Sevîk Gazvesi (Zilhicce Ayı)

Musa b. Ukbe, Ibnü Şihâb-ı Zührî’den naklediyo r:
Allah(cc), Bedir’de müşrik liderleri nden ve ileri gelenleri nden bir takımını öldürdüğünde, Ebû Süfyan b. Harb, “Muhammed’e savaş açıp Medine’nin etrafını yakıp yıkmadan başına krem değdirmeyeceğine başını yıkamayacağına, hanımı ile yatağa girmeyeceğine” nezretti.
Yanma aldığı otuz kadar atlı ile (kimine göre daha fazla) gizlice Mekke’den çıktı. Böylece yeminini yerine getirecek ti. Medine civarındaki dağlardan, Seyb adlı dağa gelip konakladı ve adamlarından bir veya iki tanesini gönderip onlara “Medine’ye yakın hurma bahçelerinden hangisine varabilir seniz onu yakın” diye emir verdi.

 Bunlar, Medine’ye yakın bir yerde El-Urayd vadisinde ki hurma fidanlıklarına gelip, oraları ateşe vererek geri döndüler. Ebû Süfyan’ın yanına gelince, hepsi birden kaçarak Mekkeye doğru yola çıktı.
Haber Medine’ye gelir gelmez Peygamber (s.a.v.) efendimiz Müslümanlarla birlikte peşlerine düşüp (Ma’den taraflarındaki Medine’ye sekiz konaklık mesafede bulunan “Kar karatü’l-Küdr’e” kadar geldi. Ebû Süfyan ve arkadaşları daha Önce gittiği için onlardan hiç birine ulaşmak mümkün olmadı. Böylece Efendimiz ve arkadaşları herhangi bir şeyle karşılaşmadan geri döndü. [166]
Yukardaki geçen rivayetin aynısını İbnü Lehî’a’da, El-Esved aracılığıyla Urve’den nakleder: İşte bu rivayette şu ilave vardır:
Rasûlüüah (s.a.v.) ile ashabdan, onlara karşı imdat istenmesi üzerine, derhal binekleri ne atlayıp müşriklerin peşine düştüler. Ve onları aciz bıraktılar. Müşrikler kurtulabi lmek için yanlarındaki yol azıklarını atarak, yüklerini hafiflett iler. İşte Ebû Süfyan’i ele geçirmek için yapılan bu seferin adına, “azık” anlamına gelen “sevik seferi” denilmiştir. [167]
Muhammed b. İshak anlatıyor: “Bana Muhammed b. Ca’fer b. Ez-Zübeyr, Yezîd b. Roman’dan nakletti: Bana kendisini herhangi bir şeyle itham edemeyeceğim birisi, Ubeydulla h b. Ka’b b. Mâlik’ten bana (bu sefer hakkında) anlattığına göre, şöyle diyor:
Ebû Süfyan Mekke’ye gelipte, Kureyş’in hezimete uğrayan kalıntısı Bedir’den gelince, Ebû Süfyan, “başını cünüp olsada Muhammed ile savaşmadan yıkamayacağı” nezrini yaparak, iki yüz süvari ile yola çıkıp, Medine’ye bir konak mesafedek i, Seyib dağına kadar gelip konakladı. Geceleyin çıkıp Nadîr oğullan yurduna vardı ve Huyey b. Ahtab’ın evine giderek kapısını çaldı. Huyey korkup kapısını ona açmadı. Ebû Süfyan oradan ayrılıp Selâm b. Mişkem’in evine geldi. Selam, o dönemde Nadir oğullarının lideri ve onların para hazinesi idi.
Ebû Süfyan kapıya varıp izin istedi. Ona izin verildi, kendisini a-ğırladı su ve yemek ikram edildi, aynı zamanda* insanların birtakım haberleri gizlice ona bildirild i. Sonra Ebû Süfyan oradan ayrılıp arkadaşlarının yanına geldi. Koraştan birkaç adamı Medine’ye yolladı. Bunlar Medine’ye yakın El-Urayz vadisine geldiler ve orada bulunan hurma fidanlıklarını yaktılar.
Orada birisi Ensarlı, diğeride ensar ile anlaşması olan iki kişiyi, a-razilerinde yakalayıp öldürdüler. Oradan arkadaşlarının yanlarına gelip yaptıklarını anlattılar. Böylece nezirleri ni yerine getirmiş oldular.
Allah Rasûlü onları yakalayab ilmek için peşlerine düştü ve “Karkâratü’1-Küdr” denen yere kadar geldi. Medine’ye Beşîr b. Abdü’lmünzir (Ebû Lübâbe)’i vali olarak bıraktı. Sonra geriye döndü. Ebû Süfyan ve arkadaşları çoktan kaçmışlardı. Orada, Kureyşlilerin daha hızlı kaçmaları için yüklerini hafifletm ek üzere atmış oldukları, azıklarım buldular.
Rasûlüllah, kendileri ni geri getirdiği zaman Müslümanlar: “Yâ Rasûlellah! Bu -eli boş olarak- yaptığımız seferin bizim için yine de Gazâ’dan sayılmasını ümit edermisin iz?” diye sorduklarında, Nebî (s.a.v.): “Evet” buyurdu. [168]
Derkî: Bu olay Bedir’den iki ay sonra vuku bulmuştur. [169]

[166] Beyhakî Delâil 3/164; Ed-Dürer Sayfa 139, 140; Vakıdî 1/182; Taberî 2/83; Ensâbü’l Eşraf 1/147. İbni Hazm Sîra 152; Tarih-i Halife 59; İbni Sa’d Tabakat 2/30. Urve Meğazî sayfa 161.
 [167] Beyhakî Delâil 3/165.
 [168] İbni Hişam 3/6; Tarih-i Halife s. 59; İbni Sa’d 2/30; Beyhakî Delail 3/166; Vakıdî 1/181; Ensâbü’l Eşrâf 10/310; El-Kfimil Fit-Tarih 2/139; Urve Meğazî 161; Ed-Dürer sayfa 147; El-Muhabber 111; El-Bed’ü Vet-Tarih 4/196; Taberi 2/50.
 [169] Burada “deki” İfadesi tbni tshâk’ın sözü gibi isede o söz “Derimki” olması gerekirdi . Zira o söz kaynaklar da olmayan, bîr ifade olup Allah bilir ya Zehebî’nin kendi sözüdür.
İmam Zehebi, Tarihü’l İslam  Meğazi 3/173-175

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: