Necaşi’nin Kıssası

“Sîre’den naklen”
Sonra Kureyşliler, Müslümanlardan nasıl intikam alacaklarını konuştular ve, “İntikamımız Habeş topraklarında (ki muhacir Müslümanlarda)” dediler ve oraya Amr b. el Âs ile Abdullah b. Rabî’ayı gönderme kararı aldılar.
Zührî derki: Bana ulaştığına göre onların yola çıkışları Bedir harbinden sonra olmuştur.
Kureyş’in Habeşistan’a adam saldığı haberi Peygamber (s.a.v.)’e gelince, Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi bir mektupla Necâşî’ye yolladı.


Saîd b. Müseyyeb ve diğerleri derlerki: Kâfirler Amr b. el-Âs ve Abdullah b. Ebî Rabîa ile Necâşî ve Habeş ulularına bir sürü hediye yolladılar. Kureyş elçileri Necâşî’nin yanma geldikler inde hediyeler i kabul edildi ve Amr b. el-Âs’ı kıral kendi yanma tahtına oturttu. Amr b. Âs, Mekke’de cereyan eden şeyleri Necâşî’ye anlatarak: “Şimdi senin toprakların üzerinde yaşayan ama, ne senin dinine, ne de bizim dinimize inanan bir sürü adam var. Sen onları bize geri ver” dediler. Bunu dinleyen Habeş devlet idarecile ri, “doğru söylüyorlar, onları bunlara geri verelim” dedilerse de Necâşî; “Onlarla konuşmadan olmaz” dedi.
Zührî bu konuda Ebû Bekir b. Abdirrahm an aracılığıyla Ümmü Seleme (r.a.)’dan şöyle dediğini rivayet eder:
– Habeşistan topraklarına indiğimiz zaman, Necâşî bizi fevkalade iyi bir yere yerleştirdi. Böylece dinimizce güvence içinde olarak Allah’a kulluk ettik. Hoşlanmayacağımız ne laf duyduk, ne de eziyet gördük.
Bu durum Kureyşlilerce duyulunca, kendi aralarında hemen bir toplantı yaparak, Mekke’den toplayabi lecekleri kadar hediyeler le, iki kişiyi Necâşî’ye gönderme kararı aldılar. Ona en iyi getirileb ilecek hediye ekmeğe katık olacak şeylerdi. Böylece Ona verilmek üzere çok katık malzemesi topladılar.
Oraya gelince hediye vermedik hiçbir Patrik bırakmadılar. Abdullah b. Ebî Rabî’a ile Amr b. el-Âs’i yola çıkarırken onlara da; “Necâşî’yle konuşmadan önce Patrikler in hediyesin i mutlaka vermiş olacaksınız” diye tenbihte etmişler. Onlar Habeşe geldikler inde konuştukları her patriğe: “Bizim akılsız bir takım köleler Melik Necâşî’nin topraklarına sığınmışlar. Bu adamlar kendi milletler inin dinlerine muhalefet edip ayrıldılar ama sizin dininize de girmedile r. Bizi Mekke ileri gelenleri Necâşi’ye bu adamları geri vermesi için yolladılar. Biz kıralla konuşunca, bu adamları bize geri vermesini ona tavsiye edin” ricasında bulundula r ve her bir Patrikten “olur” cevabını aldılar.
Daha sonra bu ikisi Necâşî’ye hediyeler ini takdim ettiler. Kıral hediyeler i kabul edince de durumu Ona anlattılar: Patrikler hemen atılıp: “Ey Kıral! bu ikisi doğru söylüyor. Bu adamların ne mal olduğunu en iyi onların kavmi bilir, zîra gözleri önündelerdi. Hem bunların onları utandıracak derecede yaptıkları ayıplarını ve ettikleri tenkitler in ne olduğunu en iyi onlar bilirler. Bu adamları onlara teslim edelim” dediler.
Ümmti Seleme derki: Abdullah b. Ebî Rabîa ile Amr b. el-Âs için en kötü şey, Necâşî’nin Müslümanları da dinlemek istemesi idi. Ama Necâşi onların bu sözlerinden öfkelendi ve:
– “Allah için, böyle bir durumda ben bu insanları şu iki herife asla teslim edemem. Benim ülkeme gelip bana sığınarak, başka kırallara beni tercih eden bir kavmi, buraya çağırıp kendileri ni dinlemede n, şu ikisine geri vermem asla söz konusu olamaz.” diyerek Müslümanlara “yanıma gelin” diye haber saldı! Necâşî’nin adamı oraya varınca, “Kıralla ne konuşulacağı” konusunda müşavere etmek üzere toplandılar ve “vaziyet ne olacaksa olsun biz, bize Allah’ın öğrettiği ve Peygamber inin bize emrettiği hakikati apaçık anlatalım” kararına vardılar.
Necâşî Papazlarını da da’vet etmişti. Müslümanlar oraya geldiğinde, papazlar onun etrafında yerlerini almış ve kitablarmı açmış bulunuyor lardı. Necâşî onlara: “Sizi kendi milletini zin dininden ayıran, benim dinime ve diğer hiç bir milletin dinine sokmayan şu din nedir?” dedi. Ümmü Seleme devamla derki:
Müslümanlar adına sözcü Efendimiz in amca oğlu Ca’fer b. Ebî Talib idi. Ca’fer Kirala hitaben:
“Ey Melik! Biz Cahiliyet dönemi yaşayan, putlara tapan, leş eti yiyen, her türlü fuhşiyatı yapan, akrabalık gözetmeyen, komşuluk hakkını unutup komşulara aman vermeyen, kuvvetlin in zayıfı yediği bir toplum idik. İşte biz böyle idik. Nihayet Allah (c.c), bizden bir Peygamber gönderdi. Biz onun soyunu, sopunu, doğruluğunu, güvence durumunu ve ne kadar iffetli olduğunu gayet iyi biliriz. İşte bu Peygamber bizi, Allah’ı tek kabul ederek, ona ibadet etmemize davet etti. Bizi daha önce taptığımız, dedelerim izin de taptığı taş ve putlardan vaz geçmeye çağırdı. Bize, doğru sözlü olmamızı, emanete hıyanet etmeden sahibine iade etmemizi, akrabalık bağlarını pekiştirmemizi, komşulara iyi davranmamızı, haramlard an ve kan davasından el çekmemizi emredip fuhşiyatı, yalan ve aldatmaca sözü, yetim malı yemiyi, namuslu kadınlara iftira atmayı da kesinlikl e yasakladı. Hem bize Allah’a tek olarak kulluk edip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılıp, zekât vermeyi ve oruç tutmayı emretti (Ümmü Seleme burada derki “Ca’fer böyle diyerek Kıral’a İslâm’ın emirlerin den bir çok şey saydı.”) Bizde bunları duyunca o Peygamber i tasdik edip ona iman ettik ve onun Allah katından getirmiş olduğu şeye uyduk. Artık Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmuyor, bize haram ettiğini haram, helâl ettiğini helâl kabul ettik. Lakin bu bizim kavmimiz bize düşman olup işkenceye başladılar ve bizi dinimizde n dolayı fitneye sürükleyip dinimizde n uzaklaştırıp, Allah’a kulluktan çıkarıp putlara kulluk etmeye geri çevirmeye kalktılar. Murdar şeyleri helâl saydırmaya uğraşıyorlar. Bize saldırıp zulme başladılar. Dinimiz ile aramıza girdiler. Bizde çare kalmayınca senin ülkene çıkıp geldik. Seni diğer kırallara tercih ettik. Senin komşuluğuna rağbet ettik ve ey Kıral senin yanında zulüm görmeyeceğimizi umduk” dedi. Bunun üzerine Necâşî:
Peki O Peygamber in, Allah’tan getirdiği âyetlerden senin bildiğin bir şey varmı? dedi. Ca’fer “evet” deyince, “Onu bana oku” dedi. Ca’fer’de Meryem Sûresi’nin başından bir bölümünü okudu.
1- Kâf, hâ, yâ, ayîn, sâd.
2- (Bu) Rabbi’yin rahmetini n, kulu Zekeriyyâ’ya ulaşmasıdır. [154]
3- Hani Rabbine gizli bir nida yapmıştı.
4- “Rabbim! Benim gerçekten kemikleri m zayıfladı, baş aklık ateşiyle tutuştu. Ve ben senin duan ile, hiç bir zaman mutsuz olmadım Rabbim.
5- Ve ben, benden sonra (yerimi alacak) amca oğullarım (in durumun) dan korktum. Karımda kısır kaldı. Artık bana kendi ka-tından bir velî hibe et. de.
6- Bana ve Ya’kub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim onu hoşnud olunan biri yap.
7- Yâ Zekeriyya! Biz sana adı Yahya olan bir oğlan ile müjdeliyoruz. Bundan önce hiç kimseyi ona (aynı adda) ortak yapmadık.
8- Dediki: Rabbim! Benim nerden çocuğum olabilir ki, benim karım kısır, bende yaşlılığın sonuna ulaştım.
9- Dedi kî: Böyledir. Rabbin, “O (nu yaratmak) bana pek ko^ laydir. Ve daha önce de seni yaratmıştım. Halbuki sen hiç birşe değildin.” buyurdu.
10- “Rabbim! Bana bir işaret ver” dedi. “Senin işaretin üçgün sağlıklı olduğun halde (veya hiç ara vermeden üç gün üç gece) insanlarl a konuşmamandır” buyurdu.
11- Mihrab’dan kavminin yanına çıkıp, onlara; “sabah akşam teşbih etmelerin i” işaretle bildirdi.
Vallahi, Kur’ân okunuşunu duyduklarında, Necâşî ve papazları, Öyle ağladılar öyle ağladılarki, göz yaşından sakalları sırılsıklam oldu.
Sonra Necâşî; “Kesinlikl e bu okunan ile, Musa (a.s.)’ya gelen kesinlikl e aynı kaynaktan dır.” deyip Amr ile Abdullah’a “haydi dönûft gidin. Vallahi ben bu Müslümanları kesinlikl e size teslim edemem” dedi.
Biz Necâşî’nin yanından çıktıktan sonra, Amr b. el-As arkadaşına; “vallahi yarın kirala bunlar hakkında öyle birşey anlatacağım ki, burnunla herifleri n yeşillikleri kökünden sökülecek” dedi. Bu ikisinden bizim hakkımızda daha merhametl isi olan Abdullah b. Ebî Rabîa da, “sakın öyle birşey yapma, bize muhalefet etselerde onlarla akrabalık var” dedi. Amr b. Âs’da: “Vallahi onların “Meryem oğlu îsa kuldur” dedikleri ni kirala söyleyeceğim, dedi.
Ertesi gün kalkıp Kirala çıktı ve: “Ey Kıral! Bunlar Meryem oğlu îsa hakkında çok ağır bir ithamda bulunuyor lar” dedi. Kıral da bu durumu anlamak için birini gönderdi.
ÜmmÜ Seleme derki: Vallahi Habeş’e varalı beri, bizim başımıza böyle bir bela gelmemişti. Hemen muhacirle r orada toplanıp; “Kral, İsa b. Meryem hakkında sorarsa ne diyeceğiz?” diye istişare edip sonra da; “Biz, Allah’ın dediğini, Peygamber’in (s.a.v.) tebliğ ettiği şekilde söyleyelim de, ondan sonra ne olacaksa olsun” kararına vardılar.
Kıral’ın yanma girince onlara: “Meryemoğlu Isa hakkında ne dersiniz?” diye sorunca Ca’fer b. Ebî Talib; “Biz onun hakkında bizim Peygamber imizin bize tebliğ ettiği şekilde; “İsa (a.s.) Allah’ın kulu, Onun Peygamber i, Ruhu ve hiç evlenmemiş ismet sahibesi Meryem’e ilkâ ettiği kelimesi’dir” diyoruz, dedi. Necâşî bunu duyunca elini toprağı uzanıp oradan bir çöp aldı ve: “Vallahi İsa’nın gerçekte durumu, senin şu söylediklerini şu elimdeki çöp farkı kadar ileriye geçmez” dedi.
Necâşî bu sözünü söyler söylemez etrafındaki Patrikler i homurdanm aya başladılar. Necâşî’de onlara, “Vallahi homurdans amzda bu böyle” dedi. Sonra Ca’fer ve beraberin dekilere dönüp: “Haydi sizde güven içerisinde evinize gidin. Size söğen cezalandırılır, size söğen cezalandırılır, size söğen cezalandırılır. Asla sizden birine eziyet ederek, altından bir dağım olsun istemem” deyip, adamlarına’da “şu iki adama verdikler i hediyeler i geri verin, bizim ona ihtiyacımız yok. Vallahi Allah (amcamın zorla aldığı) kırallığımı bana geri verirken benden rüşvet almadı ki, ben şimdi bu hususta rüşvet alayım. Hem Allah (o vakit) insanların sözünü benim hakkımda dinlemedi ki, şimdi onları ben dinleyeyi m” dedi.
Bu ikisi de rüsvay olarak, hediyeler i de geri çevrilmiş olarak kiralın huzurunda n çıktılar.
Biz bu halde yaşayıp giderken, birde Habeşli bir adam kırattık iddiasıyla Necâşî’yi devirmek için meydana atıldı. Vallahi biz bugüne kadar böyle bir üzüntüyü hiç tanımamıştık. Zîra bizim hukukumuz u hiç tanımayan birisi Necâşî’ye galib gelirse ne olurdu.
Necâşî de ordusunu alıp onunla savaşmaya gitti. İki ordu arasında sadece Nil nehri vardı.
Rasûlüllah’ın ashabı toplanıp, “bize haber getirmek üzere harp meydanına kim gidecek?” dediler. Zübeyr b. Avvam:
Ben giderim, dedi. O topluluğun en genci idi. “Peki sen git” dediler. Onlar bir su tuluğu bulup hava ile onu şişirdiler. Zübeyr’de onu göğsünün altına alarak üzerinde yüze yüze Nil’in harp yapılan tarafına geçti. Sonra harp sahasına girdi. Biz Necâşî’nin kazanması için dûa ediyorduk . Vallahi biz henüz dûa edip duruyordu k ki, Zübeyr uzaktan koşarak göründü. Elbisesin i sallayara k, müjde, müjde Necâşî kazandı, Allah, düşmanını helak etti, onu kendi toprağında tekrar kıral olarak bıraktı” diye bağırıyordu. Vallahi o anki sevincimi z gibi sevindiğimizi hiç bilmiyoru z.
Böylece Necâşî sağ salim yerine döndü, Allah onun düşmanını yok etmiş, Habeş kırallığını Necâşî’ye sağlamlaştırmıştı. Biz onun yanında ta Mekke’de Rasûlüllah’ın yanına gelene kadar güvenle yaşadık. [155]
Bu hadisi Ebû Dâvûd, İbni İshâk yoluyla Zührî’den nakleder. [156]
İşte bu sahabeler in bir kısmı Mekke’ye gelmiş sonra Medine’ye hicret etmişlerdir. Ca’fer ile gurubu ise Hayber’in fethedild iği yıla kadar Habeşistan’da kalmışlardı.
Bir rivayette de denilirki; Kureyş Müslümanları kovdurmak için Habeşistan’a iki defa adam yolladılar. [157] İkinci seferinde Amr b. As ile Umara b. Velîd (ki bu Halid b. Velîd’in kardeşidir) el-Mahzûmî vardı.
İşte bu Umara ile olan kıssayı İbni İshâk rivayet eder. Orada Umara b. Velîd’in Amr’ı denize attığını, Amr’ın yalvara yalvara tekrar gemiye alındığını- sonra Amr’ın, Umara’yı Necâşî’ye; “bu herif senin aileyin ırzına göz dikti” diye şikayet ettiğini, buna şahit olarak sadece kiralın kullandığı bir kokunun üzerinde bulunmasıyla yakalanıp, kiralın bir sihirbaz çağırıp onu büyületerek sidik yollarının şişirildiğini, onunda vahşî ve azgın bir hale gelip çöllere düşerek yaşamaya başladığını iyice susayınca, ehlinin ayrıldığı yere gelir ve hayvanlar gibi ağzıyla su içtiğini, kardeşi ve akrabaları aramaya gelip onu bağlayıp gemiye bindirece kleri sırada öldüğü” nakledili r. [158]
İbni İshâk, anlatıyor: Zührî dediki: Ben Ebû Bekir b. Abdirrahmân’ın Ümmü Seleme (r.a.) validemiz den naklettiği (yukarda geçen) hadisi Urve b. Zübeyr ile konuştum. Bana, “sen Necâşî’nin “Allah kırallığımı bana geri verirken benden rüşvet almadı ki, ben bu konuda rüşvet alayım, hem Allah insanların sözünü dinlemedi ki ben sözlerini dinleyeyi m” demesinin ne anlama geldiğini biliyormu sun” dedi. Bende “hayır” dedim. O zaman Urve bana şunları anlattı:
– Bana Hz. Âişe (r.a.) anlattı ki; bu Necâşî-Ashame-nin babası Habeş halkının kıralıymış. Ashame’den başka oğlu da yokmuş. Kiralın bir kardeşi varmış ki, onun on iki çocuğu varmış. Bir gün habeş halkı kendi aralarında toplanıp, “Kiralımızı öldürüpte yerine kardeşini geçirsek her halde hakkımızda daha iyi olur. Zîra bunun Ashame’den başka çocuğu yok. Kardeşinde ise on iki tane evlad var. Kıraldan birisi ölse bile öteki yerine geçer, böylece Habeş devleti uzun bir ömür sürer” diye konuşup, Ashame’nin babasına saldırdılar. Kiralı öldürüp yerine kardeşini tahta oturttula r.
Ashame’de amcasının yanında büyüdü. Çok akıllı ve dirayetli ydi. Bir müddet sonra amcasının bütün işlerine el koymuştu. İhtilalci Ha-beşliler bu durumu görünce “korkarız ki amcası kendi ölünce bunu başımıza kıral yapar, o da kiral olunca babasının intikamı için bizi öldürür” diye konuşup amcasına gittiler ve: “Sen bu çocuğu ya öldür, yahut da aramızdan uzaklaştır” dediler. O da; “Sizlere yazıklar olsun. Daha dün babasını öldürdüm, bu günde bunumu öldüreyim? Bu olmaz, ama onu buradan sürgün edeyim” dedi. Onlar böylece Ashame’yi alıp bir tüccara köle gibi, altıyüz dirheme sattılar. Gemici de onu gemisine götürdü. Henüz aynı günün akşamı yeni olmuştu ki, güz bulutlarından bir bulut gelip yağmur çiselemeye başladı. Kıral yağmurdan serinleme k için dışarıya yağmurun altına çıkmıştı ki birden bir şimşek çakarak onu öldürdü. Habeşliler derhal oğlunun yanına geİip onlardan birini kıral yapmak istediler . Ne görsünler hepside ahmak ve aptal değilmi. Hiç birinde hayır yok. Bu yüzden vaziyet çok karıştı ve iyice sıkıştılar. Toplanıp konuşarak, “vallahi, şunu iyi bilinki, sizin devlet düzeninizi sağlayabilecek yegane insan bu gün köle diye sattığınız o gençtir, Kiralınız odur” kararına vardılar.
Derhal çıkarak Ashame ile onu satın alan Tüccarı aramaya koyuldula r. Ona yetişip Ashame’yi geri aldılar. Getirip başına tac giydirere k kırallık tahtına oturttula r. Tüccar o sırada bu adamlara gelip; “ya benim paramı verin, yahut kıralla konuşmaya gideceğim” dedi. Onlar, “sana bir kuruş veremeyiz” dedi. “Buyur” dediler. Tüccar gelip kiralın önüne çöktü ve: “Ey Kıral! Ben çarşıda dün bir takım insanlard an altı yüz dirheme bir köle satın almıştım. Onu alıp gidiyorla r tekrar arkamdan gelerek köleyi geri aldılar, paramıda vermedile r” dedi, Necâşî de adamları çağırtıp, “ya kölesini, ya da parasını geri vermek mecburiye tindesini z” deyince “Peki parasını verelim” dediler.
Hz. Âişe bunları nakledip dediki: îşte Necâşî’nin söylediği, “Allah benden kırallığımı geri verirken rüşvet almadıki ben rüşvet alayım” demesi buna binaendi.
İşte bu, Necâşî’nin din ve adaletind eki ilk denenmesi idi. [159]
İbni İshâk derki: Bana Yezîd b. Rûmân’ın, Urve’den nakline göre Hz. Âişe (r.a.): “Necâşî öldüğü zaman insanlar onun kabrinde devamlı bir nurun parladığını konuştuklarını” söylemiş. [160]
Yine İbni İshâk anlatıyor:
Bana Ca’fer b. Muhammed babasının şöyle dediğini anlattı: “Necâşî’nin tutumunu gören Habeş ileri gelenleri toplanıp, müşavere ettiler ve Necâşî’ye, “Sen bizim dinimizde n ayrıldın” diyerek isyan ettiler. Necâşî’de Ca’fer ve arkadaşlarını çağırıp durumu bildirdi ve onlara bir gemi hazırlattı. Ca’fer ve arkadaşlarına “gemiye binip hareket etmeden bekleyin. Eğer ben yenilecek olursam siz yolunuza gidin ve dilediğiniz yerde kalın. Ama ben galip gelecek olursam yerinizde kalırsınız” dedi. Sonra mektup yazmak için kâğıt aldı ve “Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammede n abdühû ve Rasûlühû. Şüphesiz îsâ’da Allah’ın kulu ve Rasûlü Onun Ruhu ve kelimesid ir” diye yazdı. Sonra bu mektubu bir kumaş içine koyup üzerine alarak kendine isyan eden Habeşlilerin yanına vardı.
– Habeşliier sıra sıra dizilmişlerdi. Necâşî onlara: “Ey Habeş topluluğu! Ben içinizde bu kırallığa en layık olanınız değilmiyim?” diye sordu. “Evet en layıkımız, sensin” dediler. O da; “Peki benim size karşı tavrımı nasıl buluyordu nuz?” dedi. “Tavrın çok iyiydi” dediler. Necâşî; “peki, öyleyse size şimdi ne oldu da bana, “sen bizim dinimizde n ayrıldın, îsâ’nın kul olduğunu iddia ettin” diyorsunu z. Siz îsâ hakkında ne diyorsunu z?” diye sordu. Onlar da; “Biz, İsâ Allah’ın oğludur, görüşündeyiz” dediler. Bunun üzerine Necâşî elini mektubu gizlediği yer olan göğsünün üzerine koyarak: “İşte bu da (kendi kalbi) Meryemoğlu îsâ hakkında buna birşey ilave etmez” deyip bununla o mektupta yazılı olan görüşü kasdetti. Bunun üzerine Habeşliier ondan razı olarak dağılıp gittiler.
Bu durum Nebî (s.a.v.)’ye ulaşmıştı. Necâşî öldüğünde Peygamber (s.a.v.) ona gaiben cenaze namazı kıldırıp istiğfar etti. Allah ondan razı olsun. [161]
Bu Necâşî konusu daha önce (cilt 1. sayfa 277, 289) Habeşistan’a hicret olarak anlatılmıştı.
Burada ise, Bedir sonrası olan alâka sebebiyle bir daha değindik. [162]

[154] Zikr kelimesi anmak anlamında ise de burada rahmetin Zekeriyya (a.s.)’ya ulaşması kasdedili yor. Bak. Alıısî, Rûhu’l Mcânî 16/58.
 [155] İbni Hişam Sîre 1/364; Beyhakî Delâil 2/72, 74, 301; Ebû Nüaym Delâil 1/247; İbni İshak es-Siyer ve’l-Meğazî s. 124 fıkra no 281; Urve b. Zübeyr Meğazî sayfa 113; İmanı Ahmed Müsned 5/290, 292; îbni Sa’d Tabâkat 1/207; Üyûnü’t-Târîh 1/72, 74.
 [156] Burada bir yanlışlık olsa gerek. Zîra Zehebî hadisi tahric edeni “Dal” harfi İle işaretler. “Dal” bu Ebû Dâvûd demektir ki Ebû Dâvûd’da böyle bir haber yok. Bu şekil Ibnî İshâk ve Beyhakî’nİndir. Belkide el yazısı rumuzunda ki KAF o zaman noktasız olduğu için DEL harfi ile karışmış olur. Zira aynı Haberi İbni İshâk Zührî’den veriyor. Bak. Beyh. Delâil 2/301.
 [157] Bak Beyhakî Delâil 2/286; Ebû Nüaym Delâil 1/253.
 [158] Bu rivayet zayıftır. Haberin iki illeti var. Birisi haber İbnü Lehî’a rivayetid ir. O, kitabları yazdıktan sonra aklı bozulmuş ve rivayetle ri karıştırmış biridir. İkincisi haber Urve’de son bulur. Urve tabiinden olunca haber Mürsel’dir. Bak. Ebû Nüaym Delâil 1/243 hadis no 193.
 [159] İbni İshâk Sîre s. 216; İbni Hişam 1/362; EbÛ Nüaym Delâİl 1/83; Beyhakî Delfiil 2/304; Nihayetû’l İrab 16/250.
 [160] İbni Hişam 1/366: İbni İshâk 217; Bey. Delâil 2/76; Ebû Nüatm Delâil 1/83; Urve Meğazî sayfa 219.
 [161] İbni Hişam Sîre 1/266; Ravdu’l Ünf 3/94.
 [162] İmam Zehebi, Tarihü’l İslam  Meğazi 3/157-168

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: