abbas, kardeşinin oğlu Akîl ve Nevfel’in fidyesi olarak herbirini n yerine dörtyüz dinar verilmişti. [128]
Yûnus b. Bükeyr, İbni İshâk’tan naklediyo r: Bana, el-Abbas b. Abdillah b. Ma’bed, akrabalarından biri vasıtasıyla İbni Abbas’tan, Bedir günü Rasûlüllah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu anlattı:
“Ben kesinlikl e biliyorum ki, gerek Haşimoğullan gerek diğerlerinden, hiçte bizimle savaşmaya ihtiyaçları olmayan birtakım insanlard a, zorla Bedr’e getirildi ler. Sizden biriniz, onlardan birine rastlarsa sakın öldürmesin. Çünkü onlar sadece zorlanara k harbe çıkarıldılar.” Bunu duyan Ebû Huzeyfe b. Utbe: “Biz kendi öz babalarımızı ve kardeşlerimizi öldürecekte, Abbas’ı bırakacağız ha? Vallahi ona rast gelecek olursam onu kılıcımla lime lime doğrayacağım” dedi. Bu haber Peygamber Efendimiz e ulaşınca Ömer b. el-Hattâb’a hitaben, “Yâ Ebâ Hafs, Allah Rasûlünün amcasının suratına kılıçmı çalınacak?” buyurdu. Ömer’de: “Yâ Rasûlellah! Vallahi bu herif kesinlikl e münafıklık yapmıştır, izin versende boynunu vursam” dedi.
Daha sonraları Ebû Huzeyfe bu anı hatırlayınca şöyle derdi:
– “Vallahi, ben Peygamber in sözüne karşı ağzımdan kaçırdığım bu sözümden dolayı (münafık olup olmadığımdan) emin olamadım. Allah beni şehit olarak öldürene kadarda korkmaya devam edeceğim.11 Gerçekten de Yemâme harbinde şehit oldu. [129]
İbni İshak derki: Rasûlüllah (s.a.v.) Ebû’l-Bahterî’nin öldürülmesini yasaklamıştı. Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.) Mekke’deyken, Kureyş içinde kendisini savunan yegane kişi Ebû’l Bahterî’ydi. [130]
Esirler arasında, çok zengin olması sebebiyle en fazla fidye veren, Efendimiz (s.a.v.)’in amcası Abbas idi. Kendini kurtarmak için yüz akıyye altın vermiş idi. [131]
İbni Şihâb-ı Zührî anlatıyor: Bana Enes (r.a.)’in anlattığına göre; Ensar’dan bir gurup adam Peygamber (s.a.v.)’den izin talebinde bulunarak, “Yâ Rasûlellah! Bize müsade etseniz de kardeşimizin oğlunun fidyesini almaktan vazgeçsek,” dediler. Rasûlüllah (s.a.v.) de;:
“Hayır! Vallahi tek bir dirhemden bile vazgeçemezsiniz” buyurdu. [132]
İsrâîl, Simak -İkrime isnadıyla İbni Abbas (r.a.)’tan şöyle nakleder: – Bedir harbi bitince Ashab: “Yâ Rasûlellah! Kervanı ele geçirseniz. Çünkü onu koruyacak kimse kalmadı.” dedi. Abbas esir olarak, orada henüz bağlı duruyordu . Bunu duyunca; “Bu doğru olmaz” dedi. Efendimiz “Niçin?” diye sorunca, “Zîra Allah sana bu ikisinden sadece bîrini va’detti ve va’dettiğini sana bağışladı” dedi. [133]
Hz, Zeynep (r.a.)’in kocası Ebû’1-As’ı kurtarmak için annesi Hatice (r.a.)’nin hediye ettiği gerdanlığı fidye olarak gönderme hadisesi daha önce anlatılmış idi.
Saîd b. Ebî Meryem, Yahya b. Eyyûb -İbnü’1-Hûd- Amr b. Abdillah b. Urve b. Ziibeyr -Urve isnadıyla Hz. Aişe’den şöyle rivayet ediyor:
– Rasûlüllah (s.a.v.) Medine’ye geldiği zaman kızı Zeynep de Kinane -veya îbnü Kinâne- ile yola çıkmıştı. Lakin Müşrikler peşlerine düşüp takibe başladı. Hebbâr b. el-Esved Zeyneb’e yetişip mız-rağıyla devesine dürte dürte onu yere düşürdü. Zeyneb (r.a.) hamile olduğu için karnındaki cenîn’i düşürdü ve kan kaybetmey e başladı. Bunun üzerine Zeyneb konusunda Haşimoğullanyla Ümeyye oğulları münakaşaya başladılar. Ümeyye oğulları. “Zeyneb bizim yanımızda kalacak. Biz bu hakka sahibiz diyordu. Çünkü Ebû’I-As’ın karısı idi. Zeynep Hind bin Utbe b. Rabî’a’nın yanında kaldı. Hind Zeyneb’e:
– “Şu başına gelenler hep babayın yüzünden oldu” der imiş.
Bir gün Allah Rasûlü, Zeyd b. Harise’ye: “Gidip Zeyneb’i alıp gelsen olmazmı?” deyince Zeyd, “Tabî Yâ Rasûlellah!” dedi. Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.) de:
“Yüzüğümü al ve Zeyneb’e ver” buyurdu. Zeyd -yüzüğü alıp- yola çıktı. Kimseye belli etmeden yoluna devam ederek bir çobana rastladı ve ona, “kimin adına güdüyorsun?” deyince, “Ebû’l Âs adına” dedi. “Ya bu koyunlar kimin?” diye sorunca çoban, “Muhammed’in kızı Zeyneb’in” dedi. Çobanla bir müddet birlikte yürüyüp sonra ona, “sana bir emanet versem bunu Zeyneb’e verirmisi n? Ama kimseye bir şey söylemeyeceksin!” dedi. Çoban, “evet” deyince yüzüğü ona verdi.
Çoban gidip Mekke’ye vardı ve koyunları ağıla katıp yüzüğü Zeyneb’e verdi. Zeyneb yüzüğü görünce hemen tanıdı ve “bunu sana kim verdi?” diye sordu. Çoban “birisi verdi” deyince, “onu nerede bıraktın?” dedi. “Şöyle şöyle bir yerde” deyince Zeynep sustu. Gece kararınca çıkıp Zeyd’in yanma geldi. Zeyd ona, “Sen devemin önüne bin (de ben seni daha iyi koruyabil eyim)” deyince Zeyneb (r.a.) “hayır, sen Öne bin ben arkana binerim” dedi. Devenin terekesin e binip Medine’ye geldi. Rasûlüllah (s.a.v.) onun hakkında:
“O, benim uğrumda belalara uğrayan, benim en faziletli kızimdır” buyurdu.
Ravî Ömer b. Abdillah b. Urve derki: Babam Urve’nin bu hadisi Alî b. Hüseyin’e ulaşmış, derhal kalkıp Urve’nin yanına geldi ve ona: “Şu senin naklettiğin ve içeriğinde Fatıma (r.a.)’nın fatiletin i eksilttiğin bir hadis bana ulaştı, bu nasıl bir hadis?” dedi. Bunun üzerine Urve’de:
Vallahi ben Fatıma (r.a.)’nin hakkı olan bir fazileti eksiltere k doğu ile batı arasındaki bütün mülklerin benim olmasını asla istemem. Ama istersen bundan sonra senin hatırına bu hadisi bir daha söylemem, dedi. [134]

[113] Hâkim Müstedrek 2/131, 132, 221; Ebû Dâvûd 2737; Beyhakî Delâil 3/135; Beyhakî Sünen-i Kübra 6/291; Taberî 9/116; Beğavi Ş. Sünne 31/112; Taberânî Kebîr 12/129; Abdürrezzak 9483; Ebû Nûaym Hılye 7/102.
 [114] Ebû Dâvud 2738; Beyhakî Delâil 3/136.
 [115] Beyhakî Delâil 3/136, 204; Tirmizî Siyer 12; îbni Mace Cihad 18; Müsned 1/271.
 [116] Matbu Nüshada “Li Rasûlillah” şeklinde “Rasûlüllah’a dedi. “diye yazıldıki matbuat hatasıdır. Doğrusu “Li” olmadan tercemede düzelttiğimiz gibidir. Zaten hadis kitablarm dada doğrusu böyle yazılıdır.
 [117] Müslim 1763; Ebû Dâvûd 2690; Beyhakî Delâil 3/138. Bu haber öncede geçmiş idi.
 [118] Tirmizî Cihad 3084 sire 1714; Müstedrek 3/22; Beyhakî Delâil 3/138, 139; Taberânî 10/177; Müsned 1/383; İbni Ebî Şeybe Musannef 14/372; Beyhakî S. Kübra 6/321; Taberî Tefsîr 10/33; Ebû Ubeyd el-Emvâl sayfa 113; Taberî Tarih 2/46, 47; Ebû Ya’la Müsned 9/ h. no 5187. Burada gerek Zehebî, gerek Beyhakî ve Taberî ile kaynakların çoğu Süheyl b. Beyzâ diye yazarlar ki bu bir kalem hatasıdır. Doğrusu bizim yazdığımız gibi “Sehİ” olup Süheyl’in kardeşidir. Her ikiside Bey2â’nın çocuklarıdır. Süheyl’e gelince O Mekke’de tbni Mes’ut’tan bile Önce İslâm olmuş ve Medine’ye göç etmiş ve Müslüman olarak Bedir harbine katılmıştır ki bunu İbni Sa’d Tabukatmd a gayet net açıklar. Sehl ise Mekke’de İslâm olmuş ama bunu gizlemişti İbni Abdül-Berr’in El-İstîab’ında (4/271) Abdullah’ın onu Mekke’de namaz kılarken göldüğünü, müşriklerin onu zorla Bedir’e getirdiğini bildirir.
Burada Sehl’in yerine Süheyl yazılışı isim meşhurluğundan olmaktadır.
Haberin ricali Sika’dır Hâkim Sahih der ve Zehebî ona katılır. Bilemiyor um neden katılır. Oysa Ebû Ubeyde İbni Mes’ûd’un oğlu isede babasından hadis dinleyeme diği açıktır. Bu yüzden Tirmizî “bu hasen bir hadistir” der.
 [119] Müsned 4/283.
 [120] Müsned 1/353; İbni Sa’d Tabâkat 4/12.
 [121] Müsned 1/353; Hâkim 3/246; İbni Sa’d 4/12; Taberî Tarih 2/42; Taberî Tefsir 5/149; Beyhakî Delâil 3/142: Burada Abbas ile Efendimiz arasında şöyle bir konuşmaya yer verir: Abbas, “benim yanımda hepimizi kurtaraca k kadar fidye parası yok” deyince Nebî (s.a.v.): “Peki sen ve Ümmü Fazl’ın gömdüğünüz paralar nere gitti. Sen hanımın Ümmü Fazl’a “Ben bu yolculukt a ölürsem mal çocuklarımındır” dememişmiydin” buyurunca Abbas: Vallahi Yâ Rasûlellah, ben senin Peygamber olduğunu biliyordu m. Bunu benimle Ümmü FazI dışında bilen yoktu. Benden ele geçirdiğiniz altınlardan yirmisini fidyeme saysan” deyince Rasûlellah, “hayır bu bize Allah’ın senden alıp verdiği bir haktır” buyurdu. Abbas sonunda derki: “Allah bu benim fidye için verdiğim yirmi akıyye’ye karşılık İslâmi dönemde yirmi köle verdİki Allah’ın mağfireti yanında birde bunların herbirin malı vardı.”
 [122] İbni Sa’d Tabâkat 4/12.
 [123] Beyhakî 3/143, İbni Sa’d 4/12.
 [124] Beyhakî S. Kübra 6/321, 9/68; Delâil 3/139, 140; Hâkim Müstedrek 2/140; Taberî Tefsir 14/67; İbni Ebi Şeybe 14/369.
Zehcbî’nin elediği Mürsel rivayeti İbni Ebî Şeybe Musannef 14/368’de Abdürrahîm b. Süleyman -Eş’as- İbni Sîr’in isnadıyla doğrudan Ubeyde’den nakleder. Beyhaki bu hadisin Ezhere sorulduğunu onunda “Ubeyde Ali’den” diye. kesin müsned olarak naklini öne sürer.
 [125] Taberânî Sağîr 1/146; Mec. Zevaid 6/86; Taberî 2/39.
 [126] İbni Sa’d’da Tabakâtında (2/43) onun Uhut harbinde müşrik olarak öldürüldüğünü nakleder. Vakîdi’nin I/58’deki nakline göre Bedir günü Müslüman muhacirle rin sancağı Mus’ab b. Umeyr (r.a.)’de müşriklerinki de kardeşi Ebû Azîz b. Umeyr’de idi. Yine Vakidî 1/308’de “bu Ebû Azîz’i Kuzman öldürdü” der.
 [127] Ebû Dâvûd Cihad 2691; Beyhakî Delâil 3/140; Hâkim Müstedrek 2/125.
İbni Ebî Şeybe Musannefi nde İbrahim Nehaî’den “Allah Rasûlü Bedir esirlerin den Arab ve hür olana 40 akiyye fidye aldı. Kölelerden’de yirmi akiyye aldı. Bir akiyye kırk dirhemdir” dediğini nakleder. Cilt 14/386.
 [128] Beyhakî Delâil 3/140.
 [129] İbni Hişam 2/271; EI-Eğanî 4/193; EI-Kamil 2/126; Beyhakî Delâil 3/140, 141. Bu haber öncede geçmişti.
 [130] İbni Hişam 2/271; Beyhakî Delâil 3/141.
 [131] Beyhakî Delâil 3/141.
 [132] Bulıarî El-ltk 49/11; hadis no 2537; Beyhakî Sünen-i Kübrâ 6/205, 322; Beyh. Delfiil 3/i 42.
 [133] İbni Ebi Şeybe Musannef 14/376; İmam Ahnıed Miisncd 1/314; Taberanî Mu’cemü’I Kebîr 11/279.
 [134] Beyhakî Delâil 3/156; Tehavî MüşkilÜ’l Âsâr 1/45, 46; Buharı Tarih-i Sağîr 1/8.
Burada Hz. Zeyneb’in yanında mahremi olmadan Zeyd iie nasıl Medine’ye kadar gidebilec eği akla gelebilir . Tahavî aynı yerde bunun izahını yapar ve ‘O zaman henüz Zeyd, Peygamber imizin oğulluğu sayılıyor ve “Zeyd b. Muhammed” deniyordu . Hem oğullukların evlad sayılacağı âyet inmemişti, lıemde kadınların sefere çıkmalarındaki hüküm belirlenm emişti” diyerek şüpheleri giderir.
İmam Zehebi, Tarihü’l İslam  Meğazi 3/128-140

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: