Benî Nadîr Gazvesi

[10]

Ma’mur, Zührî aracılığıyla Urve’den naklediyo r: Yahudiler den bir gurup olan, Benî Nadir ile olan gazve, Bedir harbinden sonraki altıncı ayın başlarında olmuştu. Nadîr oğullarının evleri ve hurma bahçeleri Medine civarındaydı.
Rasûiüllah (s.a.v.) onların evlerim kuşatınca, sürgüne gitmeye razı oldular. Buna göre silah dışında deve, mal ve eşyadan taşıyabileceklerini alabilece klerdi. Onlar da şam tarafına sürüldüler. Allah onlar hakkında:


1- Göklerde ve yerde bulunan -herşey- Allah’ı teşbih etti. O azîz ve hakîm’dir.
2- Kitab ehlinin inkâr edenlerin i, ilk haşirde yurtlarından çıkaran odur. Siz onların çıkacağını san mam ıştınız. Onlarda Allah’tan kendileri ni kalelerin in koruyacağını sanmışlardı. Hiçte hesablaya-madikları bir taraftan Allah onlara geldi ve onların kalblerin e öyle bir korku saldı ki, kendi elleriyle, Mü’m inlerin elleriyle evlerini harab ediyorlar . Ey görüş sahibleri ibret alın.
3- Allah onlara sürgünü yüzmamış olsaydı, onlara kesinlikl e dünyada azab edecekti. Ahirette de onlara ateş azabı vardır.
4- İşte bu, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmiş olduklarından idi. Kim Allah’a karşı gelirse, Allah’ın azabı pek şiddetlidir.
5- Hurma ağaçlarından kesmiş olduklarınız veya kökleri üstünde dimdik bıraktıklarınız -bu işler hep- Allah’ın izniyle ve fa-sıkları cezalandırmak için olmaktadır. Ayetteki “Onların evlerini kendi elleriyle yıkmaları” demek, giderken evlerinde hoşlarına giden şeyleri söküp almalarıdır, “ilk sürgün de”, dünyadaki ilk sürülüşleridir. İkinci sürülüş ahiretted ir.
“Onlara Allah’ın sürgünü yazması”, Tevrat’ta geçen bir âyetin hükmü olup, bu gurup daha önce sürgün olmamışlardı. Allah’ın anlattığı Azab, bu sürgün olmasa diğer yahudiler in uğradığı, imha azabı idi. [11] Bu hadiseyi Zuhri’den, Akil de rivayet etmiştir.
Bu haberin isnadını, Zeyd b. el-Mübârek es-San’ânî, Muhammed b. Sevr -Ma’mer- Zührî- Urve diyerek Hz. Aişe’ye dayandırarak rivayet ediyor. Ne varki bu konuda Hz. Âişe adının geçmesi bilginler ce mahfuz değildir. [12]
Mûsâ b. Ukbe-Nâfı- İbni Ömer (r.a.) isnadıyla İbni Cüreyc şöyle naklediyo r: Benî Nâdr ve Kureyza Yahudiler i, Nebî (s.a.v.)’ye savaş ilan ettiler. Benî Nadr sürülüp, Kureyza yerlerind e bırakılarak onlara bir ihsan yapılmıştı. Daha sonra onlarda harbe kalktılar.
Bunu Buharî rivayet ediyor. [13]
Ma’mer, Zührî, -Abdürrahman b. Ka’b b. Malik isnadıyla Nebî (s.a.v.)’nin ashabından birinden şöyle rivayet ediyor:
Kureyş kafirleri Bedir harbinden önce, Abdullah b. Ubey ile Evs ve Hazreç kabileler inden İbni Übey ile birlikte puta tapanlara; “Siz bizim adamımızı yurdunuza yerleştirdiniz. Biz Allah’a yemin ederek diyoruz ki, “siz ya Muhammed’le çarpışacak, ya onu çıkaracaksınız, ya da biz hepimiz sizin üzerinize yürüyecek, hatta sizin savaşçılarınızı öldürüp, karılarınızı alacağız” diye mektup yazdılar. Bu mektup Abdullah b. Übey ile arkadaşlarına ulaşınca, Rasûrüllah (s.a.v.) ile savaşmak üzere toplandılar.
Bu haber, Nebi (s.a.v.)’ye ulaşmıştı. Onlara rastladığında: “Size Kureyş’in tehdidi tam yerine ulaşmış ve etkisini göstermiş. Bununla sizin kendinizi aldatabil meyi murad ettiğiniz şeyden, daha fazla aldatıcı bir tuzak kurmuş değillerdir. Siz şimdi kendi evlat ve kardeş-lerinizlemi savaş edeceksin iz?” dedi. Bunu duyunca dağı1ıverdiler.
hal Kureyş kâfirlerine ulaşınca, Bedir harbinden sonra yahudîlere şunları yazdılar:
“Siz silah ve kaleleri olan bir toplumsun uz. Ve siz ya bizim ordaki adamımızla savaşırsınız, yahutta biz şöyle şöyle yaparız. İşte o zaman sizin hanımlarınızın bacaklarını ele geçirmemize hiçbir şey engel olamaz.”
Onların bu Mektub haberi Nebî (s.a.v.)’ye ulaştığında, Benî Nadr toplanıp Nebî (s.a.v.)’ye haber salmış ve, “Ashabından otuz adam al ve bize gel, bizden de otuz keşiş çıksın ve yarı yolda birleşelim. Onlar senin ne dediğini bir dinlesinl er. Eğer keşişlerimiz seni doğrular ve sana îman ederse, biz de iman ederiz.” diyerek vaziyetle rini anlattılar.
Ertesi gün sabahleyi n Rasûlüllah (s.a.v.), bir müfreze alarak onların üzerine yürüyüp, muhasara altına aldı ve onlara: “Vallahi siz bana üzerinde imzalarınız bulunan bir anlaşma vermedikçe güvencede değilsiniz” buyurdu. Yahudiler anlaşmaya yanaşmayınca o gün onlarla çarpışıldı.
Ertesi gün, Rasûlüllah (s.a.v.) Benî Nadîr’ı bırakıp, Benî Kureyza üzerine müfreze ile yürüyüp onlardan da anlaşma yapmalarını istedi. Onlar bu anlaşmayı yapınca Nebî (s.a.v.) onları dokunmayıp geri döndü.
Daha sonra Nebî (s.a.v.) bu müfreze ile tekrar Benî Nadr Üzerine yürüyüp, sürgün olmaya razı oluncaya kadar onlarla savaşa devam etti. Böylece Beni Nadîr sürgün oldu. Taşıyabilecekleri deve ev eşyası, ev kapıları ve kütük gibi şeyleri beraberle rinde götürdüler. Benî Nadr Hurmalıkları Rasûlüllah (s.a.v.)’a tahsis edildi. Bunu ona Allah vermiş idi. Bu hususta Allah (c.c):
“Allah’ın onlardan alıp Peygamber ine verdiği ganimete, siz -elde etmek için- üzerine ne at, ne deve sürdünüz. Lakin Allah, Peygamber lerini dilediği üzerine musallat eder. Allah her şeye kadirdir.”
“Allah’ın, köy halkından Rasûlüne verdiği o ganimet, Allah’a, Rasûl’e yakın akrabalar a, yetimlere, yoksullar a ve yolda kalmış garib yolcuya ait olup, böylece içinizden sadece zenginler in istifades i için) arasında dolaşan birşey olmamış olsun. Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi yasaklamışsa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Allah azabı şiddetli olandır.” (Haşr Sûresi âyet 6-7) âyetlerini indirdi.
Burada AUah(cc), bu ganimetin harpsiz olarak elde edildiğini söylüyor. Nebî (s.a.v.) bu ganimetin çoğunu Muhacirle re vererek aralarında bölüştürdü. Ensardan sadece ihtiyacı olan iki kişiye de hisse verip, geri kalanı Rasûlüllah’ın sadakası olarak, Fatima’nın (r.a.) evlatlarına intikal etmişti. [14]
Mûsâ b. Ukbe ile İbni İshâk ise, Benî Nadîr gazvesini n Uhut harbinden sonra vuku bulduğuna kail olmuşlardır. Bu konuda onlardan başka tarihçilerden de, bu görüşü savunanla r vardır. Bu görüşü İbnü Lehî’a, Ebû’l-Esved aracılığıyla Urve’den nakleder.
İşte Musa b. Ukbe ile Urve b. Zübeyr’in bu konudaki haberleri şudur:
Rasûlüllah (s.a.v.) iki Kilâb’lının diyetini alma hususunda, yardımlarını te’min etmek üzere Nadîr oğullarına gitmişti. İddiaya göre; bunlar, Peygamber le savaşa gelen Kureyşlilere -Uhut’ta konakladıklarında- gizlice katılmışlar, onları harbe teşvik, edip gizlice yolları da göstermişlerdi.
Rasûlüllah onlarla Kilâblıların diyetini konuşunca; “Otur Yâ Ebe’l Kasım! Bir yemeğimizi yersin. Biz kalkıp aramızda durumu bir görüşürüz, sende ihtiyacını görmüş olarak dönersin” dediler. Rasûlüllah as-habıyla birlikte oturdu.
Onlar görüşmek üzere kendi aralarında toplandıklarında şeytanda beraberle rinde idi. Birden bire Peygamber (s.a.v.)’i nasıl Öldürebileceklerini görüşmeye başladılar ve “İşte şu andakinde n daha yakın, onu bir daha ele geçiremezsiniz. Ondan kurtulun ve güven içinde olun” dediler. İçlerinden birisi, “İsterseniz onun altında oturduğu evin damına çıkıp üstüne kaya atıp öldüreyim” dedi.
Onlar böyle söyleşirlerken, Allah(cc) vahyedere k yahudiler in tuzağım haber verip, Nebî (s.a.v.)’yi kurtardı. Efendimiz yerinden -sanki tuvalet ihtiyacı varmış gibi- kalkıp dışarı çıktı. Allah Rasûlü ashabım onların yanında bıraktı. Allah düşmanları Onun geri gelmesini bekliyorl arsa da Nebî (s.a.v.) onları uzun bekletti.
O sırada Medine’den gelen birine Nebî (s.a.v.)’yi sorduklarında a-dam, “ben onu Medine’de bir sokağa girerken gördüm” dedi. Yahudiler Efendimiz in ashabına, “Ebul Kasım bizden istediği haceti daha
yerine getirmemi zi bile beklemede n acele edip gitmiş dediler. Sonra Rasûlüllah’ın ashabı da kalkıp Medine’ye döndüler. Bu mevzuda Allah (c.c.) şu âyeti indirdi.
Ey îmân edenler! Allah’ın size olan ni’metini hatırlayın ki, bir topluluk size el atmağa kalkmıştı da, onların ellerini sizden menet-mişti.   Allah’tan   korkun.   Artık   inananlar   Allah’a   dayansın.
(Maide; 11)
Allah (c.c.) Peygamber ini, onların yapmak istedikle ri şeylerle bilgilend irince, Allah Rasûlü onların sürülüp, yurtlarından ve mallarından çıkarılarak diledikle ri yere gitmeleri ni emretti. Medine’de nifak çoğaldı. Yahudiler “bizi nereye göndereceksin?” diye sordular. Nebî (s.a.v.), “sizi sürgüne göndereceğim” buyurdu.
Münafıklar, yahudi dostlarına yapılacak bu muameleyi duyunca onlara; “Biz hayatımızda da ölümümüzde de sizlerle beraberiz . Eğer savaşırsanız biz kesinlikl e size yardım ederiz. Eğer yurdunuzd an çıkartı-hrsanız sizinle beraber biz de çıkarız,” dediler.
O zaman Yahudiler in lideri Ebû Safıyye Huyey b. Ahtab idi. Münafıkların bu hayalciliğine kapıhverince müthiş bir şekilde mağ-rurlaştılar, şeytan da onlara galib geleceksi niz diye telkinde bulundu. Böylece yahudiler Peygamber (s.a.v.) ve arkadaşlarına; “Vallahi, biz buradan çıkmayacağız, bizimle çarpışmaya kalkarsan seninle savaşacağız” dediler.
Nebî (s.a.v.) Allah’ın onlar hakkındaki, hükm-ü ezelîsini icra etmek üzere, hareket geçip ashabına savaş emrini verdi, onlarda silahlarını
kuşandılar ve yahudiler in üzerine yürüdüler. Yahudiler evlerine ve kalelerin e sığındılar. Peygamber (s.a.v.) onların kalelerin e ve sokaklarına vardığı zaman onların kaleleri ve evleri arasında savaşı kazanma imkânının pek müsait olmadığını gördü.
Allah (c.c.) neticeye ulaşabilmesi için peygamber ine azim verip emrini hiç aklından çıkarmadı da, Nebî (a.s.) “yahudi evlerinin kendileri tarafındakilerden başlanarak, tek tek yıkılmasını, hurma ağaçlarının kesilip yakılmasını emretti.” Allah münafıkların -kalbine korku salarak- yahudiler e yardım etmesini engelledi . Yahudiler de korkuya kapılınca, her iki -fesat- gurup müthiş bir korkuya düştüler.
Rasûl-ü Ekrem onların şehrinin Medine tarafındakileri yıkıp bitirince, yahudîlerin içinde oturdukla rı evleri arka tarafından yıkmaya başladı. Allah yahudiler in kalblerin e iyice korku salmış olduğundan, çıkıp saldırmaya cesaret edemedile r. Ashab evlerini parça parça yıkmaya devam ediyordu. Yahudiler yıkılan yerlerden kaçarak neredeyse en son evlere sığınma sırası geldiğinde, hâlâ münafıkların va’dettikler i yardımı yapmaya geleceğini bekliyorl ardı.
Sonunda münafıklardan destek ümidi kesilince, Peygamber (s.a.v.)’in daha önce onlara yaptığı teklifi kabul ettikleri ni bildirdil er. Rasûlüllah (s.a.v.) de; “Onların bu diyardan sürülüp, silah dışında, develerin götürebileceği kadar mal almaları” şartıyla onlarla anlaştı. Böylece onlar her tarafa dağıldılar, gidebilec ek heryere gittiler. Ebû’l Hukayk oğulları Hayber’e sığındı. Beraberle rinde pek çok gümüş kap getirmişlerdi. Ebu’l Hukayk bunları çıkarıp götürürken, Nebî (s.a.v.) ve arkadaşları onları görmüşlerdi.
Yahudiler den Huyey b. Ahtab, kalkıp Mekke’de Kureyş’lilere geldi ve Onları Rasûlülİah aleyhine kışkırttı. Allah bu nifak ehlinin sözlerini
ye onlarla yahudiler in arasında geçen konuşmalarını peygamber ine haber verdi.
Müslümanlar, evleri yıkıp hurmaları yaktığı zaman, yahudiler Müslümanları kınamış ve, “birde kendinizi n barışçı olduğunu iddia ediyorsun uz. Şu ağaçların günahı ne idi” dediler.
İşte Allah (c.c.) “Sebbeha liîlâhî” diye başlayan Haşir Sûresi’ni indirdi. Sonra onu Peygamber ine hediye olarak verdi. O da bu ganimeti Allah’ın kendisine göstermiş olduğu muhacirle r arasında bölüştürdü. Ondan bir hisseyi de Ensarlı olmasına rağmen Ebû Dücâre Simâh b. Haraşe ile Sehl b. Humeyl’e verdi. Hatta İbnü Ebi’l Hukayk’ın kılıcını Sa’d b. Muâz (r.a.)’a verdiği bile iddia edilir.
Benî Nadîr’ın bu sürgün hadisesi hicretin üçüncü yılı Muharrem a-yında meydana geldi.
Benî Kureyza’ya gelince; onlar Medine’de kendi köylerinde kaldılar. Peygamber (s.a.v.) onların ne öldürülmesini emretti, nede sürülmesini. Taki Allah onları, Huyey b. Ahtab ve Ahzâb’ın toplanması ile perişan edene kadar güven içinde kaldılar.
İşte Mûsâ b. Ukbe’nin rivayetin in metni budur. İbnü Lehî’a’nın Urve’den rivayeti de “Efendimiz in Ebû’l Hukayk’ın kılıcını Sa’d b. Muaza verdi” diyen yere kadar aynı manada rivayet edilmekte dir. [15]
Mûsâ b. Ukbe ve diğer Meğazî yazarlarının Nâfİ’ aracılığıyla Abdullah b. Ömer’den nakline göre; Rasûlüllah (s.a.v.) Benî Nadîr’in hurmalarını kesip yakmıştı. îşte bu konuda Hassan b. Sabit (r.a.) şu şiiri söyledi:
Ltiey oğulları üzerine Büveyre (bahçelerinde) ufukları saran bir yangın çok basit önemsiz geliverdi .
İşte bu konuda: “Hurmalard an kesmiş olduklarınız veya kökleri üzere dimdik bıraktıklarınız, Allah’ın -size verdiği- izni ile ve fasıldan cezalandırmak için olmuştur… (Haşr; 5)” âyeti nazil olmuştur. [16]
Bu haber, muttefeku n aleyh bir hadistir.
Amr b. Dinar da Zührî -Mâlik b. Evs isnadıyla Ömer (r.a.)’den bu mevzuda, “Benî Nadîr malları Allah’ın Hz. Muhammed’e, Müslümanların bu mallan ele geçirmek için üzerine ne at, ne deve ile saldırma gibi, bir durum olmadan, ganimet olarak verdiği şeylerdendir. Bu mal, Allah Rasûlünün ailesine yıllık geçim (maişet), ihtiyaçlarım tedarik etmek üzere, infakta bulunması için tahsis edilmiş bir maldı. Bu maî-şet miktarından geriye birşeyler artarsa, Nebî (s.a.v.) onu Allah yolunda kullanmak üzere silah ve deveye sarfederd i.
Bu hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmişlerdir. [17]

[10] Bu husus için bak. İbni Sa’d Tabâkat 2/57; Bakıdî Meğazî 1/363, 383; Bulıarî Meğazî 64/14; Beyhakî 3/176, 186; Taberî 2/83, 85; El-Kâmil fıt-Tarih 2/173; El-Muhabber 113; Ensâbü’l-Eşraf 1/339.
 [11] İbni Hişam 3/143, 147; Beyhakî Deİâil 3/176, 186.
 [12] Beyhakî Delâil 3/176. Zehebî’nİn bu ifadesi Beyhakî’ye ait olup Beyhakî rivayeti de verir.
 [13] Buharî Meğazî 64/14. Buharî’de şu ilave vardır: Kureyza harbe kalkınca Müslümanlar onların erkekleri ni öldürdüler, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını taksim ettiler. Sadece onlardan bir kısmı Nebî (s.a.v.)’ye sığındılar, sonra iman edip Müslüman oldular. Medine yahudiler inin hepsi sürüldü Benî Harise yahudiler i, diğer Medine yahudiler inin hepsi sürüldü. Kaynuka Abdullah b. Selam (r.a.)’ın kabilesi idi.
 [14] Ebû Dâvûd, Haraç ve’l-İmara h.no 3004; Abdürrezzak Musannef 9734; Beyhakî Sünen-i Kübra 9/232; Beyhakî Delâil 3/178.
 [15] Beyhakî Delâil 3/180, 183; Meğazî Urve 164, 167; Ya’kûbî Tarih 1/49; Uyûnü’l Eser 2/48; İbni Sa’d Tabâkat 2/57.
 [16] Buharî Meğazî 64/14; Cihâd ves-Siyer 56/154. h. no 3021; Tefsîr-i Sureti’l Haşr h. no 4884. Müslim Cihad 1746; İbni Sa’d Tabakad 2/58; Beyhakî Delâil 9/184.
 [17] Buharî Cilıâd ves-Stre 56/80, Tefsir Haşr Sûresi 65/59 (3); Buharî bu haberi Meğazî 64/14’te gayet uzun anlatır. Müslim Cihad 1756, 1757; Nesaî Feybab 8; Müsned 1/25. 48, 60; İbni Sa’d 2/58; Beyhakî Delâil 3/180.
İmam Zehebi, Tarihü’l İslam  Meğazi 3/191-200

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: